Havaya dair sözler
Maria KhovanskayaDelegeler Bali’de hararetli ve duygusal oturumlar sonrasında uzlaşmaya vardı




“Bali Eylem Planı’nı oylamaya sunuyorum…itiraz eden? …kabul edilmiştir.” Endonezya Çevre Bakanı ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 13. Taraflar Konferansı Başkanı Rachmat Witoelar, bu sözlerinin ardından tokmağını masaya vurdu. Rahatlayıp duygusallaşan katılımcılar ise bu sözleri ayakta alkışladı. Böylece uzun ve zahmetli müzakere süreci, Bali Yol Haritası’nın kabulüyle doruğa ulaştı; bu kabulle, müzakerecilerin uğraşları ve gözlemcilerin sabrı, bu çetin mücadele sonucunda uzun zamandır hak ettiği ödülü almış oldu. Sözleşmeye taraf olan 192 ülkeden müzakereciler, yaklaşık iki hafta boyunca canla başla, bazen geceler boyunca çalışarak bu belgeye nihaî şeklini vermek için çabaladı- ‘gelişmiş’ ve ‘gelişmekte olan’ ülkelerin çıkarları ile çevresel çıkarlar, ekonomik çıkarlar, bugünkü ve gelecek kuşakların çıkarları arasında hassas bir denge kurmaya gayret etti. Çalışmaların 14 Aralık Cuma günü sona ermesi bekleniyordu ancak delegeler bir gün daha alarak, müzakereleri yirmi dört saat kesintisiz yürüttü. Müzakereciler Bali Yol Haritası üstünde uzlaşmaya varmadan önce, sık sık ortaya çıkan yanlış anlamalar sonucu karşılıklı güvenin bir türlü sağlanamaması yüzünden son oturuma en az üç kez ara verildi.
Bali Yol Haritası’nın niçin bu kadar önemli bir belge olduğunu anlamak için birkaç yıl öncesine bakmak gerekiyor. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 1992’de imzalanmasına rağmen onaylanıp yürürlüğe girmesi birkaç yıl sürdü. Sözleşme’nin tarafları daha o zamanda, küresel ısınmanın yeryüzü ve insanlık için bir tehdit olduğunu; iklim değişiminin etkilerini azaltmak gerektiğini kabul ediyordu. Atmosferde biriken sera gazlarından, Sözleşme’nin bütün tarafları eşit derecede sorumlu değildi elbette. (Geçmişteki sorumluluklarını kabul eden taraflar, Sözleşme’nin Ek-I Listesi’nde belirlenmiştir.)
Taraflar Konferansı (COP) Sözleşme’nin yönetim organıdır. Bir ülkenin Sözleşme’ye taraf olması gönüllülük esasına dayanıyor ancak Sözleşme koşullarına uymak zorunlu; hatta taraf olan ülkenin ekonomik ve toplumsal yaşamı, hukuk sistemi ya da etik değerleri üstünde kayda değer etkileri olabiliyor.
Somut eylem olmadan, iklim değişiminin sorun olduğunu kabul etmek tek başına yeterli olamazdı elbette. 1997’de, 3. Taraflar Konferansı’nda (COP3) oluşturulan ilk iklim değişikliği rejimi taslağı, bugün Kyoto Protokolü olarak bilinen o ünlü belge haline geldi. Kyoto Protokolü, tarafların sera gazı salımlarını, kendilerine tahsis ettikleri miktarlarda sınırlamaları için bir süre belirledi. ‘İlk yükümlülük dönemi’ denen bu süre 2008- 2012 dönemini kapsıyor. Taraf ülkelerden bazıları (Protokol’ün Ek-B Listesinde sıralanan ülkeler), sera gazı salımlarının azaltılması için ölçülebilir hedefler koydu. Bu ülkeler, sera gazı salımlarını, bu ilk taahhüt dönemi boyunca, ‘belirlenmiş miktar’ olarak da bilinen belli bir düzeyde dondurmayı taahhüt etti. Ek-B Listesi’nde yer alan her ülke için ayrı ayrı belirlenen hedefler, listede yer alan her ülkenin, salımlarını, 1990 yılına kıyasla her yıl ne oranda azaltacağını (örneğin %8 oranında) belirler ve beş yıllık 2008-2012 dönemi hedeflendiği için bu oranın beş ile çarpılması demektir. 2005’te yürürlüğe giren Kyoto, sera gazı salımlarını hesaplama yöntemlerini uygulama yollarının göstermenin yanı sıra, salım hedeflerini tutturmaya yönelik mekanizmaları da tarif ediyor. Gelişmekte olan ülkeler, salım azaltma konusunda bir taahhütte bulunmamış olsa da, ekonomik mekanizmalarına katılabilmek için çoğu Kyoto Protokolü’ne taraf oldu. Aralık 2007’de 13. Konferans başladığında, Protokolü’e taraf olmayı reddetmiş tek sanayileşmiş ülke ABD idi. ABD bu yalnız direnişinde sürekli olarak, iklim değişikliğini azaltma çabalarının Amerikan ekonomisini çok olumsuz etkileyeceği endişesini dile getiriyordu.
