Biyoçeşitlilik ve yasal koruma
Av. Özlem OğuzlarBiyoçeşitliliğin korunmasına ilişkin en önemli belge, 1992 yılında Rio de Janerio'da gerçekleştirilen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi sonucunda kabul edilmiş olan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'dir. 5 Haziran 1992 tarihinde imzaya açılan Sözleşme, Türkiye tarafından 29.08.1996 tarih ve 4177 sayılı Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ile onaylanarak 14 Mayıs 1997 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin:
· Biyolojik çeşitliliğin korunması,
· Biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımı;
· Genetik kaynakların kullanımından kaynaklanan faydaların adil ve hakkaniyete uygun paylaşımı olmak üzere üç temel amacı bulunmaktadır.
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ne ek olarak hazırlanan ve 29 Ocak 2000 tarihinde kabul edilen Cartagena Biyogüvenlik Protokolü de Türkiye tarafından 17.06.2003 tarih ve 4898 sayılı Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin Biyogüvenlik Kartagena Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ile onaylanarak 24 Ocak 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Cartagena Biyogüvenlik Protokolü'nün en önemli yönü, genetiği değiştirilmiş organizmaların ticaretine ilişkin ilk uluslararası sözleşme olmasıdır.
Türkiye, yukarıdaki uluslararası sözleşmelere ek olarak Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarının Korunması Sözleşmesi (Bern Sözleşmesi), Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme (RAMSAR), Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES), Gıda ve Tarım için Bitki Genetik Kaynakları Uluslararası Sözleşmesi, Avrupa Peyzaj Sözleşmesi ve Karadeniz'in Biyolojik ve Peyzaj Çeşitliliğinin Korunması Protokolü gibi biyoçeşitliliğin korunmasını amaçlayan uluslararası sözleşmeleri onaylamıştır.
Anılan uluslararası sözleşmeler dışında, Anayasa'nın devletin tarih, kültür ve doğal varlıkların korunmasını sağlayıcı destekleyici ve teşvik edici önlemleri almasına ilişkin 63. maddesi, çevrenin korunmasının devletin ödevi olduğunu öngören 56. maddesi, özel mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceğini öngören 35. maddesi, toprağın verimli kullanılmasını öngören 44. maddesi, tarım arazilerinin, çayır ve meraların amaç dışı kullanımının önlenmesine ilişkin 45. maddesi, ormanların korunmasına dair 169. maddesi de dolaylı olarak biyolojik çeşitliliğin korunmasına ilişkin hükümler ve yaptırımlar içermektedir.
Anayasa'nın anılan hükümlerinin yanı sıra Çevre Kanunu, Nesli Tehlike Altında olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşmenin Uygulanmasına Dair Yönetmelik, Bitki Genetik Kaynaklarının Toplanması Muhafazası ve Kullanılması Hakkında Yönetmelik, Hayvan Gen Kaynaklarının Korunması Hakkında Yönetmelik de biyolojik çeşitliliğin korunmasına ilişkin yasal mevzuat kapsamındadır. Söz konusu yasal düzenlemeler, biyolojik çeşitliliğin ve çevrenin korunması amacıyla denetim mekanizmaları getirmiş ve cezai yaptırımlar öngörmüştür.
Biyoçeşitliliğin korunmasına dair yapılacak düzenlemelerin, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar da göz önüne alınarak, bu konudaki uygulamalar ve gereksinimler çerçevesinde ele alınması gerekmektedir. Biyoçeşitliliğin korunması önündeki en önemli engellerden biri Türkiye'de yasaların bütüncül değil, tekil bir yaklaşımla hazırlanması ve uygulanmasıdır. Biyoçeşitliliğin korunması ile ilgili olarak bakanlıklar arasında işbirliği sağlanması ve böylelikle Türk mevzuatındaki eksiklikler ve çelişkilerin giderilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak biyoçeşitliliğin korunmasına dair yapılacak düzenlemelerin yalnızca günün gereksinimlerine yönelik değil, aynı zamanda gelecekte ortaya çıkabilecek sorunlar da öngörülecek şekilde yapılması uygun olacaktır.
Av. Özlem Oğuzlar
Ocak-Mart 2010





