Müşterek yol
Pavel P. Antonov
Doğada akarsular birbirine kavuşur, kollar tek bir yatakta toplanır, kıyısındaki bitki ve hayvanlara su sağlar ve peyzajı şekillendirir. İnsanlar ise tersine, nehirleri, kendilerini diğer insanlardan ayırmak ve onlara karşı korumak için kullanmıştır. Tuna’nın öyküsü insanlar ve doğa, bölünmeler ve birleşmeler, Avrupa’nın doğusu ve batısı konusunda çok şey anlatır bize.
Keltler hem yaşamın hem de ölümün kaynağı, ve dış dünyayla tek bağlantıları olarak gördükleri bu ulu nehre büyük bir saygı duymuş, ona ‘Tanrılar’ın Yüce Anası’ anlamına gelen Danu adını vermiş.
Yüzyıllar boyunca şehir, ülke ve ulusları n yok olduğu, yenilerinin ortaya çıktığı bu havzadaki dinler ve kültürler de birbirinden etkilendi. İnsanlar Danu’ya tapmayı bıraktı ama içme suyu, sulama ve ulaşım mecrası olarak kullanmayı sürdürdü. Sonra onu ehlileştirmek için bentler, gücünden yararlanmak için barajlar inşa etti; ulaşım amacıyla kullanmak için kazıyıp derinleştirdi diğer yandan içini çöple doldurdu.
Tuna’nın kullanımını koordine etme yönündeki ilk çabaların sonucu 1856 Paris Antlaşması idi. 1948’de başlayan müzakereler sonunda, nehirde seyrüsefer koordinasyonu için Budapeşte Komisyonu kuruldu. Aşağı Tuna havzasındaki ülkeler arasında balık avlakları sözleşmesi imzalandı. 1994’te imzalanan Tuna Nehri Koruma Sözleşmesi sonucu, Tuna Nehri Uluslararası Koruma Komisyonu (ICPDR) kuruldu.
Nehir 1990’dan beri, etnik çatışmaların acısını çekmiş, demokrasiye ve piyasa ekonomisine sancılı bir geçiş yaşamış olan bölgede ekonomi ve çevre açısından adeta bir can damarı. Tuna’nın öyküsü aynı zamanda Orta ve Doğu Avrupa’nın çevresel dönüşümünün de öyküsü. Tuna’nın sahillerinden biri olan Szentendre’de kurulan REC, çevre konusunu bölge hükümetlerinin, iş dünyasının ve sivil toplumun gündeminde en üst sıralarda tutmak için 15 yıldır çalışıyor.
Nehirdeki organik ve toksik kirliliğin azaltılması için ortak bir girişim olan Tuna Bölgesel Projesi (DRP), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı-Küresel Çevre Fonu’nun da (UNDP - GEF) desteğiyle 2004 yılında başladı. REC, DRP’de, AB’nin Su Çerçeve Direktifi ve Aarhus Sözleşmesi’nin uygulanmasını yürütüyor. REC ayrıca, havza ülkelerindeki sivil topluma yaklaşık 1.5 milyon avroluk ulusal ve bölgesel hibe dağıtıyor.
Tuna’nın çevresel öncelikleri yan havzaları hesaba katmadan anlaşılamaz. REC’in son dönemdeki çalışmaları, iki ana kol olan Tisza ve Sava havzalarına odaklandı. REC’in çevre hukuku programı müdürü Stephen Stec’e göre, Güneydoğu Avrupa İstikrar Paktı çerçevesinde doğan Sava Nehri Girişimi, “bugün Avrupa’da sürdürülebilir kalkınma yönündeki ortak çabanın en güzel örneği.” Girişim, sürdürülebilir kalkınmayı her yönüyle ele alıyor, müktesebatın da ötesine geçerek seyrüsefer, deniz taşıtlarından kaynaklanan kirlilik, doğa koruma ve taşkın kontrolü gibi konuları irdeliyor.
Sava Nehri Çerçeve Anlaşması ve Haziran’da faaliyete geçen Daimi Komisyon, uluslararası finans kuruluşlarından önemli destek alıyor. REC çerçeve anlaşmanın oluşturulmasında ve geçici komisyonda sekreterya işlevini gördü, daimi komisyon için gerekli yasal belgelerin taslağını hazırladı.
Tisza Nehri de, bölgeye özgü bir başka sorundan muzdarip: madencilik kaynaklı kirlilik. REC’in 16 Mayıs’ta yayımladığı bir araştırmaya göre, Güney doğu Avrupa’daki –çinkodan, değerli metallere, kadmiyuma kadar her şeyi üreten- 150 kadar eski madenin, sağlık ve çevre açısından oluşturduğu ciddi tehlikeye karşı acil önlem alınması gerekiyor.
Bugün Avrupa, antik çağdan çok farklı, fakat tek bir şey değişmeden duruyor: Tuna Nehri kıtayı batıdan doğuya kat ederek akıyor. Avrupa’nın siyasî bütünleşmesi, halklarını da bir araya getirecek, tıpkı Tuna’nın canlıları yüzyıllardır, hem birbirleri, hem de çevreleriyle uyum içinde bütünleştirmesi gibi.
Temmuz-Eylül 2005
EDİTÖRDEN
- Yeşil Ufuklar yeni bir iletişim mecrasında
- Farklı bir dünya
- Çevrenin Yereldeki İzdüşümü
- İnsana yapılan yatırım
- Kyoto treninin son vagonu
- Orta ve Doğu Avrupa örneği
- Değişimdeki rolümüz
- Küresel düşün, bireysel davran





