Yok oluş durdurulabilir mi?
Ors MarczinHükümetler 2010 yılı itibariyle AB’deki biyoçeşitlilik kaybının durdurulması konusunda anlaşmaya vardı; ancak veriler, çevrede meydana gelen tahribatın azalmak yerine arttığını gösteriyor
Avrupalılar'ın bitki ve hayvanların yok oluşunu dört yıl içinde durdurması gerekiyor. Üç yıl önce Kiev’de yapılan anlaşmada Avrupalı çevre bakanlarının hedefi böyleydi. Ancak, 2010 yılı itibariyle biyoçeşitlilik kaybını durdurma yönündeki bu taahhüt, toplumların ekonomik büyüme önceliği ile taban tabana zıt. Birçok hükümet, vatandaşlarının refah talebini karşılamak için biyoçeşitlilik kaybını aslında hızlandırıyor. Doğa koruma ile kalkınma arasında denge kurmak, insanların hâlâ daha tüketim odaklı bir yaşam tarzına özendiği Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde epey zor. Uzmanlar, ülkelerindeki doğal hazinelerin en azından bir kısmını korumak için hükümetlerin bir an önce harekete geçmeleri gerektiğini belirtiyor.
“Otoyolların uzunluğunu iki katına çıkaracağız!” Bu tümce kulağa, eski Komünist dönemin kalkınma planlarına ait bir sloganmış gibi gelse de, aslında Macaristan’daki son seçim kampanyasında verilen vaatlerden biri. Sosyalist partinin bir yılda 266 kilometre yeni otoyol yapma vaadi, bölge ülkelerindeki pek çok politikacının eğilimini yansıtıyor aslında. Bu politikacıların birçoğu, yüksek maliyetli ulaşım ağları inşasını hâlâ en temel önceliklerden biri, ekonomik büyümenin altın anahtarı olarak görüyor. Oysa çoğu zaman dikkate almadıkları çevre sağlığı da, seçmenlerinin refahı açısından aynı derecede önemli.
Bölgesel Çevre Merkezi’nin (REC) kıdemli sürdürülebilirlik uzmanı Janos Zlinszky, Orta ve Doğu Avrupa'nın kendine has doğal ve kültürel zenginliğinin, sürdürülebilir bir gelecek açısından Batı Avrupa’dan daha fazla seçenek sunduğu görüşünde. Yakın geçmişteki ekonomik kalkınmanın sonucu olan çevresel kayıplara karşın, bölgedeki ülkelerin çoğunun sahip olduğu doğal zenginlik, Batı Avrupa’ya oranla hâlâ çok fazla. Bölgede doğallığını hâlâ koruyan ekosistemler, hem Avrupa’daki biyoçeşitliliğin büyük bölümünü barındırıyor hem de, yüzlerce topluluğa geçim kaynağı sunuyor.
Bölgenin en önemli doğal zenginliklerinden biri Karpat Dağları. 200,000 kilometre karelik dağ ekosistemi ve 85,000 hektarlık balta girmemiş ormanlarıyla, Avrupa’daki boz ayı, kurt ve vaşak gibi memelilerin barındığı son yaşam alanı olan Karpatlar, 16 ilâ 18 milyon kişinin de geçim kaynağı.
Kıtanın en geniş sulak alanlarından biri olan ve 300’den fazla kuş türüne ev sahipliği yapan 2,681 kilometre karelik Tuna Deltası da kuşbilim açısından en önemli rezervlerden biri.
Balkanlar’daki Skadar, Ohrid ve Prespa gibi büyük tatlı su gölleri, Ohrid alabalığı gibi ender türleri barındırıyor ve Tepeli Pelikan, Cüce Karabatak, Kaşıkçı gibi bir çok kuş türüne üreme ya da kışlama ortamı sunuyor.
Orta ve Doğu Avrupa'nın Batı’dan daha zengin olduğu bir nokta varsa o da doğal varlıklar. Dünya Doğayı Koruma Vakfı'nın (WWF) 2004 yılı Yaşayan Gezegen Raporu’nda da belirtildiği gibi bölge hâlâ, doğasının meyvelerini, yeniden üremelerine olanak verecek ölçüde tüketiyor. Avrupa Doğa Koruma Merkezi (ECNC) müdürü Rob Wolters, istenirse bölgede sürdürülebilirliğin sağlanabileceğini, ancak doğa koruma ile kalkınma arasında sağlıklı bir orta yol bulmak için yalnızca bölge ülkelerinin değil, Avrupa’nı n gelişmiş ülkelerinin de çaba sarf etmesi gerektiğini belirtiyor.
Bölgedeki bazı girişimler, yerel ölçekteki doğal ve beşerî kaynaklara dayalı kalkınma alternatiflerini denedi ve başarılı oldu. Karpat Eko-Bölge Girişimi bunlardan biri. Sivil toplum kuruluşlarının (STK) başlattığı bu girişim, hükümetlerin de desteğiyle, koruma ve sürdürülebilir kalkınma konularında uluslararası bir anlaşma olan ve 4 Ocak’ta yürürlüğe giren Karpat Sözleşmesi’nin yolunu açtı.
Bu girişimlere başka bir örnek de, eski Demir Perde bölgesini kapsayan ve Dünya Doğayı Koruma Birliği'nin (IUCN) eşgüdümünde 22 ülkenin katıldığı bir koruma girişimi olan Yeşil Kuşak (Green Belt). Bir diğer girişim, Batı Stara Dağları’ nda, Neretva Nehri’nin ağzında ve Skadar/ İşkodra Gölü’nde uygulanan Ortak Doğal Kaynakların Yönetimiyle Sınıraşan İşbirliği adlı beş yıllık proje.
Bütün bu örneklerde biyoçeşitliliği ve doğayı koruma ile, yerel halkın kapasitesinin artırılması, doğa koruma çalışmalarına katılması ve yerel demokrasinin güçlendirilmesi el ele yürütülüyor. REC biyoçeşitlilik uzmanı ve yukarıda sözü edilen sınıraşan işbirliği projesini yönetmiş olan Mira Mileva’ya göre, dış dünyaya uzun süre kapalı olan Arnavutluk ve Sırbistan-Karadağ gibi ülkelerin, paylaştıkları Skadar/ İşkodra Gölü’nün yönetimini görüşmek için bir araya gelmesi bölgedeki en büyük başarılardan biri.
Bütün bu çabalara karşın doğanın omzundaki yük Avrupa da dahil tüm dünyada giderek artıyor. Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün 2005 yılı Binyıl Ekosistem Değerlendirme raporuna göre fosil kayıtları, günümüzde türlerin yok olma hızının, tarih öncesi dönemde yaşanandan 1,000 kat fazla olduğunu gösteriyor. Daha da kötüsü rapor, türler ve habitatlar üstündeki baskının aynen sürmesi durumunda bu yok olma oranının 10 kat artacağı na dikkat çekiyor. Raporda, biyoçeşitlilik kaybının beş temel nedeni olduğu belirtiliyor: habitat değişikliği, iklim değişikliği, işgalci türler, aşırı tüketim ve kirlilik. Raporu kaleme alanlar, doğanın üstüne binen bütün bu yüklerin hafişememesi, tam tersine giderek artması sonucunda, doğanın insanlar için sağlıklı ve yaşamaya elverişli bir ortam olma niteliğini önemli ölçüde yitireceğini, ve bunun bizim kuşağımızın yaşam süresi içinde olabileceğini belirtiyor.
Avrupa Birliği ülkelerinin, biyoçeşitlilik kaybını 2010 yılı itibariyle durdurma taahhüdünün nedeni de işte bu. Bu hedef, ancak çok büyük bir çaba ve sıkı bir programla gerçekleştirilebilir. 2006 sonuna kadar, üstünde uzlaşılan kıstaslara dayanarak, Avrupa’da önemli türleri barındıran bütün tarım alanlarının haritasının çıkarılması gerekiyor. Koruma altındaki alan ve ekosistemler konusunda Avrupa’nın en geniş ve en iddialı ağı olan Pan-Avrupa Ekolojik Ağı'nın (PEEN) da bu yıl içinde haritaya aktarılması ve izleyen üç yıl içinde uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. ECNC, Orta ve Doğu Avrupa ile Balkanları da kapsayacak biçimde Avrupa’nın büyük kısmının haritalarını hazırladı. 2010 hedefi doğrultusunda kaydedilen ilerlemeyi ölçmeyi amaçlayan biyoçeşitlilik göstergeleri de geliştirilme aşamasında.
Uzmanlar ve üst düzey karar mercileri, Dördüncü Avrupa Hükümetlerarası Biyoçeşitlilik Konferansı için 22-24 Şubat tarihlerinde Hırvatistan'ın Plitvice Gölü'nde bir araya geldi. Konferansta, 2010 hedefini tutturmak için Avrupa’nın önünde henüz uzun bir yol olduğu sonucuna varıldı. Doğa konusunda Avrupa ölçeğinde yapılacak işbirliğinin birincil aracı olan Pan- Avrupa Biyoloji ve Peyzaj Çeşitliliği Stratejisi'nin (PEBLDS) hayata geçirilmesinde arazi kullanımının, malî ihtiyaçların ve ekonomik konuların hesaba katılması gerekiyor. Bazı ülkeler Pan-Avrupa Ekolojik Ağı’na katkı konusunda henüz harekete bile geçmedi ve Kiev hedefleri yolunda istenen ilerleme sağlanamadı.
Mart'ın son haftasında, dünyanın dört bir yanından gelen hükümet yetkilileri ve sivil örgütler, Brezilya’nın Crubitia şehrinde düzenlenen Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Taraşar Konferansı’na (COP 8) katıldı.
Wolters, Avrupa’da biyoçeşitlilik konusunda hükümetlerarası işbirliğinin fazla bürokratik olduğunu, hükümetlerin bu konuya ilgi göstermediğini, paydaş katılımı üzerinde de çok az durulduğunu belirtiyor. Hükümetlerin, gidişatı değiştirmek için hâlâ fırsatları var. Wolters, kısa süre içinde harekete geçilmediği takdirde Avrupa ölçeğindeki bu işbirliğinin çökeceğini ve 2010 hedeflerine dair ciddi endişeler doğuracağını da sözlerine ekliyor.
Etiketle gelen canlanma
Çek Cumhuriyeti’nde yerel ürünleri teşvik eden bir projenin yöneticilerine göre, ticaret ile koruma pekalâ uyum içinde yürütülebilir. Söz konusu girişimin geçen sonbaharda başlamasından bu yana 15’ten fazla ürün, projeye katılan Krkonose, Sumava ve Beskydy bölgelerine ait olduklarını tescilleyen özel etiketlere kavuştu. Bu bölgeler, AB’nin koruma altındaki alanlar ağı Natura 2000 kapsamında bulunuyor. Etiketleme projesi Natura 2000’in değerlerini vurgularken, yerel olarak üretilen malları teşvik etmeyi amaçlıyor.
Tescillenecek ürünlerden ilk gruba süt, peynir, et, ekmek, meyve, sebze, bal gibi tarım ürünleri ile, şarap, bira ve diğer içecekler giriyor. Maden suyu, yabanî yemişler, çay, şifalı bitkiler, kereste ve gübre gibi doğal ürünler de etiket alabiliyor. Ahşap, saz, cam, kağıt, metal ya da seramikten yapılmış el emeği ürünler, takılar ve zanaat eserleri de bu etikete sahip olabiliyor.
Etiketlerde, ürünlerin kaliteli, çevre dostu, gerçekten üstünde belirtilen yerde üretilmiş olduğunu garanti eden ve her bölge için özel olarak yazılmış kriterler yer alıyor. Etiketlenen ürünlerin, üretildikleri bölgeyle özdeşleştirilmiş müstesna bir niteliğe sahip olmaları da gerekiyor. Şimdilik etiketin en büyük yararı, üreticilerin, ürünlerini pazar, fuar ve sergi gibi özel etkinliklerde satabilmesi. Bu etkinliklerden biri de Prag’da Eski Şehir Meydanı’ndaki büyük Noel Fuarı idi. Fuara katılanlar, etiketin rakipleri karşısında avantaj sağladığını, satışlarının arttığını belirtti.
Bu yeni etiketi ilk kullananlardan biri olan bal üreticisi Apicor’dan Pavel Cerman, “satışların bu kadar artmasını beklemiyorduk,” diyor. Cerman, etiket sayesinde, bal ve suyla karıştırılarak yapılan bir içecek olan mead satışlarının 2005 yılı sonunda, bütün yıl içinde yapılan satışları n üçte birine ulaştığını belirterek ekliyor; “yeni pazarlara açılma fırsatı bulduk, özellikle Prag’da.”
Söz konusu etiket, yerel üreticilerden, yerel ve bölgesel yönetimin temsilcilerinden, doğa koruma yetkililerinden, ticaret odaları ve çiftçi örgütlerinden oluşan bir sertifikalandırma komisyonunca veriliyor.
Bu girişim, Avrupa Komisyonu Çevre Genel Direktörlüğü’nün finanse ettiği proje kapsamında geliştirildi. Bu projeden edinilen deneyimin diğer Avrupa ülkeleriyle de paylaşılması umuluyor.
Projeyi REC'in Çek Cumhuriyeti Ülke Ofisi yönetiyordu; ancak bundan sonra, yerel ürünlerin tescillenmesinde uzmanlaşacak birlikler tarafından yürütülecek. Birlikler, üreticiler, yerel yönetim temsilcileri, doğa koruma yetkilileri ve STK’lar gibi yerel paydaşlardan oluşacak. AB, söz konusu projenin Çek Cumhuriyeti’nde Natura 2000 Ağı kapsamına alınmış olan alanlara dikkat çekmesini umuyor. Sağlıklı ve kaliteli yerel ürünler, bu ağın temel değerlerinden.
Orta ve Doğu Avrupa’daki doğa koruma girişimleri
Pan-Avrupa Biyoloji ve Peyzaj Çeşitliliği Stratejisi (PEBLDS); Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN); Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu’na (UN/ ECE) üye 55 ülke tarafından Evironment for Europe süreci kapsamında onaylandı. www.strategyguide.org
Orta ve Doğu Avrupa ile Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Biyoçeşitlilik Desteği; UNEP, IUCN, Avrupa Doğa Koruma Merkezi (ECNC), REC; Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin Orta ve Doğu Avrupa ile BDT’de uygulanmasına destek oluyor. www.strategyguide.org/bioserve
Karpat Eko-Bölge Girişimi (CERI); WWF’nin Küresel 200 Eko-Bölge Programı’na dayanarak 1999 yılında oluşturulan bir STK ağı. www.carpathians.org
Karpat Sözleşmesi; Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Romanya, Sırbistan-Karadağ, Slovakya ve Ukrayna’nın 2003 yılında imzaladığı bir çerçeve sözleşme. www.carpathianconvention.org
Countdown 2010 (2010’a Doğru Geri Sayım); Hükümetlerin, STK’ların, uluslararası kuruluşların işbirliğiyle hayata geçirilen bir IUCN girişimi. www.countdown2010.net
The European Green Belt (Avrupa Yeşil Kuşağı); IUCN’nin önderliğinde, ekolojik bir koridorun belkemiğini oluşturma vizyonuyla Avrupa çapında başlatılan bir girişim. www.greenbelteurope.org
Dinaric Arc Girişimi; WWF, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Avrupa Bilim ve Teknoloji Bölge Ofisi (UNESCO-ROSTE), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), IUCN ve Avrupa Konseyi arasında bir işbirliği çerçevesi.
Avrupa’nın 2008 ve 2010 yılları için biyoçeşitlilik hedefleri
2008 itibariyle:
• Sürdürülebilir orman yönetimi ilkeleri doğrultusunda ulusal ormancılık programlarının geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi
• Avrupa ormanlarında ekosistem yönetimi yaklaşımının uygulanması
• Doğal değeri yüksek tarım alanlarının büyük bölümünde uygulanmak üzere biyoçeşitliliğe duyarlı kullanım modelinin geliştirilmesi
• Biyoçeşitliliğin korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını teşvik etmek için mali sübvansiyon sistemlerinin oluşturulması
• Pan-Avrupa Ekolojik Ağı’nın en önemli alanlarının gereği gibi korumuş olması
• Pan-Avrupa Ekolojik Ağı’nın, arazi kullanımını ve mekan planlamasını yönlendirecek biçimde geliştirilmiş olması
• İstilacı Yabancı Türlere Yönelik Pan-Avrupa Stratejisi'nin ülkelerin yarısında uygulanmış olması
• Biyoçeşitliliği teşvik edici faaliyetlere yapılan mali yatırımlarda kayda değer bir artış görülmesi
• Koruma politikalarının, biyoçeşitliliğin izlenmesi ve raporlanmasına yönelik, uyumlu bir programla desteklenmesi
• Ülkelerin yarısında, ulusal iletişim, eğitim ve toplumun farkındalığına yönelik planların hayata geçirilmiş olması
2010 itibariyle:
• Biyoçeşitlilikte meydana gelen kaybın durdurulması
Ors Marczin, REC Çevresel Politika ve Yerel Girişimler Programı'nda proje müdürü olarak çalışmaktadır.
Nisan-Haziran 2006
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





