Pazar, Mayıs 20, 2012
EDİTÖRDEN | Çevre hakkı
Share to Facebook Share to Linkedin 

Çevre hakkı

Nafiz Güder

Temel hak ve özgürlükler dendiğinde, ilk olarak akla gelen haklardan biri 'çevre hakkı' olmuyor belki. Ancak, doğal ortam ve kaynakların tahribatı, azalması, tükenmesi ya da kirlenmesi sonucu hem insanların hem de diğer canlıların yaşam alanları daraldıkça, sağlıklı ve temiz, bunun yanı sıra bu nitelikleri sürdürülebilir bir çevrede yaşamanın ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Bu farkındalığın sonucunda, dünyanın farklı yerlerinde, birbirini hiç tanımayan insanlar ve toplumlar, yaşadıkları çevrenin kullanımı konusunda alınan kararlarda söz sahibi olmak, yani çevre haklarını savunmak için seslerini daha çok duyurmaya çalışıyor, bu yönde bilinçli ve örgütlü hareket etmeye başlıyor.

Bu sayımızın konuk görüşü köşesinde yazılı bir söyleşi gerçekleştirdiğimiz Prof. Dr. Joan Martínez Alier, 'yoksulların çevreciliği' ismini verdiği çevresel hareketin kuramcılarından. 'Çevresel adalet' kavramı üstüne kurulu bu yaklaşım, yerel toplulukların, (özellikle de çevreyi korudukları takdirde ekonomik kalkınma sağlayamayacakları düşünülen nispeten yoksul toplulukların), yaşadıkları çevrenin korunmasını, böylece geleneksel ve sürdürülebilir üretim/ kullanım biçimlerini koruyarak ekonomik kalkınmanın sağlanmasını talep etmeleri gereğini savunuyor. Üstelik, dünyadaki bütün insanların kaliteli bir yaşam sürebilmesi için kalkınmanın gerekliliğini yadsımadan. Çünkü çevresel adalet, nimetlerin olduğu kadar külfetlerin de âdil şekilde paylaşılmasını öngörüyor.

Dergimizin bu sayısı baskıya hazırlandığı sırada, Uşak Eşme'deki altın madeniyle ve su kaynaklarına karışan kimyasallarla ilgili haberler gündeme geldi. Bu sürecin nasıl gelişeceğini şimdiden bilemesek de, hem dünyanın çeşitli yerlerindeki hem de Akkuyu, Bergama, Sinop gibi ülkemizdeki çevre hakkını savunan hareketlerden çıkarmamız gereken sonuç, herkesin yaşadığı çevre üstünde söz sahibi olmasının, alınacak kararlara katılmasının, yani çevre hakkının en temel haklardan biri olduğunu teslim etmektir.

Her ne kadar, hazırlanırken farklı fikirlere ne ölçüde yer verdiği tartışmaya açık olsa da, Çevre Yasası'nda kapsamlı değişiklikler yapan 5491 sayılı yasa da, üçüncü maddesi altında, 'çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır,' ifadesiyle en azından temenni düzeyinde çevre hakkının altını çiziyor.

Öyleyse izlememiz gereken en doğru yol, Bergamalılar'a, Eşmeliler'e, Sinoplular'a, çevrelerini savunan bütün toplumların sesine ve taleplerine de süreçteki diğer ilgi gruplarına olduğu kadar kulak vermek ve saygı göstermek olacaktır.

Nisan-Haziran 2006

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama