Bir ampulü değiştirmek kaç politikaya bedel?
Steven GraningBölgesel ekonomiler geliştikçe ve petrol fiyatları tırmandıkça enerji verimliliği ve tasarruf önem kazanıyor
Prefabrike duvarlı ve birbirine benzeyen dizi dizi yapı: bu görüntü, Orta ve Doğu Avrupa’nın hemen bütün büyük şehirlerinde rastlayabileceğiniz, ucuz yerleşim yerlerinin tipik bir görüntüsü. Kış ayazında bu yapıların arasından yürürken başınızı kaldırıp baktığınızda çok şaşırtıcı bir şey görürsünüz: üst katlardaki açık pencereler. Üst katta yaşayan herkes bunu açıklayabiliyor. Psikolog ve İngilizce öğretmeni olan, Budapeşte’nin kuzeyindeki Ujpest'te böyle bir apartmanda yaşayan Reka Morvay, “Sıcaklığı kontrol edemiyorsunuz,” diye açıklıyor durumu. Morvay’inki gibi evler merkezî sitemle ısıtılıyor ve fatura apartman sakinleri tarafından paylaşılıyor.
Bölgedeki çoğu kişi gibi Morvay de bu ısı kaybının bedelini --apartman aidatıyla-- ödüyor; ayrıca fosil yakıtların etkilerinin dolaylı toplumsal bedeli de cabası. Müsrifçe ısıtılan evlerin yanı sıra, enerji Orta ve Doğu Avrupa’da birçok biçimde israf ediliyor, ekonomi ve çevre açısından yıkıcı etkiler bırakıyor.
Verimsiz enerji kullanımı, bölgenin işletmeleri ve politikacılarının karşılaştığı, eski dönemden miras kalan büyük bir sorun. Macaristan, Morvay’inki gibi toplu konutlara yönelik 100 Adım programı çerçevesinde, konutların daha verimli ısıtma sistemlerine geçmesini kolaylaştırmak için mali yardım öneriyor. Veszprem kasabasındaki bir başka programla da konutlara yeni, ısı yalıtımlı pencereler takılıyor. Bir yapının enerji bilançosunun %30’unu ısıtma ve soğutmanın oluşturduğu düşünülürse iyi yalıtılmış pencereler, maliyeti düşürmek için oldukça somut ve ölçülebilir bir yöntem.
Bölgede verimli teknolojilere geçilmesinde hükümetlerin sorunu, Batı Avrupa’dakinin aksine, kamu fonlarına ulaşmanın güçlüğü ve zaman darlığından kaynaklanıyor. Orta ve Doğu Avrupa’daki toplam enerji kullanımı 1990’lar boyunca sürekli düşüş göstermiş olsa da, Orta Avrupa Üniversitesi’nin Çevre Bilimleri ve Politika bölümünden Profesör Diana Urge-Vorsatz, enerji kullanımının artacağına dikkat çekiyor.
Urge-Vorsatz, özel sektörün ve bunların önemli miktardaki yatırım fonlarının bir an önce kendi ülkelerine dönmesi gerektiğine, aksi takdirde bölge ülkelerinin sürdürülebilir olmayan enerji tüketim biçimlerine yöneleceğine ve salım azaltma hedeşerini tutturamayağına inanıyor.
Çek Cumhuriyeti’nde kâr amacı gütmeyen bir danışmanlık kuruluşu olan SEVEn; Humpolec, Susice, Zeleny Brod ve Roztoky u Prahy kentlerinde makûl fiyatlı ve enerjiyi verimli kullanan konutların inşası için mimarları, mühendisleri ve inşaat şirketlerini bir araya getiren bir proje geliştirdi. Özel yatırımla işletilen SEVEn, ısıtma ve hava koşullandırma maliyetlerinin benzeri konutlara oranla yarı yarıya düşeceğini öne sürüyor. Bu yapılar, pasif güneş kazanımları olarak adlandırılan doğal aydınlatma ve ısıtmayı ön plana çıkarıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’ na (IEA) göre, doğru tasarlanmış binalar, aydınlanmanın %70’ini güneşten sağlayabilir, (sıradan binalarda bu oran %25'tir).
Güneş olmadığı zaman ampullere gereksinme duyarız. Elektronik devi Philips’e göre, Avrupa’daki aydınlanmanın büyük kısmı 1960’ların savurgan teknolojisiyle yapılıyor. Philips’e göre Avrupa, sokak aydınlatmasını çağcıllaştırarak karbon salımlarını yılda 3.5 milyon ton azaltabileceği gibi, işletme maliyetlerini de yılda 700 milyon avro kadar düşürebilir.
IEA’nın Aydınlatmada İşçilik Kaybı başlıklı çalışmasına göre, sokak aydınlatmasının büyük kısmı, verimleri yüksek basınçlı sodyum ve metal halide lambaların üçte biri ilâ yarısı oranındaki cıva buharlı lambalarla sağlanıyor. IEA’ya göre, dünyada kullanılan toplam enerjinin %17’sinden fazlası aydınlatmaya harcanıyor.
Şirketler, finans kurumları ve hükümetlerin işbirliği, verimli teknolojilerin artırılmasında başarılı olmuşa benziyor. Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Romanya ve Slovakya’dan altı vakfın oluşturduğu Çevresel İşbirliği Konsorsiyumu, Çek kenti Hostetin’de yerel yönetim ve Philips ile birlikte ekolojik iyileşmeler sağlıyor. Bu işbirliği, enerji verimliliği yüksek yeni teknolojileri tanıtmak için ekolojik bir köy ile bir Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Merkezi oluşturacak. Philips’in Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’dan sorumlu çevre müdürü Jiri Kolarik, şehrin kamusal yerlerindeki bütün aydınlatmaları önümüzdeki bir kaç ayda verimli modellerle değiştireceklerini söylüyor. Böylece kentin yaşam koşulları iyileşecek, güvenliği artacak, faturalar ve CO2 salımları azalacak.
IEA’ya göre, dünyada satılan lambaların %79’u düşük verimli akkor lambalar, ancak bunlar aydınlatmanın yalnızca %8’ini sağlıyor. Yüksek verimli ampuller ise birim başına sekiz kat daha fazla aydınlatıyor ve ömrü 29 kat. Verimli ampuller, sıradan akkor ampullere göre pahalı, ancak işletmedeki tasarruf bunu telâfi ediyor. Peki Orta ve Doğu Avrupa’daki işletme ve bireyler enerji tasarrufu sağlayan ampulleri ve verimli teknolojileri kullanma konusunda neden bu kadar gönülsüz? REC’in İş Dünyası ve Çevre Programı’ndan Peter Bodo, “bu biraz bilgisizlikten kaynaklanıyor,” diyor, “ancak başka bir neden de enerjinin hâlâ ucuz olması ve tasarrufa yönelinmemesi.”
Petrol fiyatlarındaki artış verimli teknolojilere ilgiyi artırsa da bölgedeki bir çok tüketici bu geçişi gerçekleştirmek için gereken sermayeden yoksun. “İşte bu noktada ESCO ve diğer malî kaynaklar devreye giriyor,” diyor Bodo. ESCO, genellikle yoğun enerji kullanan bir özel şirket veya kamu kuruluşunun enerji verimliliğini artırma konusunda uzmanlaşan enerji tasarruf şirketlerine verilen ad. Bir ESCO bir kurumu ziyaret eder, kullanılan teknoloji ve süreçleri kapsamlı bir incelemeden geçirererk enerji analizi yapar. Daha sonra kurum yönetimine, enerji kullanımını azaltacak iyileştirmelerin bir listesini sunar. Anlaşmadan sonra ESCO yüksek verimli altyapıyı kurar ve donanımın bakımını bir süre için üstlenir. Ödeme şartları değişse de genellikle ESCO, iyileştirmeyle sağlanan kazancın tamamını bir kaç yıl boyunca alır, bundan sonraki kazanç müşteriye kalır.
Jiri Kolarik başka engeller de sayıyor. Hem yasal yetersizlikler hem de dışarıdan malî yatırım alma alışkanlığı olmaması modelin iş dünyasına uygulanmasını zorlaştırıyor. Polonya gibi ülkelerde, açık hava aydınlatmasının altyapı mülkiyeti sorunlu olduğu için yatırım yapma isteği de azalıyor. Kolarik benzer biçimde, belediye ve şirketlere uygulanacak yasal yaptırımın da verimli enerji yatırımlarını teşvik edeceğini belirtiyor.
Ağustos 2005'te, enerjiye bağımlı üreticilerin, üretimlerini olabildiğince verimli hale getirmesini gerektiren yeni bir AB yönergesi yürürlüğe girdi. Üretiminde Enerji Kullanılan Ürünler (EUP) Yönergesi şimdilik 14 ürün grubunu kapsıyor; bunlar arasında ofis ve sokak aydınlatması, bilgisayar ve TV alıcıları gibi elektronik aygıtlar da var. Philips, 2008'de 'uygulama önlemleri' yürürlüğe girdiğinde yönergenin daha etkili olmasını umuyor. Şirket, yeni aydınlatma sistemlerinin sağlayacağı malî tasarruf kadar ekolojik yararlarını da öve öve bitiremiyor; bu da özel sektörün çevreyi güçlü bir piyasa aracı olarak gördüğünün açık göstergesi.
Philips Aydınlatma'da, BU Prof Lamba ve Donanım biriminin basın ilişkileri yöneticisi Nick Kelso’ya göre, hem kamu hem de özel sektörde büyük potansiyel var, çünkü bunlar çevresel etkide aslan payına sahip. Özellikle Orta ve Doğu Avrupa olgunlaşmış bir pazar, çünkü bu bölge Batı gibi çevre konulu mesajların bombardımanına uğramamış. Kelso, salımları azaltma potansiyeli açısından da, resmi kurum ve şirketlere ulaşmanın evlere ulaşmaktan daha az maliyetli olduğunu ekliyor. Örneğin, bir otelin aydınlatmasını verimli hale getirerek, CO2 salımlarında 20,000 ağacın yapacağına eşdeğer bir azalma sağlanabilir.
Genel olarak, Orta ve Doğu Avrupa ısınma sektöründe büyük ilerlemeler sağladı. Komünizm'in çöküşünden sonra, ağır sanayi yerini, ısınma gibi çok daha az enerji gerektiren sahalara bırakınca enerji kullanımında çok büyük bir düşüş oldu. Örneğin Polonya’da toplam ısı üretimi 1990 yılında 740,000 terajul iken, bu miktar 2000 yılında 340,000 TJ'e düştü. Ancak bu kazanımların hepsi etkisini yitirdi. IEA ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) Coming in from the Cold (Soğuktan Kazanç) raporuna göre 1990’lardaki ani düşüşün ardından ısı üretimi 2000’den 2002’ye kadar üç Baltık ülkesinde de yavaşça yükselişe geçti.
Bir bina ne kadar etkin tasarlansa da içindekilerin ısı ve elektriğe ihtiyacı vardır. Bu iki meta çoğu zaman ayrı üretilir. Ancak çağcıl teknolojiyle, elektrik üretimi sırasında açığa çıkan ısı değerlendirilebiliyor. Hem ısı hem elektrik üreten bu kombine santraller, enerji verimliliğine örnek oluşturuyor. Normal bir enerji santrali %40 verimle çalışırken, ortalama bir kombine santral %70’le çalışabilir. Danimarka’daki Avedore 2 santrali, inanı lmaz biçimde, yakıttan ürettiği enerjinin %94’ünü kullanıyor. Dahası, gaz ve kömür gibi yakıtların yanı sıra Avedore 2 saman sapları ve tahta parçaları da yakıyor ve en yeni teknoloji sayesinde zararlı salımları azaltıyor. Santral 80,000 hanenin enerji ihtiyacını karşılarken 110,000 haneyi de ısıtıyor.
Elektrik santralden çıktığı anda diğer kayıplar başlar. İletim sırasında hatlardaki ısınma nedeniyle enerjinin büyük bölümü yitirilir. Dünya genelindeki dağıtım kayıpları yılda 1,279 terawat saate ulaşır; bu da 50 milyar avroluk kayıp ve 700 milyon ton sera gazı salımına neden olur.
Üretimin yayılması, başka bir deyişle elektriği, dev merkezî santraller yerine, kullanıldığı yerde yerel olarak üretmek, dağıtım sırasında yaşanan enerji kaybını önler. Akımı bir voltajdan diğerine geçiren transformatörlerin verimliliği de bir başka enerji kaybını engeller.
Orta ve Doğu Avrupa’daki enerji verimsizliği, üretim değerleri hesaba katıldığında da ortaya çıkıyor. Ekonominin enerji yoğunluğuna, yani tüketilen enerji başına üretilen gayri safi yurtiçi hasılaya bakınca AB'nin ilk 15 üyesinin, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden dört kat daha üretken olduğunu görüyoruz. Bölgedeki elektriğin nispeten ucuz olması, verimli enerji kullanımını geciktirdi, ancak Bodo'ya göre yükselen petrol fiyatları süreci hızlandırıyor.
Artan petrol fiyatları enerji tüketimini azaltsa da hükümetler bunun kalkınmayı önlemesinden çekindikleri için fiyatların aşırı artması nı istemiyor. Örneğin Macaristan, petrol fiyatlarındaki artışı, petrole uygulanan KDV'yi %25’ten %20’ye çekerek dengeledi. Urge-Vorsatz, toplu taşıma sistemi ihtiyacı karşılayamıyorsa, petrol fiyatlarındaki artışın insanları otomobil satın alıp kullanmaktan alıkoyamayacağını belirtiyor. İşe zamanında varmanın ne kadar önemli olduğunu düşünün mesela. Politikalar toplu taşıma araçlarının kullanımını artırmaya odaklanmalı, çünkü bu kitleyi bir kere kaybettiniz mi geri getirmeniz çok zordur.
Budapeşte buna çok çarpıcı bir örnek.
1989’dan beri toplu taşıma sisteminde çok az değişiklik yapıldı; buna karşın toplu taşıma hizmetlerinin genellikle yetersiz olduğu banliyölerde büyük nüfus artışı oldu. Gelir de artınca sonuç kaçınılmaz oldu: birdenbire yoğunlaşan trafik. Macaristan tek örnek değil, bölgedeki sekiz yeni AB ülkesinin dördünde, büyük oranda bireysel ulaşıma geçiş nedeniyle ulaşımdaki enerji yoğunluğu kayda değer ölçüde arttı. REC’in, ‘Bir Sonraki Durak: Sürdürülebilir Ulaşım’ adlı kitabına göre, örneğin Sofya’da 1990'da bin kişiye 150 araç düşerken, on yıl sonra bu sayı 600’e çıktı. Sofya’da bir otomobilin ortalama yaşı 15’in üstünde. Yerel yöneticilerin şu an için, sadece eskiyen modellerin yerine yeni otomobil alınmasıyla araç sayısındaki artışın yavaşlamasını ummak dışında yapacak bir şeyleri yok. Ancak gidişat, caddelerin tamamen dolacağı yönünde. Bu 'üreyen trafik' konusunda ard arda yapılan araştırmalar, şehirlerdeki en yoğun saatlerde şehir merkezindeki caddeler kilitlenene kadar trafiğin artacağını öngörüyor.
Buradaki sorun, bölgedeki toplu taşıma kurumlarının zarar ediyor oluşu, en azından kâğıt üstünde. Vorsatz bunu, masrafların fiyatlara gereğince dahil edilememesine bağlıyor. Otomobil kullanmayı sürdüreceklere gelince, bu noktada enerji verimliliğini daha da artırmak büyük önem taşıyor. Motorlu taşıtlar yüzyılın bütün teknolojik gelişmelerinden yararlandı, buna rağmen günümüz otomobillerinin bir litre yakıtla orijinal Ford T modelinden daha az yol kat edebilmesi aslında ironik. Şu da bir gerçek ki, yakıt verimi artsa da, –çoğunlukla yolcuyla yol arasına daha çok metal girmesi demek olan- konfor ve güvenlik talepleri daha hızla artıyor.
Toyota'nın hibrid teknolojisi haklı olarak büyük talep gördü. Çığır açan Pyrius hibrid modeli, son dönemde satışları artıncaya dek şirkete yıllarca para kaybettirdi. Toyota açısından daha prestijli sonuç ise, diğer otomobil üreticilerinin Toyota'yı izlemesi, farklı pazarlara açılması ve teknolojiyi daha da geliştirmesi.
Toyota’nın geliştirdiği teknolojilerden biri, frenin yarattığı sürtünme kuvvetinin otomobil aküsünü şarj etmeye yardımcı olduğu üretken fren. Motor düşük hızda, benzin yerine kendi enerjisini kullanıyor. Bu teknoloji, aralarında metronun da bulunduğu diğer ulaşım sistemlerinde de kullanılmaya başlandı. Budapeşte de metro filosunu, üretken fren sistemi kullanan vagonlarla yeniliyor.
Sürdürülebilir bir topluma doğru atılan adımların küçük olması gerektiğine inananlar için Prius iyi bir seçenek. Her koltuğun altına bir çanta dolusu altın konsa dahi otobüse binmeyen sürücüler bile, fren esnasında benzinle enerjiyi zekice harmanlayan böyle bir otomobili kullanmak isteyebilir. Prius mu, yoksa tekerlekli bir oturma odası mı daha iyi?
Yoksa verilen mesaj yanlış mı? İngiltere’nin Açık Üniversitesi'nde Enerji ve Çevre Araştırma Birimi’nden Horace Herring gibi araştırmacılar, çevre politikasının enerji verimliliği alanındaki gelişmelere odaklanmaması gerektiğine inanıyor. Enerji kullanımını azaltmak yerine enerji verimini artırmak, mantıken, ileri teknoloji sayesinde elde edilen tasarruşarı tüketmeye teşvik ediyor. Geri tepme etkisi ilk kez, 1865 yılında daha verimli bir buhar makinasının kullanılmaya başlamasıyla kömür tüketiminin azalması, sonuçta da kömür fiyatlarının düşmesiyle tanımlandı. Yalnızca kömürle çalışan trenler daha yoğun işlemekle kalmadı, diğer süreçler de bu düşük fiyatlardan yararlanmak için kömüre geçiş yaptı.
Uzmanlar geri tepme etkisini incelerken fiyat esnekliğine de atıf yapıyor. Örneğin Batı Avrupa’nın zengin ülkelerinde tüketiciler fiyatlardaki değişikliklere daha az duyarlıdır. Öte yandan Orte ve Doğu Avrupa’da tüketiciler en ufak dalgalanmalara bile hassasiyet gösterirler; bu da geri tepme etkisini hesaba katılması gereken bir kavram yapar. Peki bu, bölge politikacılarının enerji verimliliğini desteklemekte tereddüt etmesini mi gerektiriyor? Urge-Vorsatz'a göre “bu çılgınlık olur.” Çünkü geri tepme etkisi olsa bile, çok net hedeşer olmadı kça bu etki önemsiz derecede az olur. Bölgede sağlanacak yarar ise çok daha yüksek.
Urge-Vorsatz, Avrupa Komisyonu’nun otomobil tescil harcı yerine verimlilik esaslı salım vergilerini teşvik eden önergesini övgüyle karşılıyor. Konsey'in önerdiği Binek Otomobillerine Dair Vergiler Yönergesi, AB ülkelerinin 2016 yılında tescil harcı uygulamasına son vermesini, bunun yerine ülkelerin karbon salımlarına vergi koymasını öngörüyor. AB Vergilendirme ve Gümrüklerden Sorumlu Vekili Laszlo Kovacs, “çifte vergilendirmeye yol açarak Avrupa otomobil sanayiinde bölünmeye neden olabilecek,” tescil vergilerinin düşürülmesi için verilen 'güçlü desteğe' dikkat çekiyor.
Bugün 25 üye ülkenin 16’sında tescil vergisi var, iki grup arasında ise belirgin bir ayrım yok: Danimarka’da varken, İsveç’te yok. Letonya’da varken, Estonya’da yok. Polonya, Macaristan ve Slovenya’da uygulanırken, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’da uygulanmıyor. Söz konusu önerge, yüksek salımlı otomobil sahiplerinin, temiz motoru tercih eden sürücülerden daha fazla para ödediği, 'kirleten öder' ilkesinin uygulanmasını konu alan bir ders kitabından esinlenmiş.
İklim değişikliği eylemcileri, Kyoto Protokolü hedeflerini kabul etmeyip, gönüllü emisyon azaltma politikasını benimseyen Bush yönetimini eleştirse de, 'kibarca rica etme' yaklaşımı daha önce denendi. Finlandiya’da önde gelen sanayiciler, enerji sektörü ve belediyelerle gönüllü azaltma konusunda anlaşmaya vardı. Sonuç mu? Ülke, 1992-2000 döneminde yılda 2.2 terawat saatlik bir tasarruf sağladı, bu tasarrufun %90’ı sanayi kaynaklıydı.
Kyoto Protokolü gibi uluslararası anlaşmalar da aslında gönüllü anlaşmalar. Ancak Kyoto, kirletici ülkelerin bu kirliliği gelişmekte olan ülkelerde enerji verimliliği yüksek teknolojilere yatırım yaparak telafi etmesine olanak sağlayan Ortak Yatırım gibi mekanizmalarla verimliliği tüm dünyada özendiriyor. Örneğin Japon yatırımcılar, Bulgaristan’da yakıt giderlerini yarıya düşürecek bir kentsel ısıtma şebekesine malî kaynak sağlamayı düşünüyor. Böylece Japonya, sanki kendisi sera gazı salımlarını azaltmış gibi 'emisyon kredileri' alabilecek.
Akdeniz Bölgesi'nde Yenilenebilir Enerji Finansmanı Projesi (MedREP) ve Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Ortaklığı (REEEP) gibi diğer girişimler, verimliliği artırmak için enerji alanında uluslararası işbirliğini teşvik ediyor.
REC İklim Değişikliği Programı ve Japon Özel Fonu başkanı Motoharu Yamazaki’ye göre, Ağustos 2002'deki Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde (WSSD) İngiliz hükümeti tarafından başlatılan REEEP, “sürdürülebilir enerji yönündeki bütün taahhütlerin somut adımlara dönüşmesi için tüm paydaşlarla birlikte çalışıyor.” Yamazaki, REEEP gibi ortak girişimlerin enerji verimliliğini artırma yöntemleri konusunda daha fazla insanı bilinçlendirebileceğini de ekliyor.
Yeni yönerge enerji tasarrufunu hedefliyor
AB hükümetleri, Enerjide Nihaî Kullanım Verimliliği ve Enerji Hizmetleri Yönergesi üzerinde görüş birliğine vardı. ENDS haber servisinin bildirdiğine göre Avrupa parlamentosu üyesi ve raportörü Mechtild Rothe 6 Aralık’ta, yönergenin Avrupa’da enerji tasarrufu atağının başlatılmasını sağlayacağını söyledi. Yönergenin başlangıçtaki hedefi, 2008-2017 yılları arasındaki dokuz yıllık sürede, geleneksel işletmelerdeki enerji tüketiminde %9’luk bir azalma sağlamak. Bu da, Komisyon'un yılda %1 oranında tasarruf yapılması yönündeki önergesiyle eşdeğer.
Tasarının ilk halinde Parlamento, 9 yıl içinde %11.5’luk zorunlu bir tasarruf talep ediyordu. Hükümetler, düzenli olarak enerji verimliliği ulusal eylem planları hazırlama koşulunu kabul etti. Bu planların ilkinde, 2011 yılı itibarıyla bir ulusal enerji tasarruf hedefi için gösterge bulunması gerekiyor. Komisyon her planı değerlendirmeye tabi tutacak ve yeterli ilerleme kaydedilmediği takdirde başka tedbirler önerecek.
Dünya çapında bir koruma kuruluşu olan WWF’e göre AB, enerji hizmetleri konusunda böyle yetersiz bir önergeyi kabul ederek, enerji talebini Avrupa çapında azaltmak, hem ekonomi hem de çevre konusunda ortak yarar sağlamak için yakaladığı en büyük fırsatı kaçırdı.
Diğer tartışmalar sırasında hükümetler, kamu sektörünün daha yüksek enerji tasarrufu hedeşeri koyması yönündeki talepleri geri çevirmeye çalıştı. Yönerge, kamu yetkililerinin yalnızca 'örnek rol' oynamalarını şart koşuyor. Yönergenin nihaî metni henüz açıklanmış değil. ENDS’nin haberine göre, yönergenin yürürlüğe girmeden önce Parlamento ve Konsey tarafından resmen onaylanması gerekiyor.
Enerji üretimi
Üretim
Hem elektrik hem de ısı üreten bir kojenerasyon santralinin toplam verimi rahatlıkla %70’in üstüne çıkabilir. Modern bir elektrik santralinin verimi ise genellikle %40’ın altındadır.
İletim
Elektrik iletimi sırasında hatlar, içlerinden geçen akım nedeniyle ısındığı için çok büyük bir enerji kaybı meydana gelir. Elektrik hattı ne kadar uzun olursa ısı kaybı da o kadar yüksek olur. Yerinde üretim, binaların yakınında ya da içinde çok sayıda, daha küçük yerel tesisler kurarak bu soruna çözüm getiriyor.
2004 Mart ayında, ABD'nin en büyük kentsel güneş enerjisi tesisi olan 675 kilowatlık bir sistem, San Francisco’daki Moscone Center’ın tepesine yerleştirildi. Yerinde üretim, santral arızaları nedeniyle yaşanan elektrik kesintilerini, enerji rezervi konusundaki kaygıları, elektrik kalitesi sorununu ve iletimde yaşanan darboğazları aşmayı sağlıyor. Enerji maliyetlerini daha sıkı denetleme talebine de yanıt veriyor.
Dağıtım
Elektrik enerjisini bir voltajdan diğerine dönüştüren dağıtım transformatörleri, elektrik şebekelerinin yüksek kayıplı unsurlarından biridir. Yüksek verimli transformatörler sayesinde tüm dünyada 200 terawat saatlik bir tasarruf sağlanabilir; bu da kaybın %80 oranında azalması demektir. Transformatörlerin yenilenmesi nispeten daha kolaydır; ayrıca verimleri de kolayca sınıflandırılabilir, etiketlendirilebilir ve standart hale getirilebilir.
Ocak-Mart 2006
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