Bilim camiası, ilk taahhüt döneminde iklim değişikliğini azaltmak için harcanan çabaların, yeryüzünün ortalama sıcaklığının daha da artmasını önlemeye şimdilik yetmediğine dair sağlam kanıtları sürekli olarak uluslararası topluma sunuyor. Aşırı hava olaylarının son dönemde artmasının da gösterdiği gibi, iklim değişikliğinin doğrudan etkilerini azaltmak kadar, bunlara karşı hazırlıklı olmak da önem kazandı. Nicholas Stern ve diğer ekonomistler de, yüksek maliyetlerden kaçmak için eyleme geçmeyi ertelemenin, bütün yükü yakın geleceğe ötelemekten başka bir işe yaramayacağını; o zaman ise, bu sorunları çözme maliyetinin en az on katına çıkacağını söyleyerek bizi net biçimde uyarıyor.
Kyoto rejimi 2012’de sona ereceği için uluslararası toplum şimdi ikinci taahhüt döneminin ana hatlarını belirlemeye çalışıyor; ancak sözleşmeye taraf olunmasından bu yana çok büyük jeopolitik değişiklikler olduğu için, bu oldukça zorlu bir iş. Gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırılan ülkeler arasında daha dinamik ekonomilere sahip olan kimileri bugün daha fazla enerji tüketiyor, böylece sera gazı salımları da mutlak anlamda artıyor. Bu da, bütün jeopolitik aktörlerin katılımı olmadan küresel sıcaklık artışını önleme çabalarının mümkün olmadığını açıkça gösteriyor.
Bali Yol Haritası veya Bali Eylem Planı (Karar 1/CP13), BM iklim değişikliği rejimini, Kyoto Protokolü’nün ilk dönem taahhütlerinin ötesinde güçlendirmeyi amaçlayan bir müzakere programını kapsıyor.
Bali Yol Haritası’nın başarıya ulaşması, gelişmekte olan ülkelerin gerçek anlamda işbirliği yapmasına bağlı. Güney Afrika temsilcisi ortak oturumda, “Gelişmekte olan ülkeler; ölçülebilir, beyan edilebilir ve denetlenebilir azaltma girişimlerini taahhüt etmek istiyor,” şeklinde konuştu. “Böyle bir şey daha önce hiç olmamıştı. Bir yıl önce bu hayâl edilemezdi bile.” Gelişmekte olan ülkelerin ölçülebilir eylemler taahhüt ettiğini gören ABD delegasyonu başkanı son konuşmasında şu sözü verdi: “ABD, bu işbirliği ruhu içinde Bali Yol Haritası’nın kabulüne katılacaktır.” İzleyiciler bu pek beklenmedik açıklamayı hararetle alkışladı. Avrupa Birliği’nin bu süreçteki rolü elbette tartışılmaz. Uzlaşmayı teşvik etmek ve %20 ilâ 30 gibi ciddi bir oranda azaltma hedeflerini taahhüt etmeye hazırlanmış olarak konferansa gelen AB, gerçekten de müzakerelerin bu aşamasını yönlendirdi.
Peki, Bali Yol Haritası’nın kabulü, uluslararası toplumun, Dünya’nın atmosferini kurtarmak için yeni bir iklim değişikliği rejimine kavuştuğu anlamına mı geliyor? Ne yazık ki bu kabul, böyle bir garanti sağlamıyor; böylece gündem, doğal olarak bazı çevrelerin eleştiri oklarına hedef oluyor. İklim değişikliği sorununa eğilen, daha kararlı ve acil önlemler uman bazı çevre grupları, daha şimdiden Bali belgesini, “Bütün Kararsızlıkların Anası” olarak niteliyor. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Dana Perino’nun, tam yol haritasının kabul edildiği gün yaptığı açıklamada, gelişmekte olan en büyük ülkeler ile büyüyen ekonomiler daha çok sorumluluk üstlenmediği sürece, ABD’nin başka hiçbir taahhütte bulunmayacağını söylemesiyle, Washington da kısa sürede kendi Bali söyleminin etkisini zayıflattı.
Peki, hiç umut yok mu? Kesinlikle var. Sözleşme’nin olmasa da Kyoto Protokolü’nün altındaki (Geçici Çalışma Grubu müzakereleri, süre bitimi için 2009’u belirleme, Uyum Fonu, ve Kyoto Protokolü’nün 9. maddesinin yenilenmesinde kapsam ve içerik oluşturulması gibi) konularda yürütülen müzakerelerde ulaşılan başarı, uluslararası iklim değişikliği topluluğunun, bir sonraki iklim değişikliği rejimini benimsemeye hazır olduğunun açık bir göstergesi. Endonezya Bali’deki COP 13, , Polonya Ponzan’daki COP 14 (2008) ve Danimarka Kopenhag’daki COP 15’in (2009), bir sonraki iklim değişikliği rejimini başarıyla belirleme ihtimali çok yüksek.
Nisan-Haziran 2008
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





