Pazar, Mayıs 20, 2012
KAPAK KONUSU | İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
Share to Facebook Share to Linkedin 

İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye

cop-16-mexico-cancun

Önder Algedik

Aralık 2010'da Meksika'nın Cancun şehrinde gerçekleşen 16. Taraflar Konferansı'nda (COP16), Kyoto Protokolü'nün 2. yükümlülük dönemi olan 2012 sonrası için iklim değişikliğinine neden olan sera gazlarını ciddi şekilde sınırlayacak bağlayıcı bir anlaşma çıkmadı. Umutlar, 2011'de Güney Afrika'nın Durban şehrinde gerçekleşecek 17. Taraflar Konferansı'na kaldı. Geçen sene Kopenhag'daki COP15'te son gün duyurulan ve 2020'ye kadar yıllık 100 milyar dolar bir fon sağlamayı amaçlayan Yeşil İklim Fonu ise, 16. Taraflar Konferansı'da karara bağlandı. Türkiye, daha önce 2001'de Marakeş'de yükümlülük altına giren Ek-1 ülkeleri arasında yer almasına rağmen; Ek-1 ülkelerinden farklı olduğunu kabul eden kararı bu zirvede de not ettirdi. Türkiye'nin süreçte durumun görmek açısından kısa tarihsel resmi ortaya koymak gerekiyor.

Kopenhag Öncesi

1992 Yılında Rio'da gerçekleşen taraflar konferansında karara bağlanan İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS) 1994 yılında yürürlüğe girmiş, Türkiye de 2004 yılında sözleşmeye katılım sağladı.

Benzer şekilde, 1997 yılında Japonya'nın Kyoto şehrinde gerçekleşen 3. Taraflar Konferansı'da (COP3) karara bağlanan ve 2005 yılında yürürlüğe giren Kyoto Protokolü'ne Türkiye 2009 yılında katıldı. Kopenhag'da gerçekleşen 15. Taraflar Konferansı (COP15) sonucunda ortaya çıkan Kopenhag Uzlaşması, zirveden dönen devletlerin en azından ellerinin boş olmadığını gösteren bir başarı olarak görüldü. Uzlaşmaya göre, Ek-1 içinde yer alan gelişmiş ülkelerin 2020 azaltım hedeflerini ortaya koymaları, Ek-1 dışı ülkeler olan gelişmekte olan ülkelerin ise, Ulusal Programlara Uygun Azaltım Planları (NAMA) yaparak sera gazı salım artışını azaltan eylemlerini ve hedeflerini ortaya koyması gerekmekteydi. Bu iki grup dışında kalan, az gelişmiş ülkeler, küçük ada devletleri ve Afrika devletlerinden oluşan iklim değişikliğine karşı kırılgan yapıda olan ülkelerin gönüllü girişimlerde bulunabilmesinin önü açık tutuluyordu.

Böylece, İDÇS ve Kyoto Protokolü ardından, uluslararası sürecin devamlılığını sağlayan Uzlaşı Belgesi, 2012 sonrası sorumluluklar ve yükümlülüklerin netleştirildiği bir anlaşma belgesi olmadı. İpuçlarının ve ülkelerin iklim değişikliği ile azaltımda yapabileceklerini sayısal olarak ifade ettiği bir bildirimler belgesi düzeyinde kaldı.

Kopenhag Sonrası

Kopenhag'da gerçekleşen COP15'den yaklaşık bir ay sonra, Kopenhag Uzlaşması kapsamında ülkeler bildirimlerde bulunarak katılımlarını açıkladı. Aralarında Maldivler'den, Etiyopya'ya kadar az gelişmiş ülkelerin de bulunduğu 140 ülke, iklim değişikliği konusunda ortaya koyacakları eylemler, sağlayacakları azaltımlar gibi temel hedeflerini bildirdi. Türkiye, Kopenhag Uzlaşması çerçevesinde sera gazı azaltıma dair herhangi bir azaltım miktarı ya da plan vermeyerek 140 ülke dışında yer aldı.

İklim değişikliği ile mücadelede en büyük adımı atması gereken gelişmiş ülkeler çeşitli oranlarda 2020 yılına yönelik azaltım hedeflerini ortaya koydu[1]. Gelişmiş ülkelerin azaltım hedefleri ya 2020 yılında 1990 ya da başka bir referans yılına göre (örneğin Kanada; 2000 yılına göre, ABD; 2005 yılına göre) hedeflerini bildirdiler. Bu hedefleri kimi ülkeler tek bir hedef (Japonya %25 azaltım) ya da şartlı hedefler (AB'nin, kendi koyduğu %20 azaltım hedefine alternatif olarak, küresel ölçekte anlaşma olması durumunda, azaltım hedefini %30'a çıkaracağı bilgisi; ya da benzer şekilde, Norveç'in, AB'nin hedefini %30'a çıkarması durumunda azaltım hedefini %40'a çıkarma taahhüdü gibi) ortaya koyuldu.

Benzer şekilde, gelişmekte olan ülkeler ise farklı bir şekilde, 2020 yılında ulaşacakları salımlardan azaltım planlarını ve/veya hedeflerini belirtti. Ölçülebilirlik, Raporlanabilirlik ve Doğrulanabilirlik (MRV) ilkesine uygun olarak verilen hedefler iki yılda bir raporlanma şartı ile takip edilecekti. Ek-1 dışında kalan bazı ülkelerin bir kısmı 2020'de ulaşmaları öngörülen salım düzeyinden azaltım taahhütü verirken (Endonezya -%26, Meksika -%30, G.Kore -%30) bazı ülkeler anlaşma olmasa bile kendi taahhütlerini (örneğin Brezilya'nın 2020 salım artışından koşulsuz %38.7 azaltım bildirimi) Sekreterya'ya bildirdiler. Burada Çin, salım artışdan bir azaltıma dair hedef vermek yerine 2020 yılında gayrisafi milli hasıla içinde karbon yoğunluğunu 2005'e oranla %45 azaltma gibi bir alt hedef ortaya koydu.

Yüksek riske sahip Afrika ve küçük ada devletleri ise, hiçbir yükümlülükleri olmamasına rağmen, hedef ve amaçlarını KU çerçevesinde Sekreterya'ya iletti. Maldivler, 2020 için karbon-nötür olma hedefi koyarken, Fas, Etiyopya gibi ülkeler, hedef kırılımlarını tek tek tanımlayarak azaltım miktarları bazında bir rapor sundu. Örneğin Etiyopya[2], yedi temel alanda onlarca proje ile yapacağı işleri ve bu projelerin hedeflerine kadar bir dizi detay-hedefleri ortaya koydu.

table

Cancun Öncesi: Ülkelerin Ev ödevleri

Kopenhag'daki 15. Taraflar Konferansı'nda (COP15) KP'nün 2012 sonrası ikinci yükümlülük dönemine dair bir anlaşmanın çıkmaması bütün umutları ötelemişti. Her ne kadar ülkeler, Kopenhag Uzlaşması ile, kendi adımlarını Sekreterya'ya ileterek ilerlese de, bu durum, uluslararası bağlayıcılığı olan bir anlaşma yerine 'beyan' niteliği taşıyan bir süreç oluşturdu.

Uluslarası düzeyde bağlayıcılığı olan bir anlaşmanın çıkmadığı Kopenhag'da gerçekleşen COP15'in ardından, ülkeler ciddi bir şekilde kendi ulusal planlara yöneldi. Nitekim, Almanya merkezli gözlem ve analiz çalışmaları ile tanınan Germanwatch tarafından her yıl hazırlanan İklim Değişikliği Performansı Endeksi'nde öne çıkan sonuçlardan biri de, dünyanın en fazla salımını gerçekleştiren 57 ülkenin uluslararası iklim performanslarını aşan ulusal iklim performansı gösterdiklerini ortaya koydu[3].

Cancun- 16. Taraflar Konferansı ve Türkiye

Yüz kırk ülkenin Kopenhag Uzlaşması tarafından istenilen sayısallaştırılmış azaltım hedefleri ya da azaltım planlarını Sekreterya'ya ilettikleri süreçten sonra, Cancun, nihaî anlaşma konusunda istenilen sahnelere ev sahipliği yapamadı.

Burada, Türkiye'nin stratejisini ve durumunu özetlemek gerekirse; en başta Türkiye, 140 ülkenin Sekreterya'ya bildirimde bulunmasına rağmen, KU çerçevesinde hiçbir baz yıla kıyasla sayısallaştırılmış sera gazı azaltım hedefi ya da 2020 yılına kıyasla artışdan azaltım hedefi sunmadı. Cancun'da yapılan konferansda, Türkiye'ye ilişkin kayıtlara geçen tek nokta ise; 2001 yılındaki 7. Taraflar Konferansı'nda Türkiye Ek-1 ülkesi olarak tescil edilmiş olmasına rağmen, farklılığını ifade eden 'özel şartlar'ın zikredilmesiyle sınırlı kaldı. Bu durum Türkiye'nin, ne Ek-1 ülkeleri gibi bir azaltım hedefi koyacağı, ne de gelişmekte olan ülkeler gibi 2020 yılına dair artışı düşürecek adımlar atma doğrultusunda bir hedefi paylaşacağı anlamına geliyor. Her ne kadar Türkiye yükümlülük almasa da, diğer ülkeler gibi NAMAs (Ulusal Programlara Uygun Azaltım Planları) hazırlamaya karar vermiş durumda. Aslında, Türkiye'nin NAMA çalışmaları henüz yolun başında olsa da, Türkiye dışında ülkelerin hedeflerini ve bu hedeflere bağlı adımlarını 2010 yılı Şubat ayında Sekreterya'ya ilettiklerini hatırlamakta fayda var.

Benzer şekilde, Ek-1 ülkeleri tarafından, 5. Ulusal Bildirimler Sekreterya'ya Ocak 2010 tarihinde sunulmuş olsa da, Türkiye 2. Ulusal Bildirim ile ilgili çalışmalara henüz yeni başladı. Öte yandan diğer ülkeler Ulusal Bildirimler'e dair İlerleme Raporları'nı teslim etmiş olsalar bile, Türkiye henüz bir İlerleme Raporu'nu Sekreterya'ya iletmedi.

Ülkelerin 2010 yılında ulusal hedeflerini ortaya koymaları ve uluslararası süreci beklemeden adım attıklarını dikkate alarak, Türkiye'de iklim değişikliği ile mücadeleyi destekleyecek gelişmeleri değerlendirmek faydalı olacaktır.

2011 yılının en güncel adımı, yürürlüğe giren Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği oldu. Enerji verimliliğinin iklim değişikliği ile mücadelede en önemli karbon azaltım aracı olduğunu hatırlamakta fayda var. Ancak, bu yönetmelikle Türkiye enerji verimliliği artışı ve karşılığında sera gazı salımına dair ne bir toplam, ne de yıllara sari bir hedef barındırmıyor.

Diğer bir güncel adım olan ve 28 Aralık 2010'da TBMM'den geçen YEK-Yenilenebilir Enerji Kanunu'nda yapılan değişiklikte yer alan tek hedef "31/12/2013 tarihine kadar iletim sistemine bağlanacak YEK Belgeli güneş enerjisine dayalı üretim tesislerinin toplam kurulu gücü 600 MW'dan fazla olamaz" şeklinde bir üst sınır konulmasıydı. Nitekim 2011 başında Enerji Piyasası Denetleme Kurulu tarafından onaylanan ve Türkiye Elektrik İletim A.Ş-TEİAŞ tarafından hazırlanan, 10 Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyonu belgesinde güneşe hiç yer verilmediği gibi, Rüzgâr ve Yenilenebilir adı altında 2019'a kadar sadece birkaç yüz MW'lık bir ek kapasite öngörülüyor. Bu hedefer ise, az gelişmiş ülkeler sınıfına giren Etiyopya'nın KU çerçevesinde vermiş olduğu hedeflerin ötesinde değil.

Ne Yapmalı?

Türkiye'nin iklim müzakerelerinde yükümlülükler noktasında sürecin gerisinde kalması önemli bir risk. Şiddeti ve sıklığı artan doğal felaketler, yüksek karbonlu ekonomik gelişmenin yaratacağı sorunlar Türkiye'nin önünde çözülmeyi bekliyor. Ayrıca, hızlı sera gazı salımı artışı neticesinde Türkiye'deki kişi başı salım miktarının, ortalama kişi başı küresel salım miktarı olan yaklaşık 4.3 ton-CO2e (karbon dioksit eşdeğeri) üstünde olması; küresel düzeyde ulaşılması gereken kişi başı salım hedefi olan yaklaşık 1.5 ton-CO2e kıyasla üç katından fazla bir salıma yol açıyor (yaklaşık 5.2 ton-CO2e) Türkiye'nin durumunun zaman geçtikçe zorlaşacağı bir gerçek.

Öte yandan, örnek olarak incelediğimiz Etiyopya'nın onlarca projeyle ve çoğunu 2015'de bitirme hedefi ile yer aldığı, Çin'in sırf 2010 hedefindeki açığını kapatmak için en karbon yoğun 2,000 fabrikayı kapattığı, Brezilya'nın anlaşma çıkmasa bile yapacaklarını duyurma cesareti gösterdiği bir ortamda, Türkiye dikkat çekmeyen adımlarla kendi yükümlülüklerini ortaya koymuyor. Nitekim, İklim Değişikliği Performans Endeksinde bu yıl 57 ülke arasında 39. sıradan 50. sıraya düşen Türkiye, iklim denkleminin çözümünde irtifa kaybediyor. Öte yandan, ulusal planlarını ortaya koyan, sorumluluk alan, hedeflerini paylaşan bir ülkeye bugün dünyanın çok ihtiyacı olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Önder Algedik

REC Türkiye, Kıdemli  Danışmanı

Ekim-Aralık 2010

[1] Sekreterya'ya iletilen bütün bildirimler için bakınız: http://unfccc.int/home/items/5262.php

[2] Etiyopya'nın sekrerterya bildirimi için bakınız : http://unfccc.int/files/meetings/application/pdf/ethiopiacphaccord_app2.pdf

[3] Detaylar için bakınız 8 Aralık tarihli Rec Türkiye Cop16 Güncesi; http://www.rec.org.tr/?module=newsletter&item=newsletter_issues&issue_id=50

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama