Pazar, Mayıs 20, 2012
KAPAK KONUSU | Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
Share to Facebook Share to Linkedin 

Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi

Gaia Finansal Danışmanlık

İklim değişikliğinin bilimsel olarak tartışılmaz gerçekliğinin saptanmasından sonra, devletlerin ve kurumların sera gazlarını azaltmalarına yönelik düşük karbon ekonomik düzenlerini oluşturmaları için devamlı olarak yasal düzenlenmeler gerçekleştirilmeye başlandı. Bu yeni ekonomik düzen, kurum ve bireylerin üretim, satın alma ve harcama kararlarında en düşük sera gazı salımı kriterini baz alması ve ekonomik davranışlarda bu kavramın yerleşmesi anlamına gelmektedir. Böyle bir çerçevede, kurumların kurumsal yönetişimleri kapsamına karbon salım yönetimini dahil etmeleri; diğer bir ifadeyle, şirketlerin sera gazı salımlarını envanterleyerek risk yönetimi çerçevesinde yönetmesi küresel rekabette  öncelikli hale gelmiştir.

 

eco-footprint-image_smTürkiye’nin 2013 için aktif rol üstlenmesi gerekiyor


Türkiye’de karbon salım yönetimi, Kyoto Rejimi’nde özel bir konuma sahip olmasından dolayı salım azaltımına yönelik taahhüt zorunluluğu taşımamasıyla henüz yasal düzenlemeler arasında tam anlamıyla yerini alamamıştır. Fakat, Türkiye’nin 2013 itibariyle oluşturulacak yeni iklim rejiminin ticari getirilerinden faydalanabilmesi için bu sefer aktif bir rol üstlenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Ayrıca Türkiye’nin gelişmekte olan devletler arasında olması sebebiyle salımlarında kaçınılmaz olarak artışların yaşanacak olması, 2013 itibariyle yapılandırılacak yeni süreçte azaltım taahhüdünün kaçınılmaz olacağını düşündürtmektedir. Dolayısıyla, 2013’e kadar Türkiye’nin ve kurumların bu dönemi bir tür hazırlık aşaması olarak algılayıp, rekabet üstünlüğü elde etmek için proaktif faaliyetlerde bulunması, gelecekte önemli fırsatları yakalamak bağlamında önem taşımaktadır.

Türkiye’de özel sektördeki kurumlar, düşük karbon ekonomisine entegre olabilmek için bünyelerinde farklı seviyelerde salım yönetimi gerçekleştirebilmektedir. Kurum Bazında (Tüzel) Salım Yönetimi, iklim değişikliğinin kurumların ticari faaliyetlerinin sürdürülebilirliği kapsamında risk yönetimi altına alınmasıdır. Gerek yasal düzenlemeler nedeniyle ve gerekse kurumsal sosyal sorumluluk ve tüketici baskısı kapsamında kurumun faaliyetlerinden oluşan sera gazı salımlarını (karbon ayak izi) ölçerek raporlamak zorunda kalacak olan kurumlar bu nedenle öncelikli olarak sera gazı envanterlemesini gerçekleştirmek zorundalar. Bu kapsamda diğer bir adım ise, yeni ekonomik düzenin oluşturduğu risklerin ve fırsatların anlaşılması ve kurumun orta ve uzun vadeli iş ve büyüme planlarına ve marka yönetimine yansıtılmasıdır.  Özellikle halka açık firmalarda yatırımcılar firmaların sera gazı envanterlemesi yaparak salım risklerini faaliyet planlarının bir parçası haline getirdiklerini ve ayrıca iklim değişikliği ile ortaya çıkan risk ve fırsatları iyi yönettiklerini görmek istemektedirler. Bu risk ve fırsatlara fiziksel değişimler de dahildir. Örneğin, iklim değişikliği sonucu ortaya çıkacak muhtemel kuraklık gıda firmaları için ciddi bir risk teşkil etmektedir. Bir diğer örnek de fırtınalar ve su seviyesindeki yükselmeler nedeniyle kullanım dışı kalacak limanlar ve sonuç olarak birçok firma için lojistik yapının dikkate değer bir şekilde değişecek olmasıdır.

 

Üretim yapan özel sektör kuruluşları ayrıca ürün bazında salım yönetimlerini gerçekleştirebilmektedirler. Ürün bazında salım yönetimi, ürünlerin emisyonlarının tüm yaşam döngüleri boyunca hesaplanması (Life Cycle Assessment – LCA), ürünün salım miktarının çeşitli standartlar altında doğrulanarak etiketlenmesi ve düşük karbonlu veya karbon nötr (sıfır salımlı) ürünler geliştirilmesidir. Karbon nötr bir üründe ürünün emisyonları hesaplanarak önce çeşitli tasarruf yöntemleri ile düşürülmekte (enerji verimliliği, yeşil lojistik) ve geriye kalan kısım ise rüzgar santrali gibi bir projeden salım azaltım kredileri satın alınarak dengelenmektedir (off-setting) .

 

greensport6Avrupa Futbol Şampiyonası en başarılı örneklerden


Bunlara ilaveten kimi kurumlar kamusal bilinci ve marka değerlerini artırmak için aktivite bazında salım yönetimini de tercih etmektedirler. Bilindiği üzere kurum ve ürünler gibi aktivitelerin de bir karbon ayak izi vardır. Seyahat, konferans ve spor organizasyonlarının da salımlarının ölçülerek düşürülmesi ve en önemlisi dengelenmesi mümkündür. 2008 yılında ilk kez sıfır salım olarak lanse edilen Avrupa Futbol Şampiyonası buna en büyük örnektir. Son yıllarda birçok spor turnuvası, sanat festivali, konferans ve diğer başka organizasyonlar benzer bir şekilde sıfır salımlı veya karbon nötr olarak lanse edilmektedir.

Kurumlar, yukarıda sözü edilen bazlarda emisyonlarını envanterlendikten sonra denetimden geçip, gerçekleştirmiş oldukları düşük karbon faaliyetlerini doğrulattırmak durumundadırlar. Bu süreç, “doğrulama – verifikasyon” olarak adlandırılmaktadır. Bu işlem çeşitli standartlar altında gerçekleşebilir. Bunlardan en çok kullanılanı ISO14064 adlı standarttır. Ayrıca, özellikle kurumlar için Avrupa Komisyonu tarafından tavsiye edilen 2003/EC/87 adlı direktif de başka bir standart olarak kullanılmaktadır. Dünyada bu kapsamda kullanılan ilk yönerge GHG Protokol (Greenhouse Gas Protocol) olarak adlandırılan bir sistemdir ve gerek ISO14064 ve gerekse EC bu yönergeyi referans almaktadır. GHG Protokol günümüzde çoğunluk tarafından kullanılan temel bir referans haline gelmiştir.

 

Rekabet üstünlüğü için  karbon yönetimleri şeffaflaştırılmalı


Kurumların düşük karbon ekonomisinde rekabet üstünlüğü sağlayabilmelerine yardımcı olan bir başka yöntem de karbon yönetimlerini şeffaflaştırmaktır. Halka açık kurumlar için iklim ve sera gazı yönetiminin en önemli araçlarından biri olan CDP (Karbon Saydamlık Projesi – Carbon Disclosure Project) İngiltere merkezli bir sivil toplum inisiyatifi olup, iki binden fazla yatırımcı tarafından desteklenen süreç, bir anket cevaplama işlemidir. CDP her yıl yüzlerce firmayı anketini cevaplamaya davet etmektedir. Sera Gazı salım miktarı ve risk yönetimi de dahil olmak üzere onlarca sorudan oluşan anketin cevaplanması ile firmalar kendilerine birçok soru sormak zorunda kalmakta ve risklerini analiz etmeye zorlanmaktadır. Bu süreçten geçen firmalar yatırımcı nezdinde artı bir değer elde etmekte ve itibar kazanmaktadır. 2010 yılı itibariyle Türkiye’de de faaliyet göstermeye başlayan CDP, 2011 yılında İMKB’de işlem gören en büyük 100 firmayı anketine cevap vermeye davet etmiştir. Anket cevaplarının kamuya açık olmak zorunluluğu yoktur. İsteyen firmalar kamuya kapalı olarak cevap verebilmekte, cevapları sadece yatırımcılar görebilmektedir.

SS_CDP_cover2Peki, Türkiye’de salım yönetimi sadece bir zorunluluk mu olarak görülüyor? Son zamanlarda görünen o ki; artık özel sektörde bulunan kurumlar küresel trendlerin  bu yönde gelişmesinden dolayı henüz bir yasal zorunluluk getirilmemiş olmasına rağmen gönüllü olarak  iş sistemlerini değiştirme eğilimindedir.

Genel bir çerçevede özetlenecek olursa; etkin bir karbon emisyon yönetiminin gerçekleştirilmesiyle öncelikle makro ölçekte kaynakların korunması, çevrenin bu anlayış çerçevesinde yapılanması ve çevrenin kalitesinin arttırılması mümkün olmaktadır. Mikro ölçekte kurumsal getiriler ise; enerji verimliliğinin sağlanması, marka değeri, güven ve itibar sağlanması, maliyet tasarrufu ile birlikte karlılığın arttırılması, personelin motivasyonunun arttırılması ve gerek hizmet gerekse de ürün satın alan tüketicinin oluşmakta olan “yeşil” taleplerinin karşılanması olarak sıralanabilmektedir. Daha detaylı olarak ifade edilirse, kurum bazında salım yönetiminde orta ve uzun vadede hedefe yönelik stratejilerin uygulanmasıyla kurumların enerji verimliliğini arttırıp, tüketim kalemlerini azaltmak, binaların yenilenmesi, IT alt yapılanmasını karbon düşük olarak gerçekleştirmek, yenilenebilir enerji kullanım alanını genişletmek ve kalan salımlarını dengelemek amacıyla karbon kredilerinin alımını gerçekleştirmek mümkündür. Kurum bazında ayrıca daimi bir iklim değişikliği yönetim ve karar mekanizmasının oluşturulmasıyla düşük karbon ekonomisi ve kurumsal bilinç sağlanmaktadır. Düşük karbon ekonomisinin uygulanması ve kurumsal bilincin oluşturulmasıyla da iş ve büyüme modellerinde, ürün geliştirilmesinde ve finansal yönetimde inovasyon niteliğinde büyük fırsatlar ortaya çıkmaktadır. Üretim sektöründe faaliyet gösteren kurumlar için iklim sorumluluğu olan ürünler yaratılarak, böyle bir talebin ortaya çıkmasının sağlanması ve markalarında farklılaşmanın yaratılması mümkün olmaktadır. Halka açık kurumlarda ise kurumun salım yönetimini gerçekleştirmiş olması yatırımcı algısında artı değer yaratmaktadır. Şeffaf salım yönetimi gerçekleştiren firmalar İMKB’de yeni oluşturulan Sürdürülebilirlik Endeksi’nde avantaj sağlamaktadır. Bilindiği üzere, dünyada sürdürülebilirlik anlayışı global bir endeks haline getirilmeye çalışılmaktadır ve Türkiye‘de de buna paralel olarak gelişmeler gözlenmektedir. İMKB, “İMKB Sürdürülebilirlik Endeksi Projesi”ni 10 Ağustos 2010 tarihinde başlatmasıyla, burada işlem gören ve kurumsal sürdürülebilirlik performansları üst seviyede olan şirketlerin şirket hisse değerleri üzerinde belirleyici olmasını sağlamıştır.

Küresel tehditlere maruz kalan devlet ve kurumlar karşılaştıkları problemlerle baş edebilmek ve sistemde var olmaya devam edebilmek için yukarıda sözü edilen küresel yeni trendlere ayak uydurup, geleneksel yönetişim ve ticaret yöntemlerini terk etmek durumundadırlar. Şüphesiz, kurumlar böyle bir geçiş döneminde karbon emisyonlarını etkin olarak yöneterek düşük karbon ekonomisine başarıyla entegre olabilmeleri için bu konuda uzmanlaşmış karbon danışmanlarına ihtiyaç duymaktadırlar. Danışmanlar, kurumların düşük karbon ekonomisine geçiş süreçlerinde her daim yanlarında yer alarak kurum içinde eğitim, yönetişim ve iklim karar mekanizmalarının oluşturulmasına yardımcı olmakta, iklim değişikliği risk yönetimi için orta ve uzun stratejik hedeflerin oluşturulması yönünde hizmet vermektedir.

Ülkemizde şu anda gönüllülük çerçevesinde ilerleyen ama yakın bir süre içerisinde bazı yeni yönetmelikler ile zorunlu hale gelmesi çok muhtemel karbon yönetimine firmaların ilgisi beklenenden daha büyük. Sosyal sorumluluk bilincinin yanı sıra ileri bir görüşle karbon salımlarını bir risk gibi gören firmalar bu konuda yatırım yapmaya başladılar. Ölç-azalt ve dengele üçlü sisteminin ilk parçası olan ölçme ve bu ölçümü belgelendirme çalışmaları belli bir ölçeğin üzerindeki kurumlarda devam etmekte ama birçok kurum da salım azaltımı için teknik planlama yapmaktadır. Konunun bir risk olarak algılanması ve kurumsal risk yönetiminin bir parçası haline gelmesi ile bu konudaki çalışmalar daha da hız kazanacaktır.

Dünyada son yirmi yıldır gittikçe önem kazanan iklim yönetimi olgusu, Türkiye’deki kurumlar tarafından da hızla altyapılarına dahil edilmeye başlanmıştır. Bu sevindirici bir gelişme olarak gözükse de içinde pek çok belirsizlikleri barındırmaktadır. Özel sektör büyük bir heyecanla sürece girmek istemekle beraber konunun dünyada bile çok yeni olmasından ötürü nasıl yapmaları gerektiğini bilememektedirler. Dolayısıyla, uzmanlaşmış karbon emisyon danışmanlarına ihtiyaç duyulmaktadır fakat kurum kendisinin yabancı olduğu konuda uzman danışmanı seçebilme konusunda yanılma riskine de açık durumdadır.

Sonuç olarak; etkisi gün geçtikçe daha hissedilir hale gelen iklim değişikliğinin sebep olduğu küresel tehditler, problemlerin çözümü için yeni fırsatları beraberinde getirmiştir. “iklim işletmeciliği” olgusuyla, kurumlar yeryüzüne karşı sorumluluklarını yerine getirirken sürdürülebilir kalkınma bağlamında rekabet üstünlüklerini koruyabilmeleri için karbon salım yönetimlerini oluşturmaları gerektiğinin ve bunu uzman karbon yönetimi danışmanlarıyla eşgüdüm içerisinde çalışarak gerçekleştirebileceklerinin farkına varmışlardır.

Gaia Finansal Danışmanlık

Temmuz-Eylül 2011

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama