Pazar, Mayıs 20, 2012
KAPAK KONUSU | Dünya Neden Bekleyemez!
Share to Facebook Share to Linkedin 

Dünya Neden Bekleyemez!

Nathan Johnson

Dünya bilimcileri, sürdürülebilir bir gelecek için derhal eyleme geçmeye çağırıyor 

alt
DAHA İYİ BİR YOL OLMALI: Kar fırtınası, Ermenistan'ın başkenti Erivan'daki bir
meydanda trafiği arapsaçına döndürüyor.

ABD’nin eski başkan yardımcısı Al Gore’un Uygunsuz Gerçek isimli filmi ve kitabının sıra dışı başarısı ve ardından Al Gore’un Nobel Ödülü’ne lâyık görülmesi, bilimin evlere ve toplantı salonlarına girmesine önemli bir katkı sağlarken; çoğu zaman ‘nahoş’ olan bu tür gerçekleri ortaya çıkarma sorumluluğunu bizzat taşıyan bilim çevreleri, dünyanın yeni ve ciddi tehlikelerle karşı karşıya olup olmadığını tartışmak yerine, dünyadaki yaşam açısından akla hayâle gelebilecek en kötü sonuçları önlemek için hemen şimdi neler yapılması gerektiğine odaklanmış halde.

Dünyanın önde gelen bilimcilerinden birkaçı işte bu konuları tartışmak için 8-9 Kasım 2007’de üçüncü Dünya Bilim Forumu için Budapeşte’de buluştu. Forum’da uzlaşılan en ciddi konu ise, dünya liderlerinin ve politikacıların, dünyada uzun vadeli çevresel istikrarı ve ekonomik adaleti sağlamak için, hem bireyler hem de uluslar ölçeğinde kısa vadeli kazançlardan vazgeçme yönünde büyük bir adım atmaları gerektiği oldu.

Tüketim ve atık uzmanı olan Avrupa Komisyonu Çevre Genel Müdürü Timo Makela, ABD ve AB dışındaki ülkelerde de daha çok tüketme odaklı yaşam biçiminin nüfus artışı ile birleştiğinde, 2050 yılına dek dünyadaki tüketimi altı katına çıkarabileceği uyarısını yapıyor. Acilen çözülmesi gereken bir diğer sorun ise elektronik atıkların bertarafı. Makela, her yıl 15 milyon otomobilin ve 100 milyon cep telefonunun atık yığınlarına katıldığı nı söylüyor. Makela’ya göre, tüm dünyada bir yılda, bütün Budapeşte’yi bir metre kalınlığında bir katmanla kaplayacak kadar elektronik atık çıkıyor.

Makela buna rağmen, eko-sanayi, AB’nin GSMH’sinin %2.1’ini oluşturduğu ve geri dönüşüm çabaları bu sektörün büyümesinde önemli rol oynadığı için umutlu. Ancak, yaşanan ve gelecekte karşılaşılacak çevre sorunlarıyla baş edebilmek için araştırmaların güvenilir ve kararlı olması gerektiğini de ekliyor.

Alınan riskler

Söz sağlam ve kararlı önerilerden açılmışken, Ekvator’un Macaristan büyükelçisi Juan Salazar Sancisi de, ülkesinin gerçekten benzersiz ve çığır açması muhtemel önerisinin ciddiye alınmasını istiyor: yani ülkesinin sahip olduğu bazı doğal kaynakları tüketmemesi için ülkesine ödeme yapılması talebini.

Ekvator, Ocak 2007’de devlet başkanının imzasıyla, Ekvator Amazonu’nun kalbinde yer alan 1.87 milyon hektarlık ‘dokunulmaz bölge’nin ağaç kesimine ve petrol çıkarmaya tamamen kapatıldığını duyurdu. Bu dokunulmaz alan, milli park statüsüne rağmen önceden petrol çıkarma faaliyetlerinin sürdüğü Yasuni Milli Parkı ile örtüşüyor. Petrol ve kerestecilik bu hassas ekosisteme yaptıkları tahribatın yanı sıra, kendi istekleriyle çağcıl toplumdan uzak yaşamayı seçmiş olan iki yerli kabilenin, Tageri ve Taromenane’nin mensuplarıyla sık sık, çoğunlukla da çatışarak karşı karşıya geliyor. Bu yüzden, dokunulmaz alan, çevresel korumanın yanı sıra Ekvator’un zengin etnik çeşitliliğinin korunmasına da katkıda bulunuyor.

Sancisi’ye göre petrol, Ekvator’un 1972-2006 dönemindeki toplam ihracatında ortalama %40’lık bir paya sahip. Ancak bu oran, 2006’da %60’a çıkmış. Büyükelçi, milli gelirin petrol ihracatına giderek daha bağımlı hale gelmesinin bugün koruma altında olan ve ülke topraklarının %18’ini oluşturan alanı tehlikeye sokacağını öne sürüyor; bu nedenle de, Ekvator’un, petrol yataklarını kullanmaması karşılığında oluşacak kaybı telâfi etmek için bunun %50’sini Ekvator’a verecek uluslararası bir mekanizma oluşturulması nı umuyor. Göründüğü kadarıyla, Ekvatorlular’ın bu amaca ulaşmak için kendi ceplerinden katkı yapmak gibi bir imkânı da var, ancak asıl zorluk diğer hükümetleri bu çözümün doğruluğuna ikna etmek. Sancisi, oldukça tutarlı olarak, “daha az kaynak tüketip kişi başına daha az kirliliğe yol açan ülkeler (Ekvator dünyadaki salımların sadece %1’inden sorumlu), neden dünyayı en çok kirletenlerin külfetini çekmek zorunda?” diye soruyor.

alt
BU KADARI YETER: Bükreş'in en büyük çöplüklerinden birinde kuşlar ve
insanlar çöplerin arasından yiyecek bir şeyler bulma arayışında. Romanya,
2007 yılında İtalya'nın evsel atıklarını, bu yeni AB üyesinin topraklarına
boşaltılması yönündeki teklifini kati bir biçimde geri çevirdi.

Kazanılmış alışkanlıklar

Amerikalı politika ve sosyal bilimler profesörü Dennis Meadows, aynı çarpıcı soruyu yıllardır dinleyicilerine yöneltiyor: “Gelecek on yıllarda insan nüfusu şu üç yoldan birini izleyecek: -ilki, ya şimdiye dek olduğu gibi çoğalmayı sürdürecek; ikincisi, neredeyse hiç çoğalma/ azalma olmayan bir noktada kalacak; ya da çok hızlı bir biçimde düşecek. Sizce hangisi olacak?” Bundan 20-30 yıl önce Meadows, nüfusun artmaya devam edeceğini düşünüyordu. Öyleyse neden şimdi, nispeten de yakın gelecekteki bir aşamada hızla düşmeye başlayacağını düşünüyor? “şu an sürdürülebilir bir durumda değiliz”, diyor.

Meadows’a göre, sürdürülebilir bir gelecek için hayatî önemdeki üç olguyu kavramamız gerekiyor: İlki, sürdürülebilir kalkınma için gerekli bilginin yeni teknolojilerde değil, toplumsal alanda olduğu. “Asıl ihtiyacımız olan şey kültürel değişim,” diyor Meadows, “bilgimiz zaten var.” İkincisi, bu değişimin çok yakın bir gelecekte gerçekleşmesi gerekliliği. “Öyle 30-40 yılımız yok,” diye uyarıyor Meadows. Üçüncüsü ise, hükümetler ve ekonomi programları, kısa vadeli büyümeyi hedeşediği sürece, --ne kadar yenilikçi ya da ne kadar etkili olursa olsun-- hiçbir gerecin işe yaramayacağı gerçeği.

Meadows, ‘kolay’ ve ‘zor’ sorunlar arasında da bir ayrım yapıyor. Örneğin zor sorunlar; temelde doğru olmakla birlikte kısa vadede zararlı olabilecek çözümler gerektiren sorunlardır. Bu yüzden, politikacılar seçim öncesinde bu çözümleri pek benimsemiyor.

Wuppertal Enstitüsü’nün kıdemli bilimcilerinden, Avrupa’daki yeşil ve ekolojik hareketlerde çok etkili bir kişi olan Wolfgang Sachs, sürdürülebilir bir gelecek açısından gerekli olan köklü kavramsal dönüşümleri sağlamak için bilimin insanlığa çok ihtiyacı olduğuna inanıyor. ‘Sahiplik’, ‘üretim’ ve ‘tüketim’ gibi sözcüklerin bireysel ihtiyaçların karşılanmasını vurguladığına dikkat çeken Sachs, buna karşılık ‘erişim’, ‘tedarik’ ve ‘kullanım’ gibi sözcüklerin çok daha fazla toplumsal nitelik taşıdığını belirtiyor. Sachs, eğer kozmopolitliğe doğru yol alacaksak ve dünyayı, çatışan çıkarların ve birbirine rakip devletlerin savaş meydanı olarak görmek yerine bir insanlar topluluğu olarak görmeye başlayacaksak; hız, yavaşlık ve uzay gibi kavramları tekrar gözden geçirmemiz gerektiğine de dikkat çekiyor.

Sachs’a göre, betimleyici-niceliksel bilimlerin etkisi, “insanlar sayıları gerçeğin bir göstergesi olarak görme eğiliminde” olduğu için gereğinden fazla hissediliyor. Sachs, maliyet-kazanç analizinin bilhassa çok zararlı sonuçları olduğunu öne sürüyor; çünkü Sachs’a göre bir formül, tamamen sayısal bir sonuca ulaşmayı amaçlar, öte yandan (insan ve hayvanların hayatları gibi) diğer soyut kavramlar ya lâyıkıyla ele alınmaz ya da tamamen göz ardı edilir. Sachs, bir başka ünlü Alman bilimcinin, Albert Einstein’ın sözlerini anımsatarak, “Hayatta gerçekten kayda değer olan şeyler kayda geçirilemez,” diyor. 

alt
RÜYA TARLALARI: Enerji grubu Natura'nın sahip olduğu, İspanya'nın
en büyük biyolojik yakıt tesisi, 2007 yılının Mart ayında tam kapasite
ile çalışmaya başladı. İthal soya kullanan tesis, yılda 100,000 ton yakıt
üretime kapasitesine sahip.
(Fotoğraf: Reuters)

Dumanlar arasında

Wuppertal Enstitüsü’nden malzeme akışı ve atık yönetimi uzmanı Stefan Bringezu, AB’nin uzun vadeli (25 yıldan fazla) kaynak stratejisi hedeflerinden birinin, önce GSYİH’yı kaynak kullanımından ayırmak, sonra da kaynak kullanımını çevresel etkilerden ayırmak olduğunu söylüyor. Bringezu, ham tüketim rakamlarının, tüketime yönelik fiili kaynak kullanımına ilişkin rakamlardan çok daha düşük olduğunu belirtiyor. Örneğin, Avrupa’da kişi başına tüketim yılda 20 ton iken, bu tüketimi mümkün kılan kaynak kullanımı kişi başına yılda 50 tona ulaşabiliyor.

Bringezu, biyokütle ve bitkisel yakıtların da ideal seçenekler olmadığını söylüyor ve ekliyor, “Tüketim azaltılmadıkça, dünyanın artan yakıt talebi yalnızca minerallerden biyokütleye geçerek karşılanamaz”. Bringezu’ya göre göz önüne alınması gereken bazı etkenler şunlar: “Nüfusunun büyük bölümü yeterli yiyecek bulamayan ülkelerde bile toprağın gıda amaçlı ürün yerine, yakıt amaçlı ürün yetiştirmek için kullanılması; büyük ölçüde mono kültür tarım yüzünden tür çeşitliğinin azalması; ve orman, savan v.b. alanların yok edilmesi sonucu gerçekten artan sera gazları. Bringezu, 60 litre yakıt elde etmek için gereken ürünün, bir insanı bütün bir yıl boyunca doyurabileceğini söylüyor.

Ashok Koshla, Yeni Delhi’de bulunan ve teoride kalmayıp sürdürülebilir yaşam doğrultusunda somut ürünler ortaya koyan Kalkınma Alternatifleri isimli girişimin kurucusu ve başkanı. Dünyadaki ekonomik eşitsizlikler karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Koshla, dünya nüfusunun yaklaşık %60’ının “oldukça sefalet içinde yaşadığına,” dikkat çekiyor. Koshla, 1.3 milyar insanın temiz içme suyundan yoksun olduğunu, gerçek sayının ise muhtemelen çok daha yüksek olduğunu belirtiyor. Bu çarpıcı gerçeğe bir de, 570 gram altın takı yapabilmek için ortalama 20 ton toprağın kazıldığı bilgisini ekliyor.

Koshla, herhangi bir sürdürülebilir kalkınma stratejisinde, toplumsal adalet, geçim kaynakları, temel ihtiyaçlar ve çevre güvenliğine eşit derecede önem verilmesi gerektiğini vurguluyor. Koshla’ya göre, insanlığın önünde üç temel seçenek var: İlki, zihniyetin aynı kaldığı ve korkunç sonuçlar doğuracak olan, ancak küresel şirketlerin desteklediği, “eskisi gibi devam etme” yaklaşımı. İkincisi, belli ürünlerin verimliliğini yükseltmeyi içeren ve ulusal ölçekte refah artırma stratejisi olarak tanımlanabilecek, “faktoring/ kısmî finansman sistemi”. Bu ikincisi, ilkine göre çok daha iyi olsa da, üçüncü ve en iyi seçeneğe– yani insanın, zaten kaldırabileceğinden fazla bir yük altındaki yeryüzüne etkisini azaltacak sistem değişimi/ sıçrama yaklaşımına kıyasla çok yetersiz kalıyor.

Ocak-Mart 2008

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama