Pazar, Mayıs 20, 2012
KAPAK KONUSU | Su üstüne yazılmamış çözümler
Share to Facebook Share to Linkedin 

Su üstüne yazılmamış çözümler

Os Davis

Son yıllarda sıkça yaşanan büyük taşkınlar, acilen kapsamlı bir su yönetimi planlaması gereğini gosteriyor. Parasal kaynağın yanı sıra, bütün su kullanıcılarını gözeten bir yaklaşım gerekli. Nuh’un Gemisi’nde olduğu gibi, dengeyi sağlamak burada da hayati onem taşıyor.

alt
SUCUL HABİTATLAR: Nisan ayında yaşanan taşkın, bölgedeki alçak yerleri
harabeye çevirdi. Üstte, Bükreş’in doğusundaki Fetesti köyü sakinleri su
altında kalmış bir evdeki eşyalarını iğreti bir kayık yardımıyla kurtarmaya
çalışıyor.
(Fotoğraf: BTA PressPHOTO)

Büyük tufan söylencesi, insanlık tarihinde ileride yaşanacakları haber veren bir öyküdür. Yaşamlarının her alanı nehre bağlı olan Sümerler, 9,000 yıl kadar önce Büyük Taşkın masalını, daha sonraki metinlerde mitolojilerini iki döneme ayırmak için kullanmış. Batı’daki Nuh’un Gemisi söylencesi de, inancın ve yaşamın korunmasına dair önemli dersler içeren, nesilden nesle aktarılan bir öyküdür.

Sel felaketlerini anlatan öyküler, Avrupa’nın büyük bölümü için bugün efsane olmaktan çıktı. Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak aşırı iklim olaylarındaki artışın ve doğal su kaynaklarının kötü kullanılması sonucunda, her ilkbahar beraberinde yeni taşkın haberlerini de getirecek gibi. Eğer bölgedeki ülkelerden bir Tuna ya da Drava geçmeseydi, burada yaşayanlar içme suyu kaynakların azalışına ya da sucul ekosistemlerin tahribatına tanık olabilecekti. Söylenceye göre Nuh’un Gemisi tam 40 gün 40 gece seyretmiş. 2006 baharında Avrupa’da yaşanan suyla ilgili olaylara benzer bir zaman dilimi içinde bakarsak, bu tarih öncesi efsanelerde anlatılan mücadele ve yeniden doğuş öykülerinin bizi uyarmayı amaçladığını bile söyleyebiliriz.

alt
Stari Kostolaclı bir Sırp çiftçi hayvanlarını kurtarma çabasında.
(fOTOĞRAF: MTI)

Sivil çevre örgütlerinin en büyük federasyonu olan Avrupa Çevre Bürosu (EEB), 2000 yılı Su Çerçeve Direktifi’nin (WFD) gerektirdiği Avrupa Birliği su koruma mevzuatının uygulanmasındaki yetersizliği dikkate alarak, 18 Mayıs’ta Avrupa’daki çevre bakanlarına “bu yöndeki faaliyetlerini artırmaları,” çağrısında bulundu.

EEB ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından değerlendirilen 21 ülkeye ait 25 rapor, uzmanların deyişiyle “Avrupa'nın ekolojik anlamda sürdürülebilir bir su yönetimini uygulamaktan hâlâ çok uzak,” olduğunu gösteriyor. İnanması zor da olsa, uzmanlara göre yüzey sularının %50’si, WFD’nin 'sağlıklı ekolojik durum' hedefini yakalayamama riskini taşıyor. Bu raporlardan 22’sinde, hidro enerji, gemi trafiği, taşkın önleme ya da tarım gibi faaliyetlere yönelik baraj, sedde ve kanal gibi altyapı unsurları, çevre üstündeki baskının birincil nedenleri olarak tanımlanıyor.

Sırp yetkililerin ülkede yaşanan en geniş çaplı ve en uzun süreli sel felâketi ve toprak erozyonu olarak niteledikleri olaydan 10 hafta sonra, suyun ülkeye verdiği zararın azalmaya başladığı haber veriliyordu. Sağanak yağışlar, kontrol edilemeyen yeraltı suları ve eriyen karlar, Haziran ortalarında Tuna, Sava, Tamis ve Tisza nehirlerin yükselmesine yol açtı; Tuna ve Sava’nın yükseklikleri rekor seviyelere ulaştı. Vojvodina ile orta ve doğu Sırbistan’da yaklaşık 200,000 hektar su altında kaldı. Erozyon ve toprak kaymalarının ise 11,000 aileyi etkilediği tahmin ediliyor.

alt
Belgrad’ın güney doğusundaki Ritopek
köyünde bir adam sel sularını evinden
dışarıya pompalamaya çalışıyor.
(FOTOĞRAF: BTA PRESSPHOTO)

Yeraltı suları yaklaşık 240,000 hektarlık tarım alanını mahvederken binlerce eve de zarar verdi. Özellikle kırsal kesimlerdeki içme suyu sıkıntısı gelecek bahara dek Balkanlar’ı zor durumda bırakacağa benziyor.

Mart ayından Mayıs'a dek art arda yaşanan felaketler, afetlere karşı önlem alma konusunda önemli bir ders oldu. Balkanlar’da sele yol açan yağmurlar ve su baskınları; malî kaynak sıkıntısını, merkezi yönetimin zayıflıklarını, tedarik kanallarının ve altyapının yetersizliğini gözler önüne serdi. Southeast Europe Times’ın 22 Mayıs’taki bir haberinde, nehir seddeleri inşa ve tahkimatında yavaş davranmanın bedelini Sırbistan’ın ağır biçimde ödediği belirtiliyordu. Tarım ve su taşımacılığı sektörlerinin, yılı büyük kayıplarla kapatacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Sırp hükümeti, afet yaralarını sarmak için yalnızca 3.2 milyon avro ayırdı.

Oysa sivrisinekle mücadele maliyetinin yalnızca Belgrad’da yılda ortalama 1.7 milyon avro olduğu (ya da tahminlere göre, yaşanan büyük sellerin hemen ardından bu maliyetin 3.2 milyon avrodan fazla olacağı) düşünülürse, bu ödenek inandırıcı olamıyor. Taşkınlar ve içme sularının kirlenmesi sonucunda çıkabilecek salgın hastalıklar için de ayrılmış kayda değer bir malî kaynak yok.

Yine de geniş çaplı yeni bir trajedi Balkanlar’ı vurmadan önce hazırlanmak için hâlâ zaman var. Sırbistan’ın büyük ölçekli yatırımlar bakanı Velimir Ilic Mayıs sonunda, Zrenjanin’de bir nehir yatağı tahkimatı için 1 milyon avro ayrıldığını açıkladı. Haziran'a gelindiğinde Sırbistan, Avrupa Birliği'nden, uluslararası finans kurumlarından ve afet yardım kuruluşlarından destek alma konusunda epey yol kat etmişti.

31 Mayıs’ta, Polonya’daki çevre kuruluşlarının, ülkede taşkın zararlarını giderme projesine sağlanan malî kaynakların usûlsüz kullanımını durdurmasıyla bir umut ışığı doğdu. Bu proje, Avrupa Yatırım Bankası’nın 250 milyon avroluk kredisiyle yürüyordu. Polonya’daki yeşil kuruluşlar bir süredir, Polonya Bölgesel Su Yönetimi Dairesi'nin bu fonları kötüye kullandığını, AB Kuş Direktifi ve Bern Konvensiyonu'nun korumaya aldığı kuş türlerinin üreme alanlarına aslında zarar verdiğini ileri sürüyordu.

Söz konusu alan, Sola Vadisi Natura 2000 alanıydı; STK'lara göre buradaki çalışmalar gerekli izinler alınmadan ve çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) yapılmadan yürütülüyordu.

Polonya’daki bazı gruplar geçen yıl, taşkın önleme faaliyetlerinin birçok yerde mevcut çevre yasalarını çiğnediğine, hatta bazı yerlerde hiçbir taşkın önlemi gerekmediği halde çalışma yapıldığına Polonyalı yetkililerin dikkatini çekmişti. Polonya Yeşil Ağı’ndan Anna Roggenbuck, Sola vakasının, kamu bütçesinin kötüye kullanımının “uç örneği” olduğunu, ancak “bunun hiç de münferit bir durum olmadığını,” belirtiyor. “Hem ÇED Direktifi hem de Sola Nehri örneğindeki gibi, Habitatlar Direktifi sık sık ihlâl ediliyor.” Roggenbuck’ın iddiasına göre Polonya, "hiç gerekmediği halde akarsu kontrolüne doğa korumadan çok daha fazla para harcıyor.”

Özellikle akarsu kontrolü ve yeni tarı m alanları açılması amacıyla 2007-2013 dönemi için tahsis edilmesi beklenen önemli miktarda AB yapısal ve uyum fonlarını düşününce, Natura 2000 alanları, Polonyalı su mühendisleri ve su kuruluşlarının hoşuna gitmeyeceğe benziyor. Büyük ölçüde suya bağlı sektörler, alanları koruma altına almanın su kullanımını kısıtlayacağına inandıklarından, akarsu havzalarında Natura 2000 alanı olmasını istemiyor.

Doğanın korunması ile taşkın kontrolü gibi birbirine zıtmış gibi görünen olgular üstündeki tartışmaya Küresel Su Ortaklığı (GWP) adına REC Polonya’dan Marta Kaczynska el koydu. GWP ve WWF el ele vererek Natura 2000 alanı su yönetimine esas oluşturacak ilkeleri belirledi.

“Akarsu vadilerinde Natura 2000 alanı yönetim ilkeleri” başlığını taşıyan, hem mühendis hem de doğa korumacıların fikir ve uzmanlığıyla derlenen yayında; nehir vadilerinde ıslah, seddeleme, barajlama gibi suyla ilgili çalışmalar sonucunda habitat ve türlere yönelik tehlikeler ayrıntılı olarak irdeleniyor; Natura 2000 alanlarına verilen zarar ve bunu asgariye indirmenin yolları anlatılıyor. Yazarlar, sorunun ülke ölçeğinde ele alınmasını tavsiye ederken; kalkınma, taşkın kontrolü ve doğa koruma hedeflerini örtüştürmek için su mühendisleri ile doğa korumacılar arasında işbirliğini artırma gereğini de vurguluyor.

Kaczynska, ne yazık ki kitabın hâlâ bir tartışma belgesi olarak görüldüğünü, bunun da AB kuş ve habitat direktiflerini kabul ettirmenin zorluğunu gösterdiğini sözlerine ekliyor.

 

alt
İLERİ CEPHELER: Yukarıda, Nisan ayında askerler, batı Slovakya'daki Trstice
yakınında taşan Cierna Voda nehri boyunca yaklaşık 80,000 kum torbası
yerleştirdi.
(fOTOĞRAF: bta pRESSPHOTO)

REC merkez ofisinin kıdemli danışmanı Janos Zlinsky, Polonya’nın Natura 2000 alanları benzeri durumlar hakkında sorulan soruyu şöyle yanıtlıyor: “Her su ekosisteminin sunabileceği ‘hizmetler’ çok çeşitlilik gösterebilir (içme suyu, soğutma suyu, sulama, taşımacılık, ekolojik bölgeler, rekreasyon, spor, taşkın kontrol sahaları, tarı m ve balıkçılık) ve bunlardan birine gereğinden fazla yüklenildiği takdirde diğerleri de zarar görür. İşte su yönetimi, arada bu dengeyi kurmak demektir.”

Macaristan’da bu denge düşünülmüştü ancak kimse buna gereken önemi vermedi. Sürdürülebilir Taşkın Yönetimi için Budapeşte Girişimi sayesinde Tuna Nehri, 2002'den beri önemli uluslararası siyasî işbirliklerinin odak noktası oldu. Almanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Romanya’nın yanı sıra Avrupa Komisyonu temsilcileri de, uluslararası taşkın yönetiminin güçlendirilmesi için ortak bir çağrı olan Budapeşte Girişimi Bildirisi'ni benimsedi.

O zamandan beri de hemen hiçbir şey yapılmadı. Macaristan, 2004'te AB’ye girdikten sonra, AB Su Çerçeve Direktifi'ni hayata geçirebilirdi; ancak Macaristan hem siyasî iradeden hem de taşkın kontrolü, su rezervleri, turizm, doğa koruma, tarım ve bunun gibi bugün boğuşmakta olduğu diğer sorunları bir arada ele alma becerisinden yoksun. Oysa Macaristan'ın su koruma girişimleri, ülke sınırları dışında bile büyük hızla gerçekleştiriliyor. Tuna Nehri Uluslararası Koruma Komisyonu'nun (ICPDR), 2004'teki Roof Raporu ülkenin “yedi komşusunun hepsiyle karşılıklı olarak sağladığı uyumu” övüyordu (ki bu, temel olarak taşkın önleme ve büyük ölçekli kirlilik vakalarını kapsıyordu).

Her şeye karşın, Macaristan’ı çevreci yaklaşımdan yoksun gibi düşünmek doğru olmaz. Macaristan 5 Haziran'da, çevresel farkındalık için yapılan 450 kilometrelik yürüyüşün ilk adımına şahit oldu. WWF Macaristan müdürü Ferenc Markus, Tuna Nehri'nin Macaristan’daki bölümü boyunca, Dunakiliti ile Hırvatistan sınırı arasındaki yürüyüşüne o gün başladı.

Bu yürüyüş, AB'de nehir ulaşımını geliştirme amacıyla başlatılan ve Macaristan'da da uygulanacak olan Trans-Avrupa Ulaşım Ağı’na tepki niteliğinde. WWF, programın mevcut halinde “öngörülen koşulların ve yapılacak uygulamaların, geriye dönülemez sonuçlar doğurabileceğini ve mevcut sorunları daha da müzminleştirebileceğini,” belirtiyor.

Markus, WWF’nin Tuna Nehri'nin gelişmesine karşı olmadığını söylüyor. “Önerdiğimiz şey, Tuna’yı gemilere uydurmak yerine gemileri Tuna’ya uydurmak,” diyor ve yürüyüş notlarını her gün İnternet'ten yayımlayıp, Macaristan’ın nehirle iç içe olan tarihi ve biyolojisi hakkında bilgi veriyor. WWF Macaristan’ın daha büyük hedefi ise, “ekonomik kalkınma ile çevre ve insan beklentilerini uzlaştıracak çözümler bulmak.” Markus’un günlüğü www.azendunam.hu adresinde bulunuyor

alt
Polonya'da Sola Nehri sahillerinde yapılan taşkın kontrolü çalışmaları
protestoları körükledi.
(Fotoğraf: Polish Green Network / Robert Wawrety)

2006’daki sel felaketlerinin, Sırbistan kadar Romanya’yı da vurmasıyla, Romanya hükümeti de kalıcı önlemler alınması çağrısında bulundu. Romanya Çevre Bakanı Sulfina Barbu, 7 Haziran’daki açıklamasında, taşkın yönetimini iyileştirmek ve bölgenin ekolojik potansiyelini artırmak amacıyla Tuna Nehri'nin Romanya sınırlarındaki yatağını 2008-2012 arasında değiştirmeyi planladıklarını söyledi. Barbu'ya göre, “hem taşkınlara karşı iyi bir savunma sistemi, hem de sağlıklı çevre açısından büyük önem taşıyan sulak alanları da kapsayan bir ekosistem oluşturmak için” nehir yatağının değiştirilmesi gerekiyor. Aralık 2007’de tamamlanacak olabilirlik araştırmasının, çevre uzmanları ve sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) birlikte değerlendirilmesi de Barbu’nun gündeminde. Nehir yatağını değiştirme projesinin 2008'de başlaması bekleniyor.

Macaristan’a dönersek, Bölgesel Kalkınma Bürosu yetkilileri, Tuna Birleşik Programı planlarının tamamlandığını ve Macaristan su kaynaklarını temizleme ve ıslah çalışmalarının yakında uygulanacağını açıkladı. Hükümet daha önce, programın bu yılın Mart ayında başlayacağını duyurmuştu, ancak bu, gerek son genel seçimler, gerek işleri biraz ağırdan alma sebebiyle defalarca ertelendi.

Macaristan’ın stratejik su rezervlerinin uluslararası paylaşımını çözmeyi hedefleyen plan, hem Macaristan’da hem de ülke sınırları dışında Tuna’ya özel önem veriyor. Nakliye sektörü kara ve demir yollarını felce uğrattığından, ülke içindeki su taşımacılığı geliştirilecek. AB üye ülkeleriyle ticarette yaşanan artışı da dikkate alan hükümet nihayet bu sorunu çözmek için harekete geçiyor.

Macaristan’daki bazı çevreler, sağlık, çevre ve bölgesel işbirliği konularında programı eleştirse de hükümet, baraj inşa etmeye gerek kalmadan Tuna’nın su seviyesini düşük tutacağını söyleyerek projeyi savunuyor.

Tabii ki, bu kadar ertelemeden sonra Tuna’nın zarar görmesini istemeyenler de doğal olarak hükümetin çevre ve uluslararası işbirliği konularındaki samimiyetine kuşkuyla bakıyor. Eleştirenlerden biri de, Macaristan’ın 107 yıllık taşımacılık şirketi MAHART Free Port Rt.'nin yöneticisi Laszlo Somlovari. "İnanıyorum ki" diyor Somlovari, “gerekli barajlamanın yapılmaması yüzünden Tuna’nın Macar topraklarındaki bölümünün sürekli derinleşmesi ve bozulması öyle bir zarara sebep olacak ki, ülkemizin ekonomik kapasitesi bunu telafi etmeye yetmeyecek. Ya biz ya da bizim çocuklarımız ilk barajı işte o zaman yapmak zorunda kalacağız.”

Her yıl 29 Haziran Tuna Günü'nde, Tuna Havzası'ndaki 13 ülkede, Almanya, Avusturya, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Macaristan, Moldova, Romanya, Sırbistan Karadağ, Slovakya, Slovenya ve Ukrayna'da yapılan etkinliklerle su yolunun önemi vurgulanıyor. ICPDR’den Philip Weller'a göre festival, “insanlara su, elektrik, rekreasyon ve geçim kaynağı sağlamada hayatî rolü olan nehre duyulan minneti göstermenin bir yolu.” İlgili bütün kesimlerin dikkatini günün anlam ve önemine çekmek için düzenlenen etkinlik ve eğlencelerin yanı sıra, Tuna Çevre Forumu’nun (DEF) sulak alanları korumak amacıyla düzenlediği kampanyanın ilk sonuçları da Tuna Günü'nde duyuruldu.

DEF’in 2 Şubat'ta başlayan kampanyası, su planlamacılarını, sulak alanları koruma önlemleri konusunda daha fazla bilgi sahibi olmaya çağırıyor. AB Su Çerçeve Direktifi’nin şartlarını 2015 itibariyle yalnızca üye ülkelerin yerine getirmesi gerekse de, AB üyesi olmadığı halde Tuna Havzası'nı paylaşan bütün ülkeler bu direktife uymayı gönüllü olarak kabul etti.

DEF sözcüsü Johannes Wolf, “sulak alanlar koruma altına alınmadan su da gereği gibi korunamaz,” diyor. Tuna’nın su kaynaklarının durumunu ele alan önceki ulusal değerlendirmelerde sulak alanlara yeterince önem verilmediği de DEF’in iddiaları arasında. ICPDR, REC ve BM Kalkınma Programı – Küresel Çevre Fonu’nun birlikte desteklediği Tuna Bölgesel Projesi (DRP), WWF ve Ramsar Sözleşmesi Sekreteryası, planlamacılara yardımcı olması için yararlı gereçler sunuyor.

174 çevre STK’sından oluşan bir ağ olan DEF, sulak alanları korumada yol gösterici ilkeler belirleyecek yeni bir DRP projesini destekliyor.

Ulusal sulak alan envanterlerinin hayatî olduğunu düşünen DEF, bunların bir an önce çıkarılması gerektiğini vurguluyor. "Sulak alanların nerede olduklarını gösteren bir liste bile yoksa elinizde, onları nasıl koruyabilirsiniz?” Tuna Günü'nde, DEF tarafından izlenen yaklaşık dört aylık bir çalışma da sunuluyor; bunlar arasında ulusal planlardaki sulak alan koruma tedbirleri de var. Nihaî sonuçlar ise, Şubat 2007’de açıklanarak Sulak Alanlar Günü vurgulanacak.

Tarihte ve mitolojideki büyük taşkınlar kitabının son bölümü yaklaşık altı hafta sürüyor. Nuh’un Gemisi söylencesinin pek bilinmeyen bir yorumunda, gökyüzü nihayet bulutlardan arındığında ve insan hayatı yeniden başladığında Tanrı'nın Nuh’a ve ailesine vaadi anlatılıyor. Bu yepyeni günde, bir gökkuşağı beliriyor ve insan ırkının bir daha böyle bir felaketi yaşamayacağına dair verilen sözü temsil ediyor. Bugün aşırı su, beraberinde siyasî kumpasları, hastalıkları ve felaketleri de getirebilir; birlik-beraberlik, kişisel girişim ve hatta bilgiyi de getirebilir. İşte hepimizin görmeyi arzu ettiği şey, bize yarınların aydınlık olacağını gösteren bir gökkuşağı.

Temmuz-Eylül 2006

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama