Fırsatlar Dünyası
Maria KhovanskaiaKyoto Protokolü’nün yürürlüğe girmesi, Orta ve Doğu Avrupa’da enerji üretimi, tarım ve sanayinin modernleşmesi için yeni bir fırsat
Kyoto Protokolü’nün 16 Şubat 2005’te yürürlüğe girmesiyle çevre diplomasisi yeni bir başarıya daha imza atmış oldu. Protokol, ilk bakışta caydırıcı koşulunu (en az 55 ülkenin Protokol’e taraf olması, taraf olan ülkelerin toplam salımlarının ise, Ek I ülkelerinin 1990 yılındaki toplam salımlarının en az %55’i kadar olması), 1997’de imzaya açılmasından tam sekiz yıl sonra nihayet sağlamıştı. Aslına bakılırsa, dünyadaki salımların %61.6’sından sorumlu olan 141 ülke, resmi adı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Kyoto Protokolü olarak bilinen anlaşmayı onaylamış durumda.
Kritik onay, 16 Kasım 2004’te , Ek I ülkelerinin 1990 yılı sera gazı salımlarının yaklaşık %15’inden sorumlu olan Rusya Federasyonu tarafından verildi. Bu onay uluslararası toplumun, küresel ısınmanın çevre ve insanlık için oluşturduğu tehdidi ciddiye alması açısından da önemli bir anlam taşıyordu. Dünya artık, küresel ısınmanın baş nedeni olan insan kaynaklı sera gazı salımlarını azaltmak için kararlı adımlar atıyor.
İklim değişikliğini yavaşlatma sürecinin getirileri, Orta ve Doğu Avrupa’da ülkeden ülkeye değişiyor. Bir ülkenin ekonomik fırsatları ile yükümlülükleri orantılı hale geliyor. Ülkelerin, yükümlülüklerine göre gruplandığı bu yaklaşımda, REC ülkelerini yakından ilgilendiren gruplar, Kyoto Protokolü Ek B ülkeleriyle, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin Ek I ülkeleri.
Ek B ülkeleri, sera gazı salımlarını, başlangıç yılında belirlenen düzeyin altı- na indirmeyi taahhüt ediyor. AB’nin 10 yeni üyesinden yedisi (Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Slovakya ve Slovenya) ile, üyelik sürecindeki iki ülke (Bulgaristan ve Romanya) Ek B kapsamında yer alıyor. Belirli salım hedeflerinin konması, ülkeleri enerjiyi daha verimli kullanmaya ve kurumsal kapasitelerini artırarak sürecin sürekliliğini sağlamaya zorluyor; bu, dünyadaki sera gazı salımlarını azaltmanın bedeli. Sürecin iyi tarafı ise, bu hedeflerin hem yeni yabancı yatırımlara, hem de Protokol’ün ‘esneklik düzenekleri’ sayesinde ileri teknolojilere zemin hazırlaması.
Protokol, Tarafların işbirliği yapmasını sağlayacak yöntem ve düzenekleri belirliyor. Bütün Ek B ülkelerinin 2008-2012 yıllarını kapsayan ilk uygulama dönemi için kendi sera gazı salım kotaları var. Bir ülkenin kotası şu şekilde hesaplanıyor: başlangıç yılındaki sera gazı salımları, ülkenin taahhüt ettiği oran kadar düşürülüp, beş (ilk uygulama döneminin beş yılı) ile çarpılıyor. Kota olarak adlandırılan ve izin verilen miktarlar, CO2 eşdeğeri ile ölçülmekte.
İzin verilen miktarlar, Protokol’ün Ek A bölümünde tanımlanan beş sektörün, yani enerji, taşımacılık, tarım, sanayi ve konutlardan salınan sera gazının ulaşabileceği sınırı gösteriyor.

Bu hedeflere ulaşmak ancak para harcayarak mümkün. Kimi durumlarda mevcut teknolojilerin iyileştirilmesi gerekirken, bazen de daha ileri teknolojilerin uygulanması gerekiyor. Ekim ayında Rus Parlamentosu’nda yaşanan tartışmalar, Başkan Putin’in ekonomi danışmanı Michael Illarionov’un, gayri safi hasılanın (GSH) 10 yıl içinde iki katına çıkarılması tavsiyesi üzerine kurulu hızlı ekonomik büyüme ile, sera gazı salımlarını azaltma taahhüdünde bulunmak arasında bir seçme yapma sorunu niteliğindeydi. Parlamenterler sonunda, ‘hedefe ulaşılması için atılması gerekli adımların ABD ekonomisine zarar vereceği’ gerekçesiyle 2000 yılında Kyoto sürecinden çekilen Amerikalılar’ın aksine, Protokol’ü onaylamaya karar verdi.
Ancak Ek B’deki yedi yeni üye devlet ve üyelik sürecindeki iki devletin durumu gelişmiş ülkelerinkinden farklı. Gelişmiş ülkelerde teknoloji ileri düzeyde olduğu için salımları azaltmanın maliyeti daha yüksek. Bu bölgedeki Ek B ülkeleri planlı ekonomiden piyasa ekonomisine geçiş sürecine girdi. Bu dönüşümün daha başında bu ülkelerin hepsinin GSH’ları ve bunun doğal sonucu olarak da sera gazı salımları azaldı. Ekonomik toparlanma ancak 1990’ların ortalarında başladı. Tahminlere göre, bu ülkelerin salım kotalarını ilk uygulama döneminde doldurma ihtimali düşük; bu da salım ticareti için fırsat yaratıyor.
Bir başka fırsat da, Orta ve Doğu Avrupa’daki azaltma maliyetlerinin Batı’ ya göre düşük olması. Küçük yatırımlarla ıslah edilebilecek köhne teknoloji ve verimsiz sanayi bu bölgede hâlâ çok yaygın. İklim değişikliği açısından, salımların nerede azaltıldığı önemli değil; karbon miktarında Slovakya’da bir kilogramlık azalma ile, Japonya’da aynı miktardaki azalma iklim değişikliği açısından eşdeğer. Ancak, azaltmanın maliyeti ülkeden ülkeye çok farklı olabiliyor. Bu da, Kyoto Protokolü kapsamındaki esneklik düzeneklerinin temelini oluşturuyor; yani bir ülke salımlarda yapması gereken azaltmayı, kendi toprakları yerine azaltma maliyetinin düşük olduğu bir ülkede gerçekleştirebiliyor. Ortak Yürütme (OY) olarak adlandırılan bu esneklik düzeneği, sera gazı salımlarını azaltma projeleri açısından Orta ve Doğu Avrupa’daki Ek B ülkelerini yabancı yatırımcılar için cazip hale getiriyor; bu da ekonomik modernleşme ile iklim değişikliğini yavaşlatma arasında bir sinerji yaratıyor.

Benzer biçimde, eğer BMİDÇS’nin Ek I listesinde yer alan bir ülke, izin verilen sınır içinde kalmakta zorlanırsa, azaltma maliyetlerinin daha da düşük olduğu ve Ek I listesi dışında yer alan bir başka ülkede yatırım yapabilir. Bu tür bir yatırım, Temiz Kalkınma Düzeneği (TKD) çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Bugün Orta ve Doğu Avrupa’daki OY projeleri arasında, enerji tasarruf teknolojilerinin uyarlanması, yenilenebilir enerji kaynakları ile, bölgesel ısıtma ve atık yönetimini içeren kapsamlı yenileme projeleri yer alıyor. Bu projeler aynı zamanda, enerji ve ısı üretim sektörleri de dahil olmak üzere bölgenin ekonomik modernleşmesini destekliyor. OY’nin sunduğu olanaklar enerji sektörü ile kısıtlı değil, ancak yatırımcılar, sera gazı salımlarını azaltmada geri dönüşü en yüksek olduğu için enerji projelerine ilgi duymakta. Ekonomik modernleşme ve iklim değişikliğini yavaşlatmanın doğurduğu iki yönlü zorunluluklar kimi zaman -çimento sanayiinde klinker oranının azaltılması gibi ürün değişikliğine neden olabiliyor. Araştırmalara göre, madencilik, kâğıt hamuru ve kâğıt, çelik, taşımacılık ve tarımda da (metan azaltılması) OY için potansiyel var.
Büyük ölçekli ve girişimci yatırımlarla gerçekleşebilecek bu tür projeler, özellikle enerji sektöründe yeni teknolojilerin taşıdığı riskleri göze almayı gerektiriyor. Rüzgâr ve biyokütle ile enerji üretimi buna iyi birer örnek. Bu zorluk, hem uluslararası nitelikte yatırımı, hem de ev sahibi ülkelerin –bazen parasal sübvansiyonları da içeren– gerekli yasal zemini sağlamasını gerektiriyor. Karbon finansmanı adı verilen Ortak Yürütme yatırımı, proje finansmanı açısından kaçınılmaz. Bu fonlar olmadan, bölgenin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği sahasında ilerlemesi çok daha yavaş olurdu.
Aslında OY ve TKD’nin önemi, gelişmiş ülkeler ve uluslararası kuruluşlar tarafı ndan uzun zaman önce kavranmıştı. Kyoto’nun geleceğinin belirsiz olduğu dönemde bile, OY’yi teşvik eden birçok hükümet programı oluşturuldu ve birçok proje yürütüldü. Bu programlar arasında, Prototip Karbon Fonu’nun Ortak Yürütme Programı; Hollanda Hükümeti’nin ERUPT Programı; Danimarka ve Finlandiya’nı n OY Programları yer alıyordu. Danimarka Romanya’da, Finlandiya ise Estonya’da birer proje uyguladı. Prototip Karbon Fonu ve büyük ölçüde de ERUPT, bölgedeki birçok sektörde OY projelerine önemli katkılarda bulundu. Geçtiğimiz iki yıl içinde Avusturya, Japonya ve İspanya da benzer programlar oluşturdular.
Gelişmiş ülkelerden, esneklik düzeneklerine ilgi göstermeye başlayan şirket sayısı son yıllarda giderek artmakta. Bir yandan, kendi ülkelerinde yüksek olan salım miktarını azaltabilmek için başka ülkelerdeki düşük oranlı kredilerden yararlanmak istiyor, diğer yandan, ürün ve teknolojilerini satacak yeni pazarlar arıyorlar. Böylece, iklim değişikliğini yavaşlatma sürecinin, özel yatırımcıların kazanç beklentileriyle uyum içinde yürüyebileceği bir kez daha görülüyor.
Gözden kaçırılmaması gereken bir başka nokta da, AB Salım Ticareti Programı’nın, esneklik düzenekleri projeleri yoluyla salım azaltılması doğrultusunda fazladan bir piyasa daha yaratmış olması. AB Komisyonu tarafından hazırlanan Bağlantı Direktifi’ne göre, elde edilen salım azaltmaları borsaya benzer bir işleyişle alınıp satılabiliyor. Düzenleme kapsamındaki herhangi bir Avrupalı girişimci, sera gazı salımlarını yalnızca kendi ülkesinde izin verilen miktarlara göre değil, OY veya TKD sayesinde sağladığı tasarrufları da göz önüne alarak hesaplayabilir.
BMİDÇS Ek I kapsamındaki ülkeler, Ek B’deki ülkelerden daha büyük bir grup. Ek I ülkeleri, Ek B kapsamındaki bütün ülkelerin yanı sıra, bugünkü sera gazı salımlarında baştan beri payı olduğunu kabul eden diğer ülkeleri de kapsı yor. REC’in hizmetlerinden yararlanan ülkelerden Türkiye, Ek I ülkesi olmasına rağmen, Ek B’de yer almıyor. Bu ülkeler belirli hedefler üstlenmiyor ancak aşağıdakileri yerine getirmeyi taahhüt ediyor:
• Ulusal Bildirim olarak adlandırılan ve iklim değişikliği ile ilgili politika ve önlemlerini ayrıntılarıyla aktaran raporları düzenli olarak sunmak (Ek I ülkeleri 1 Ocak 2006 tarihinde Dördüncü Ulusal Bildirimlerini sunacak);
• Sera gazı salımlarını ve sağladıkları azaltmaları içeren yıllık envanterler sunmak; ve
• Esneklik düzenekleri kapsamında gerçekleşen salım transferlerini izlemek ve kaydetmek için ulusal bir sera gazı tescil sistemini kurmak ve işletmek. Kyoto Protokolü’nün onaylanmasıyla, Ek B ülkeleri için uyum meselesi daha da acil hale geldi. Şimdi, bütün taraf ülkelerin kendisine tanınan kotayı hesaplamak için 1 Ocak 2007 itibariyle bir rapor sunması gerekiyor. Bu raporun ardından, düzeneklere katılma yeterliliğini elde etmek için 16 aylık bir dönem başlayacak. Bu nedenle, bir ülke raporunu ne kadar erken sunarsa, o kadar erken yeterlilik kazanmış olacak.
10. Taraflar Konferansı (COP10), 2004 yılı Aralık ayında Buenos Aires’te gerçekleştirildi ve konferansta Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa arasındaki tarihi bağlar gündeme getirildi. Tartışılan, birinci taahhüt döneminin bitişi olan 2012 sonrasındaki iklim değişikliğini yavaşlatma konusuydu. İtalyan Çevre Bakanı Altero Matteoli, birinci uygulama döneminin dışında kalmayı seçen ABD’nin katılımını cazip hale getirmek için 2012 sonrası sera gazı hedeflerinin gönüllülük esasına dayandırılması önerisinde bulundu. Başta Almanya olmak üzere diğer Avrupa ülkeleri bu öneriye karşı çıktı. 2020 yılında salımların yarıya indirilmesi gereğinde ısrar eden Almanya, bu yoldaki çabalara katkıda bulunmaya hazır olduğunu vurguladı.
İklim değişikliğiyle nasıl baş edileceği konusundaki tarihi görüş ayrılığı, ABD’nin ‘ortak bir tavır takınmak için henüz erken olduğu ve yeni görüşmelere gerek duyulduğu’ yönünde diretmesi nedeniyle sürecek. Bu tartışma, hem karbon yatırımının hem de OY ve TKD’nin geleceğine gölge düşürmekte. İklim değişikliğini yavaşlatma konusu, iş dünyası ile çevrenin kesişim noktası; böyle olmak da zorunda, çünkü yapılan hataları gidermenin maliyeti daha yüksek. Kyoto Protokolü’nün esneklik düzenekleri, salım azaltmanın maliyetlerini kabul edilebilir hale getirmeyi amaçlı yor. Önümüzdeki yol engebeli gibi görünse de, kâr amacı güden ya da gütmeyen aktörler için çok cazip fırsatlar da sunuyor. Küresel ekonominin yeşillenmesi sürecine iş dünyasının da katılması için, iklim değişikliğini önleme süreci bir örnek oluşturacak gibi.
Maria Khovanskaia, REC İklim Değişikliği Projeleri Müdürü
Nisan-Haziran 2005
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





