Somut seçenekler
Pavel P. Antonov‘Betonlaşma’ kelimesini ilk kez Kasım ayında, Zagreb’de duydum. 20’lerindeki üniversite öğrencisi Mirna bu sözcüğü, ona göre kuşağının en rahatsız edici çevre sorununu tanımlarken lâf arasında kullandı. Mirna ile farklı ülkelerden gelmemize rağmen sözcüğün anlamını hemen kavradım. Bütün Orta ve Doğu Avrupa’da betonlaşma aynı anlama gelir: yeşil alanların betonla kaplanması. Yatırımcıların çevre üstündeki baskısının gün geçtikçe arttığını göstermesinin yanı sıra betonlaşma, çoğu zaman yöneticilerin hatalarının da bir göstergesi. Yerel yönetimin Aşil topuğu, yani yolsuzluk, yerel çevre hareketinin yarattığı olumlu potansiyeli toplumun gözünde kolayca gölgeleyebiliyor.
Sofya’da inşaat izinlerinin nasıl alındığına hayli aşina olan bir mimar, işlerin nasıl yürüdüğünü şöyle anlatıyor: bir yeşil alanda ilk izin, sözcüğün tam anlamıyla yolu açıyor. Bu ilk izin, genellikle ya bir otopark, ya bir benzin istasyonu ya da park kulübesi gibi ‘geçici yapılar’ için çıkartılır. Sonraki aşamalar daha kolaydır; alan bir kez betonla kaplandı mı artık yeşil alan olmaktan çıkar. Günün birinde bir pazar yeri bir alışveriş merkezine dönüştüğünde buna itiraz edecek hemen hiç kimse çıkmaz.
Betonlaşmanın sorunu, insanları temiz hava gibi bir doğal kaynaktan yoksun bırakmasıdır. Bunun yerine yeni bir süpermarkete, bir otoparka ya da bir iş merkezine kavuşurlar. Doğa, kalkınmanın ve insanların açgözlülüğünün kurbanı olur.
Ancak yerel yönetişim madalyonunun bir de öteki yüzü var: doğru çevresel çözümleri yerel ölçekte planlamak ve hayata geçirmek daha kolaydır.
Polonya ile Orta ve Doğu Avrupa’nın diğer yerlerinde birçok yerel çevre projesine danışmanlık yapmış olan Beata Wiszniewska’ya göre, “bölge belediyeleri, doğa koruma ve halk sağlığı alanında etkileyici başarılar elde ediyor.”
Pek çok yerel başarı öyküsü de, Wiszniewska’nın gözlemini doğrular nitelikte. Bunların çoğu, REC’in teşvik ettiği, titizlikle tasarlanmış yerel çevre eylem planları sonucunda elde edildi. Kimileri de Batılı kuruluşların kapasite geliştirme ve doğrudan malî yardım programlarından yararlandı. Ancak örneklerin hepsinde farkı yaratan bireylerdi. Bu kişilerin en renklilerinden biri, Arnavutluk sınırına komşu, yaklaşık 20,000 nüfuslu Makedon kasabası Debar’ın faal belediye başkanı Argetim Fida.
Doğru çevresel çözümleri yerel ölçekte planlamak ve hayata geçirmek daha kolay.
Debar’da dilleri ve dinleri farklı insanlar, Balkanlar’daki başka yerlerin tersine, on yıllarca barış içinde, bir arada yaşamayı başardı. Şehir doğal güzelliklerle çevrili; zirvesi karla kaplı dağlar, birleşen Radika ve Crni Drim nehirleri, doğa harikası bir kanyon ve iki termal kaplıca. Fida kendini, bu doğal hazinelerle uyumlu bir kalkınmaya adamış.
Doktor olan Fida, 1980’lerin ikinci yarısında, daha iyi bir yaşamı yurt dışında arayanlardan biriydi. İsviçre ve Amerika’daki yılları ona, iyi bir çevrenin yerel toplumlar için ne kadar değerli olduğunu öğretti. “Doğamız bizim ana sermayemiz, onu korumamız gerek,” diyor Fida.
Fida, bir yıl kadar önce belediye başkanı olduktan sonra yerel çevreyi iyileştirmeye yönelik bazı projeler başlattı. Hollanda’nın malî desteğiyle, yeni bir atık su arıtma tesisinin ve bir çöp sahasının olabilirlik çalışması yürütüldü. Hem bu çalışma hem de çevre tesisleri için malî destek bulmaya ilişkin yerel yönetici eğitimi, REC’in uyguladığı bölgesel bir projenin parçasıydı. Batı Balkanlar’ın üç küçük sınır kasabasında projeyi yürüten Venelina Varbova, elde edilen sonuçların mutluluk verici olduğunu söylüyor. “Yerel yöneticilerin kendilerini işe adaması ve sorumluluk duygusu, küçük belediyelerde daha fazla oluyor,” şeklinde açıklıyor bunu.
Ancak Varbova betonlaşma konusunda temkinli. “Batı Balkanlar’daki ülkeler, yerel çevreleri üstünde komşu ülkelerin yaşadığına benzer bir baskıyla karşı karşıya kalacak,” diyor.
Fida buna rağmen iyimser. “Merkezî yönetimde kimse kimsenin adını bilmiyor, oysa burada herkes birbirini tanır. Biz onlar kadar yolsuzluğa batmış olamayız,” diyor ve yatırımcıları kazanmanın, onların çevreyi kirletmesine veya mahvetmesine meydan vermeden de mümkün olduğuna inanıyor.
EDİTÖRDEN
- Yeşil Ufuklar yeni bir iletişim mecrasında
- Farklı bir dünya
- Çevrenin Yereldeki İzdüşümü
- İnsana yapılan yatırım
- Kyoto treninin son vagonu
- Orta ve Doğu Avrupa örneği
- Değişimdeki rolümüz
- Küresel düşün, bireysel davran





