Pazar, Mayıs 20, 2012
EDİTÖRDEN | AB yolunda yeni bir dönem
Share to Facebook Share to Linkedin 

AB yolunda yeni bir dönem

Nafiz Güder

Türkiye’nin uzun Avrupa Birliği (AB) yolculuğu, 3 Ekim 2005’te müzakerelerin başlamasıyla yeni bir döneme girdi. Bu, modernleşme ve kalkınma hedeflerini uygulamaya çalışan Türkiye için yeni bir enerji ve güç olmakla birlikte, kökleşmiş bazı alışkanlık ve uygulamaları da terk etmeyi gerektiriyor, yani köklü bir zihniyet değişikliğini.

Pek çok ülke, salt kalkınma uğruna doğal kaynakları, çevreyi, kimi zaman -çocuk işçiler gibi- çalışan haklarını göz ardı etti. Kalkınma ve çağcıllaşma, gayrı safi milli hasıla, tüketilen enerji ya da üretilen mal ve hizmetlerin niceliği gibi görüldüğü için, doğanın değeri, değil manevî açıdan, iktisadî ölçütlerle bile doğru dürüst ifade edilmedi.

Ancak bu yeni dönemde, çevreyi dışlayan bir kalkınma anlayışına yer olmadığı gibi, çevre konusunda bugüne dek ihmal edilmiş altyapının tamamlanması gerekiyor.

Havza bitkilendirmesi yapılmadığı için ömrü kısalan barajlar, tuzlanmaya yol açarak toprak niteliğini bozan sulama projeleri, ya da solunum hastalıklarına neden olan filtresiz termik santraller gibi, kimi uluslararası finans desteğiyle, kimi ulusal kaynaklarla yapılan kalkınma yatırımlarının çevre ve insan üstündeki olumsuz etkileri konusunda bugün daha bilinçli olsak da, bu etkilerin bize maliyetlerini hâlâ net olarak bilmiyoruz.

Son dönemde özellikle AB uyum süreci çerçevesinde gerekli çevresel standartları sağlamak için gereken yatırımların maliyeti hesaplanıyor. Sonuçlar 70 milyar avro mertebesinde bir yatırım zorunluluğunu gösterse de, Dr. Merih Kerestecioğlu’na göre, yakın gelecekteki sıkıntımız parasal kaynak bulmaktan çok, bu kaynakları kullanacak yeterlilikte projeler üretilmesi ve yürütülmesi olacak. Temel misyonlarından biri Türkiye’nin AB’ye uyumunu kolaylaştırmak ve ilgili kuruluşların kapasitesini geliştirmek olan REC Türkiye gibi kurumlara bu süreçte önemli bir görev düşüyor.

REC Türkiye Özel Sektör Program Yöneticisi Kerem Okumuş, başta ürkütücü görünen ve doğrudan kalkınma için harcanabilecek kaynakları küçülteceği düşünülen çevre yatırımlarının, uzun vadede yalnızca çevrenin değil, ekonominin ve toplumun da yararına olduğunu, ekolojik olan yatırımın, başta yüksek maliyetli olsa bile uzun vadede ekonomik ve uzun ömürlü olduğunu vurguluyor. Bugüne dek uygulanmış olan kalkınma anlayışının sürdürülebilir olmadığı ve pahalıya malolduğu artık belli olduğuna göre, tek çözüm kalkınırken çevreyi ve doğal değerleri de dikkate almak; AB’ye kendimizi uydurmak için değil, Türkiye’nin insanları ve doğası için.

Ekim-Aralık 2005

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama