Salı, Şubat 07, 2012
KAPAK KONUSU | 2010 Biyoçeşitlilik Yılı
Share to Facebook Share to Linkedin 

Başarı hikâyesi mi, yoksa daha yolun başında mıyız?

Özge Balkız

2010 Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı, dünya liderlerinin biyolojik çeşitlilik kaybını durdurmasını hedefliyordu. Ancak değerlendirmeler, bu hedefe ulaşmada başarısız olunduğunu, hatta yeni kayıpların önüne geçmek için de daha çok yolumuz olduğunu gösteriyor. Liderler bu olumsuz gelişmelerle yüzleşedursun, 2010 Biyolojik Çeşitlilik Yılı, biyolojik çeşitliliğin devamının tüm insanlığın yaşamını sürdürmesi için taşıdığı önemi geniş kitlelere anlatmayı hedefliyor.

IUCN-screen
YOK OLUŞUN EŞİĞİNDE: IUCN, İnternet üzerinden yürüttüğü bilgilendirme kampanyasında her gün nesli tehlike altındaki bir türü tanıtıyor. Sürmeli kızkuşu da (Vanellus gregarius) yok olma tehlikesi altındaki türlerden biri.
WWW.IUCN.ORG

2010 yılı hedefleri: herhangi bir tarihten mi ibaret?

2001 yılında Avrupa Birliği devlet başkanları, biyolojik çeşitlilik kaybına 'son verme' kararı verdi. Bir yıl sonra, 2002 yılında, Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi'nin (Convention on Biodiversity, CBD) tarafları da AB ülkelerine kıyasla daha az iddialı ama benzer bir karar aldılar. Bu karar aynı yıl yapılan Johannesburg Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nde ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda da benimsendi. Biyolojik çeşitliliğin azalmasının durdurulması hedefi Binyıl Kalkınma Hedefleri'nden biri olan 'Çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması'nın altına yeni bir hedef olarak eklendi. Bu sayede, biyoçeşitliliğin azalmasına dur deme sözünü yalnızca Biyoçeşitlilik Sözleşmesi tarafları değil bütün hükümetler sahiplenmiş oldu.

2010 Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı

Birleşmiş Milletler 2010 yılını ‘Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı’ ilan etti. Yani 2010 yılı doğa ve onun çeşitliliğine adanmış bir yıl. Bu özel yılın sloganı da “Biyoçeşitlilik hayattır – Biyoçeşitlilik hayatımızdır”. Bu slogan da aslında insanların biyolojik çeşitliliğin bir parçası olduğunun altını çiziyor ve ekliyor: insanların da dahil olduğu bütün yaşam biçimleri biyolojik çeşitliliği oluşturuyor ve hayatta kalışımız bu karmaşık ve birbirine bağlı yaşam ağına bağlı. Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı, bizlere var oluşumuzun ne kadar değerli olduğunu ve hayatta kalmak için doğanın desteğine ne kadar ihtiyacımız olduğunu hatırlatmayı amaçlıyor. Sonuç olarak esas verilmek istenen mesaj, biyoçeşitliliğin korunmasının yalnızca bir grup doğa korumacının işi olmadığı, bütün herkesin birincil görevi olduğu yönünde. 

Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı’nın kutlamalarını Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi’nin Sekretaryası yürütüyor (http://www.cbd.int/2010/). Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı’nın hedefleriyse şöyle:

-         Biyoçeşitliliği korumanın insan refahı için önemi üzerine farkındalık yaratmak ve biyoçeşitliliğin ekonomik değeriyle ilgili anlayışı teşvik etmek,

-         Biyoçeşitliliği tehdit eden etkenlerle ve onu koruma yollarıyla ilgili bilgiyi artırmak,

-         Kurumları ve onlar aracılığıyla kişileri biyoçeşitliliği korumaya yönelik direk ya da doğrudan etkinlikler yapmaya teşvik etmek,

-         Gerisayım 2010 (Countdown 2010) ortaklarının ve diğer ilgi grupların başarılarını kutlamak,

-         Hedeflere ulaşılmadığı durumlardaki başarısızlıkları raporlamak,

-         2010 sonrası hedefler için iletişim zeminini hazırlamak.

Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi

Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi (Convention on Biodiversity) 1992 yılında Brezilya'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda imzaya açılan üç Rio Sözleşmesi'nden biri. Sözleşmenin amacı, biyolojik çeşitliliğin korunması; bu çeşitliliğinin unsurlarının sürdürülebilir kullanımı; genetik kaynaklar ve teknoloji üzerinde sahip olunan bütün hakları dikkate almak kaydıyla, bu kaynaklara gereğince erişimin ve ilgili teknolojilerin gereğince transferinin sağlanması ve uygun finansmanın tedariki de dahil olmak üzere, genetik kaynakların kullanımından doğan yararların âdil ve hakkaniyete uygun paylaşımı. Bugün sözleşmeye taraf olan 193 ülke bulunuyor, (192 ülke ve Avrupa Birliği). Türkiye sözleşmeye 1992 yılında imza atan ilk ülkeler arasında Biyoçeşitlilik Sözleşmesi'ne taraf ülkelerle ilgili güncel bilgi adresinde bulunuyor.

Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı Etkinlikleri

Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı bugün 250'nin üzerinde kurum tarafından destekleniyor. Bu kurumların arasında yerel dernekler olduğu gibi, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN), Küresel Çevre Fonu (GEF), Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ve RAMSAR Bürosu gibi uluslararası kurumlar da bulunuyor. Tüm dünyada uluslararası biyolojik çeşitlilik yılı kapsamında yapılan etkinlikler de yine Birleşmiş Milletler'in ilgili sayfasında duyuruluyor, (http://www.cbd.int/2010/celebrations/). Akdeniz Havzası da, Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı kapsamında pek çok kutlamaya sahne oluyor, (http://www.cbd.int/2010/celebrations/) Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı kapsamında yapılan en aktif kampanyalardan birisini Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) yürütüyor. IUCN, internet sayfası üzerinden bir bilgilendirme kampanyası yürütüyor ve her gün nesli tehlike altındaki bir canlı türünü kamuoyuna tanıtıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı çerçevesinde desteklenen bu çalışmayla yıl boyunca 365 farklı türün tüm dünyadaki dağılımları, nesillerini tehdit eden etkenler ve var olan koruma uygulamalarıyla ilgili bilgi geniş bir kitleyle paylaşılıyor.

Gerisayım 2010 (Countdown 2010)

CountdownIUCN'in ortaklarıyla birlikte yürüttüğü Gerisayım 2010, 2010 biyolojik çeşitlilik kaybını durdurma hedefine ulaşmak amacıyla oluşturuldu. Bu yapılanma aynı zamanda Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı'nın ortaklarından bir tanesi. Kuruluşundan itibaren birçok özel sektör kurumunu ve sivil toplum örgütünü harekete geçirmeye başlayan oluşumun 1000'e yakın ortağı var. Avrupa ve dünyadaki güçlü örgütlenmesiyle Gerisayım 2010, Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı'nın önemli küresel aktörlerinden birisi durumunda. Oluşumun internet sayfasındaki saat 2010 yılı zaman sınırına her an biraz daha yaklaşıldığını işaret etse de, hala 2010 hedefine ulaşmak için yapılabilecek çalışmaların olduğundan bahsediliyor. Oysa yapılan değerlendirmeler 2010 biyolojik çeşitlilik kaybını durdurma hedefinin başarısızlıkla sonuçlandığını göstermiş durumda.

Dünya 2010 yılında yok oluşa son verebilecek mi?

2010 yılının Birleşmiş Milletler tarafından tüm dünyada Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik yılı olarak ilan edilmesinin esas hedefi, 2000'li yılların başında vaat edilen "kurtarma" operasyonunun başarısını kutlamak olsa da bugün varılan noktada başarıdan söz etmek mümkün değil. Butchart ve ekibinin, dünyanın en saygın bilimsel dergilerinden Science'ta Mayıs ayında yayımladığı bir makale, Avrupa ölçeğinde biyoçeşitliliğin karşı karşıya olduğu tehditlerin boyutuyla ilgili çok önemli bilgiler sağlıyor.

Araştırma kapsamında bilim insanları, dünya liderleri tarafından kabul edilen '2010 yılına kadar biyolojik çeşitlilik kaybında ciddi oranda bir azalma gerçekleştirme' hedefinin başarıya ulaşıp ulaşmadığını ortaya çıkartmak için 31 ayrı göstergeyi kullandılar. Canlı türlerinin popülasyon değişimleri, yok olma riskleri gibi biyolojik çeşitliliğin durumuyla ilgili göstergeler bir azalmanın süregeldiğini ve bunun hızının da düşürülememiş olduğunu ortaya koydu. Tam tersine, biyolojik çeşitlilik üzerindeki tehditlerin hızının 2010 yılına kadar artış gösterdiği belirlendi. Yerel bazı başarılar ve artan doğa koruma çalışmalarına rağmen biyolojik çeşitlilik kaybının azalmadığı bu çalışmayla gözler önüne serildi.

Uzmanlar, eldeki verilerle her bir gösterge için ayrı ayrı değişimi hesapladı. Analiz sonuçlarına göre geçtiğimiz 40 yıl boyunca biyolojik çeşitlilik azalmaya devam etti. Omurgalıların popülasyonları, belirli yaşam alanlarına özelleşmiş kuş türleri, tüm dünyadaki kıyıkuşu popülasyonları, ormanların, mangrov ormanlarının ve deniz çayırlıklarının dağılımları ve mercan kayalıklarının durumu her yıl daha da kötüye gidiyor. Araştırma kapsamında yalnızca biyolojik çeşitliliğin durumuyla ilgili göstergeler kullanılmadı, aynı zamanda biyolojik çeşitliliği olumsuz etkileyen tehditler ve bu tehditlere yönelik koruma uygulamalarıyla ilgili değişimler de analiz edildi. Sonuçlar, biyolojik çeşitliliği olumsuz etkileyen tehditlerin, 2010 yılı itibarıyla istendiği gibi azalmadığını, aksine çoğunluğunun arttığını ortaya koydu. Koruma uygulamaları sayıca artmış olsa da, artış hızlarının sabit ve hatta azalmakta olduğu ortaya kondu. Tüm bu bulgular, 2010 biyolojik çeşitlilik kaybını azaltma hedefinin başarısızlıkla sonuçlandığını kanıtlıyor.

Bu konuda yapılan ikinci önemli yayın, Mayıs 2010 tarihinde Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi Sekretaryası yayınlanan rapor. "Global Biodiversity Outlook"un 3. baskısı olan ve adresinden ulaşılabilecek rapor, sözleşmeye taraf ülkelerin 2010 hedefiyle ilgili başarısızlığını göz önüne seriyor (Secretariat of the Convention on Biological Diversity, 2010). Raporun özetinde koyu harflerle verilen ilk cümle şöyle: "2002 yılında dünya hükümetleri tarafından 'dünyadaki tüm yaşamın yararına ve yoksulluğu azaltmaya katkı vermek için, 2010 yılına kadar biyolojik çeşitlilik kaybında küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerde ciddi oranda azaltma' amaçlı üzerinde uzlaşılan karar yerine getirilmemiştir". Aynı raporun önsözünde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, "dünya liderlerinin 2010 yılına kadar biyolojik çeşitlilik kaybını ciddi oranda azaltma konusundaki başarısızlığından" bahsediyor ve ekliyor; "eğer bu kolektif başarısızlığın önüne geçmek için hızlı adımlar atmazsak, bunun neticesini çok ciddi bir biçimde hepimiz çekeceğiz".

Hükümetlerin 2010 yılına kadarki hedeflerini belirlerken, bu hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını anlamak için Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi ve diğer sözleşmeler kapsamında bazı araçlar geliştirildi. Bu kapsamda 11 ana ve 21 alt-hedef bilim insanlarınca tanımlandı. Belirli canlı gruplarının popülasyonlarındaki azalmanın önüne geçmekten kirliliği azaltmaya, geleneksel bilgiyi korumaktan gelişen ülkelere teknoloji transferi yapmaya kadar değişen birçok alt hedef üzerinden biyolojik çeşitlilik kaybının azalıp azalmadığı incelendi.

Bu kapsamda Butchart ve ekibi tarafından 2007'de geliştirilen göstergelerden birisi, Kırmızı Liste İndeksi ). IUCN tarafından geliştirilen ve bir canlının neslinin ne kadar yok olmaya yakın olduğunu standart kriterler eşliğinde belirlemeyi esas alan kırmızı liste statüleri, bu indeksin oluşturulmasında kullanılıyor. Göstergenin temel hedefiyse aslında çok basit: herhangi bir canlının kırmızı liste statüsündeki değişimi zaman içerisinde izleyerek canlının yok olmaya ne kadar yaklaştığını, veya uzaklaştığını anlamak. Bu indeksi bütün canlı grupları için ayrı ayrı hesaplayan uzmanlar, aslında tüm biyolojik çeşitliliğin değişimiyle ilgili bilgi sahibi olmamızı sağlıyorlar.

Global Biodiversity Outlook raporunda, 2010 hedefine varılmama nedeni olarak biyolojik çeşitliliği tehdit eden esas faktörlerle ilgili yeterince kapsamlı mücadele edilmemesi gösteriliyor. Buna göre, ileride biyolojik çeşitliliği daha verimli bir biçimde korumak için koruma eylemlerinin genişletilmesi ve yeni seviyelerde ve ölçeklerde yürütülmesi gerekiyor.

Biyoçeşitliliğin azalmaya devam ettiğini kanıtlayan faktörler

 - Nesli yok olmak üzere olan türlerin sayısı artıyor. Çiftyaşamlılar en fazla tehdit altındaki canlı grubu; mercan türlerinin durumu her gün biraz daha kötüye gidiyor; bitki türlerinin de dörtte biri yok olma tehditi altında.
- Omurgalı türlerinin yoğunluğu 1970 ile 2006 yılları arasında küresel olarak ortalama üçte bire düştü ve bu düşüş devam ediyor. Özellikle tropiklerde ve tatlısu türlerinde bu düşüşler ciddi boyutlarda yaşanıyor.
- Dünyanın birçok yerinde doğal yaşam alanlarının büyüklükleri ve bütünlükleri azalmaya devam ediyor.
- Ormanların, nehirlerin ve diğer ekosistemlerin yoğun bir biçimde parçalanması ve bozulması, biyoçeşitlilik kaybına ve ekosistem hizmetlerinin azalmasına neden oluyor.
- Tarım sistemlerinde ürün ve evcil hayvan gen çeşitliliği azalmaya devam ediyor.
- Biyoçeşitlilik kaybına neden olan en temel tehditlerin (yaşam alanında bozulma, aşırı tüketim, kirlilik, yabancı tür istilaları ve iklim değişikliği) yoğunluğu ya sabit ya da artmaya devam ediyor.

- İnsanlığın ekolojik ayak izi 2010 yılı hedefi belirlendiği zamana kıyasla dünyanın biyolojik kapasitesinin çok daha üzerine çıkmış durumda.

Kaynak: Secretariat of the Convention on Biological Diversity 2010

Yeni Hedefler

Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen, tüm dünyada birçok örnek koruma uygulaması ve başarı hikayeleri de mevcut. Birçok nesli tehlike altındaki tür üzerine yürütülen koruma çalışmaları başarıya ulaşıyor; yeni korunan alanlar ilan ediliyor ve bu alanların yönetimi o alanda yaşayan yerel halkla birlikte belirleniyor; suyun akılcı kullanımı için yerel mücadeleler güç kazanıyor. Tüm bu çalışmalar da gösteriyor ki, hali hazırda güçlü koruma araçları mevcut. Bilimsel verilerle desteklenen bu koruma çalışmalarını hayata geçirip geçirmemek aslında siyasi iradeye bağlı. Bu da beraberinde şu soruyu getiriyor, 2010 sonrasında ne yapılacak?

2009 yılında Lüksemburg'da yapılan Avrupa Birliği Konsey toplantısında 2010 ortalarında belirlenecek yeni bir vizyon ve hedef belirlemenin gerekliliğinin altı çizildi. Aynı yıl Gerisayım 2010 (Countdown 2010) ortaklarının yaptığı toplantıda belirlenecek bu yeni hedefin daha net ve daha iddialı olması gerektiğine karar verildi. Kurumlar yok oluşu azaltmak yerine biyolojik çeşitliliği artırmayı hedeflemek gerektiğini belirttiler.

Avrupa Birliği ülkelerinde doğa koruma organizasyonlarının yoğun lobi çalışmalarının ardından Mart ayında yapılan Konsey toplantısında, 2020 ve 2050 yılları için biyolojik çeşitliliği koruma hedefini belirledi . Buna göre, Avrupa Birliği, biyolojik çeşitlilik kaybını ve ekosistem hizmetlerinin bozulmasını 2020 yılına kadar durduracak, elverişli durumlarda eski haline getirmeye çalışacak. Konsey toplantısı kararları aynı zamanda Avrupa Birliği'nin 2050 yılına kadar türleri koruma vizyonunun ana hatlarını oluşturuyor.

Aslında en temel hedef, tüm taraf ülkelerde, Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi'nin daha iyi ve etkin bir biçimde uygulanması için gerekli çalışmaların yapılması olmalı. Dünyanın farklı yerlerinde birçok başarı öyküsü mevcut ve bunları yaygınlaştırmak da bizlerin elinde. Dünya liderleri samimi bir biçimde biyolojik çeşitliliğin yok olmasının önüne geçmek istiyorsa, o zaman bu çalışmaların yaygınlaştırılması için destek ve olanak sağlamalı. Kamuoyuysa bu konuda gerekli baskıyı kendi liderlerine yapacak biçimde örgütlenmeli. Bu nedenlerle, 18 – 29 Ekim 2010 tarihleri arasında Japonya'da gerçekleştirilecek 10. Biyoçeşitlilik Sözleşmesi toplantısında liderlerin tutumu büyük önem taşıyor. Bu tutum, 2010 yılını biyolojik çeşitlilik yılı için bir kutlama yılı mı yoksa yas yılı mı olacağını hepimize gösterecek.

Dr. Özge Balkız, Doğa Derneği Bilim Koordinatörü

Türkiye’deki STK'ların Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı hakkındaki düşünceleri ve gerçekleştirdikleri etkinlikler

Türkiye, biyoçeşitlilik kaybının hızla yaşandığı ülkeler arasında yer alıyor. Tüm Avrupa'da eşsiz biyolojik çeşitliliğiyle çok farklı bir konumda olan Türkiye'de hayata geçirilen örnek koruma uygulamalarının sayısının ve etkisinin artırılması gerekiyor. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin yoğun olarak hissedileceği ülkeler arasında yeralan Türkiye'de özellikle suyun daha akılcı kullanımına yönelik uygulamaların Çevre ve Orman Bakanlığı ve Devlet Su İşleri tarafından desteklenmeye başlaması büyük önem taşıyor. Aynı şekilde yeni korunan alanların ilanı, varolan korunan alanlarda katılımcı yönetim planlarının hazırlanması ve uygulanmaya başlanması, acil olarak ülke genelinde hayata geçirilmesi gereken uygulamalar arasında yeralıyor. Bu konuda Türkiye'de ulusal sivil toplum kuruluşları birçok çalışma yürütülüyor. Ama en önemlisi, bu çalışmaların kamuoyu desteğini alması ve elbette hükümetin faaliyetlerine yön vermeye başlaması. 2010 Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı kapsamında STK'lar farklı faaliyetler düzenliyor.

Doğa Derneği
Dünyada yok olan türlerin sayısı her an artıyor. Bu yok oluş ne yazık ki Türkiye'de çok daha hızlı. Anadolu'nun tarih boyunca çok çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmasının, renkliliğinin ve insan çeşitliliğinin de temel kaynağı olan doğal zenginlikleri bugün toptan yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Anadolu'nun doğası ile birlikte, besin kaynaklarımız, temiz havamız, suyumuz ve toprağımız da yok oluyor. Bu yok oluşa dur demenin yolu ise yaşadığımız coğrafyanın doğal zenginliklerinin farkında olmaktan geçiyor. 2010 Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı, biyolojik çeşitliliğin sağlığımız ve geleceğimiz için neden önemli olduğunu, bu çeşitliliği nasıl koruyabileceğimizi anlamamız açısından önemli bir fırsat.
Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı kapsamında Doğa Derneği tarafından dünyada doğası en hızlı yok edilen ülkelerden olan Türkiye'nin biyolojik zenginliğinin kamuoyu tarafından bilinmesi ve korunmasına yönelik birçok bilgilendirme çalışması gerçekleştirilecek. Bu kapsamda Doğa Derneği:
-Biyolojik çeşitlilikle ilgili bilgilerin yer aldığı okullarda, çevre kulüplerinde gerçekleştirilebilecek etkinlik önerilerinin bulunduğu bir kitapçık hazırlayacak,
-Önemli doğa alanlarını nasıl koruyabileceğimize dair önerilerin yer aldığı alan savunma kılavuzu hazırlayacak,
-Önemli doğa alanları ve nesli tehlike altındaki canlı türlerimizle ilgili e-posterler ve e-bültenler hazırlayacak.
-Kuş gözlem günleri organize edecek,
-İlköğretim okulları ve üniversitelerde gençlere yönelik sohbetler gerçekleştirecek,
-Önemli doğa alanlarında doğa yürüyüşleri gerçekleştirecek,
-İzmir, Birecik, Çengelköy ve Beypazarı Doğa Evleri'nde doğa konulu belgesel ve film gösterimleri yapacak,
-Özcan Yüksek'le masal ve doğa buluşmaları, yeldeğirmeni ve rüzgar sohbetleri düzenleyecek,
-Biyolojik çeşitliliğin korunması ve tanıtılmasına yönelik çalışan farklı uzmanlarla buluşmalar ve sohbetler düzenleyecek,
-Önemli doğa alanlarının ve canlı türlerinin tanıtılacağı bir internet sayfası hazırlayacak.

Greenpeace Akdeniz
2010 yılı Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı olarak ilan edildi, ancak bunun ne ifade ettiğini ancak dünya biyolojik çeşitliliğinin sürdürülebilirliği adına gerçek adımlar atılırsa anlayabiliriz. Bu nedenle Greenpeace, biyolojik çeşitliliğin korunması adına yürüttüğü kampanyaları dahilinde 2010 uluslararası biyolojik çeşitlilik yılı için özel bir proje yürütmüyor, zaten acilen atılması gereken adımların gerçekleşmesi için aynı yoğunlukta kampanyalarına devam ediyor. Yani aslında bizim için her yıl 'biyolojik çeşitlilik yılı' idi ve öyle olacak.

Birleşmiş Milletere üye ülkeler, bir yandan 2010 için böylesine bir anlam biçiyorlar ama bir yandan da onlarca ülkenin altına imza attığı ilgili anlaşmalarının gereklerini yerine getirmiyor. Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi'ne taraf ülkelerin 2012 yılına dek dünya denizlerinde "deniz rezervleri" oluşturmaya yönelik hedefine bu kadar az zaman kalmışken hala hiçbir gerçek adımın atılmaması, ya da CITES'e (Soyu tükenmekte olan türlerin uluslararası ticareti anlaşması) taraf ülkelerin, soyu tamamen tükenmek üzere olan Atlantik mavi yüzgeçli orkinoslarının uluslararası ticaretinin yasaklanması için yapılan oylamada destek vermemeleri bunlara örnek. Greenpeace olarak, dünya denizleri ve ormanları gün geçtikçe insan eliyle yokoluşa doğru sürüklenirken buna karşın hiçbir girişimde bulunmayan hükümetlerin göstermelik bir "biyolojik çeşitlilik yılı" kutlamaları yerine bu yılı gerçekten anlamlı kılacak eylemlere geçmelerini bekliyoruz.

TEMA Vakfı
TEMA, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıklarını Koruma Vakfı, 2010 Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik yılına özel bir çalışma ya da kampanya yürütmüyor. Halihazırda TEMA Vakfı'nın yürüttüğü çeşitli projeler, Türkiye'de biyolojik çeşitliliğin korunması hedefine hizmet ediyor. Bu projelere örnekler şöyle: Kaçkar Dağları'nda Sürdürülebilir Orman Kullanımı ve Koruma projesi kapsamında, Kaçkar dağlarında yaşanmakta olan biyolojik çeşitlilik kaybının önüne geçmek için çok sektörlü katılımcı bir doğal kaynak yönetimi planı hazırlanmış ve uygulanmaya başlanmıştır. Başka bir projeleriyle Şanlıurfa, Harran, Kuruyer köyünde TEMA, safran bitkinin gen kaynaklarını korumayı hedeflemiştir. Sakız Ağacına Sevgi Aşılıyoruz isimli proje kapsamında da Türkiye'de yalnızca Çeşme'de yetişen sakız ağacları rehabilite edilerek; 6.000 adet aşılı sakız fidanı toprakla buluşturulacak.

Ocak - Mart 2010

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       M+