Pazar, Mayıs 20, 2012
EDİTÖRDEN | Yaşam Yürüyüşü
Share to Facebook Share to Linkedin 

Yaşam Yürüyüşü

Pavel Antonov
674-yu-2-3-11_sf4_forum_editor_yasamyuruyusu
VAHA: Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) sponsorluğunda çocuklar için 2006 yılında düzenlenen resim yarışmasına Bulgaristan’dan katılan 14 yaşındaki Marchela Ivo Delcheva, hayatı bir damla su olarak resmetmiş.
(Fotoğraf: UNEP SOCIETY BULGARIA)

Ferenc Markus, orta boylu, fazla atletik yapılı olmayan, sakalı hafif kırlaşmış bir adam. Onu ilk gördüğünüzde dikkatinizi çekense, sizi etkileyen, adeta içinize işleyen mavi gözleri. Markus, WWF Macaristan direktörü. Haziran ayında, Tuna’nın Macaristan toprakları içindeki 450 km’lik sahili boyunca bir yürüyüş yaptı. Amacı, insanlarla nehir arasındaki dostluğu yeniden kurmaktı.

Bu, gerçekten çetin bir iş. Seddeler ve nehir kıyısındaki caddeler boyunca hâlâ duran kum torbaları, ilkbahardaki taşkını belleklerde canlı tutuyor. Macarlar, Nisan boyunca bu çamurlu azgın sulardan evlerini korumak için gece-gündüz çalıştı. Bazıları başardı, ancak çoğu için bu mümkün olmadı. Darmadağın olmuş yapıların ve harabeye dönmüş evlerin görüntüleri haftalarca ekranlara yansıdı; polis ve askerler taşkın bölgelerine yardım ulaştırırken, politikacılar da birbirini suçlayıp durdu.

Nehrin aşağı kısmında, Tisza Nehri’nin isyana katıldığı bölümde bu manzara daha da iç karartıcıydı. Sırbistan’ın batısındaki Vojvodina, Romanya’nın geniş bir bölümü ve Bulgaristan’ın küçük bir bölümü sular altındaydı. Görünüşe göre, beşerî ve ekonomik maliyetin boyutu, nehre duyulan kızgınlığı artırmıştı.

Oysa Markus’a göre durum hiç öyle değil. Markus, 270 köye gidip 105 uzmanla konuştuktan sonra Szendentre’de Tuna Nehri kıyısındaki REC merkez ofisine uğradı. Binalarımızın zemin katları taşkın sonrasında hâlâ kurumamıştı ve Markus, “insanlar bu nehri seviyor,” diye anlatmaya koyulduğunda açıkçası tepkim biraz şüpheci oldu.

Markus bu tezini, çok eski bir gerçekten alıntı yaparak savundu. "Evim bir otoyola, bir otoparka ya da alışveriş merkezine baksın," diyen birini duydunuz mu hiç? Pek mümkün değil. Prag’dan Ankara’ya kadar kime sorsanız ister bir göl, ister bir nehir ya da yeşillikler içinde bir gölet olsun, herkes suya bakan bir ev ister. İşte Markus’un iyimserliği buradan kaynaklanıyor –insanlar suya değer verir, o yüzden de zorunlu olarak onu korumalı ve onunla uyum içinde yaşayabilmelidir. Markus, sırf bu gerçeği bir kez daha doğrulamak için nehir boyunca yürüdü, yol boyunca suyun erdemlerini vurguladı ve insanları suyu, ne kendilerinin ne de doğanın zarar göreceği biçimde kullanmaları konusunda ikna etmeye çalıştı.

Bu görüş, doğa koruma alanında 20 yılı aşkın tecrübesi olan birinden gelince inandırıcı oluyor. Dahası Markus, insanların çoğunun aslında taşkını beklediğini söylediğini de belirtti. Bu insanlar, kendi rızalarıyla nehrin kıyısına ev yaptıklarını ve bu tercihlerinin sonuçlarının da bilincinde olduklarını kabul ediyor.

Ancak takdir edilebilecek böyle bir tutum, yetkililerin yeni ve daha yüksek seddeler yapma yükümlülüğünü ortadan kaldırır –ki seddeleme, taşkınlara karşı bölgede uygulanan en yaygın ve kısa vadeli çözümdür. Bu tutum, karar mercilerini daha stratejik düşünme ve hareket etme yönünde teşvik de eder; belli bölgelerde, nehirlere doğal yollardan yayılıp seddelerin ardına dek taşabilecekleri geniş alanlar ayırmak gibi. Zaten Romanya Nisan'da, giderek yükselen suların nehrin aşağısındaki yerleşimlere zarar vermesini önlemek için acil bir önlem olarak bu yola başvurmuştu.

Markus’a göre Macaristan su işleri yetkilileri doğru yolda. “Yaptığımız önerilere gayet açıklar,” diyerek bu tutumu onaylarken, tarımın nehir üzerinde hâlâ çevresel bir baskı olduğunu da belirtiyor. Macaristan, ülkedeki belli başlı nehirlerin çevre dostu yönetimini hedefleyen birkaç siyasî girişimde bulundu. Bunlar arasında Tisza Nehri için 2001'de başlayan yeni Vasarhelyi planı ile, taşkın ovalarının sürdürülebilir kalkınması için 2002'de başlayan Budapeşte Girişimi de var. Bunlardan ikincisi, bölgedeki beş başbakan tarafından da destekleniyor.

AB üyesi olan Macaristan'ın, her ne kadar sanayiciler ve yeşil gruplar tarafından eleştirilse de somut bir yasal çerçeve sağlayan AB Su Çerçeve Direktifi’ne tam olarak uyması gerek.

Geriye Markus’un 'parçalanma' dediği tek bir sorun kalıyor. Markus, "nehir çok karmaşık bir sistem, ve mozaiğin bütün parçaları doğru yere oturtulmalı," diyor. Daha güçlü bir siyasî iradeyle birlikte, taşkın kontrolü, su tedariki, tarım, turizm, taşımacılık ve doğa korumanın eşit ve bütüncül biçimde ele alınmasıyla Macaristan’ın güçlü bir nehir yönetimine sahip olma şansı çok yüksek. Tabii diğer Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin de.

Temmuz-Eylül 2006

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama