On üç ülke Bir nehir Tek yasa
Paul CsagolyTuna Nehri’nin tarih boyunca sorumsuzca sömürülmesinin ardında kalan miras, giderek yetersizleşen bir taşkın kontrolü, kirlilik ve tükenmiş bir biyo çeşitlilik oldu. AB’nin Su Çerçeve Direktifi, ilgili ülkeleri, çok sayıda tehlikeli maddenin kullanımını azaltmaya ya da tamamen bırakmaya, ve 2015 yılına kadar diğer iyileştirici önlemleri almaya zorluyor. Ancak Orta ve Doğu Avrupa’da canlanan tarım ve diğer ekonomik faaliyetler iyileşme sürecini daha da zorlaştıracak.
Mihaly Dukat bu yoldan daha önce epey geçmişti – 1967’den bu yana 37 kez. 72 yaşındaki biri için hiç fena sayılmaz. Ancak eskiden bu kadar çok insanla birlikte geçmemişti. Batı ve Orta Avrupa’nın en büyük nehrinin yaşamsal gücünü arkasına alarak, güneş yüzüne vururken ve Eskimo kanoları içindeki yüzlerce kişi etrafında küreklere asılmış giderken tek kişilik bir kanoda olmak ne kadar da harika bir duygu!
Hepsi de Uluslararası Tuna Turu’nun 50. yıldönümü kutlamalarına Tuna Nehri Havzası’nın dört bir yanından gelen kanocular. Almanya’dan Bulgaristan’a farklı kültürlerden; tamircisinden bankacısına farklı mesleklerden insanlar bir araya gelmişti. Hiç biri ülkelerinde ya da kasabalarında tura katılmak üzere seçilen kişiler değildi. Hiç biri 800,000 km2’lik havzayı paylaşan 81 milyon insanı ya da 18 ulusu resmen temsil etmiyordu. Hepsi de gönüllü olarak gelmişti. Slovakya’nın Bratislava şehrinde yaşayan Dukat, “Tuna benim hayatım”, diyor. “Beni hayata bağlayan o.”
Yolculuk, 25 Haziran’da Almanya’nın Ingolstadt kentinden başlıyor. Nehir aşağı biraz gittiklerinde Vohburg’ta ilk baraja varıyorlar, burada bir savak onları tıpkı bir asansör gibi alıp aşağı indiriyor. Nehirde ilerledikçe başka barajlara rastlıyorlar, kimi savaklı, kimileri de geçişe olanak tanıyan bir eğimde.
Beşinci güne gelindiğinde, Straubing ve Bilshofen arasındaki 70 km’yi kürek çekerek geçiyorlar, burası Tuna’nın Almanya’da bulunan ve ekolojik yönden değer taşıyan son bölümlerinden biri. Nesli tehlikedeki 30 balık türünün yaşadığı uluslararası öneme sahip bu saha, adeta Bavarya’daki “Nuh’un Gemisi”. Ancak kanocular, uzun süredir hem yöre halkının hem de çevrecilerin muhalefetine karşın bu bölümde ‘seyrüseferi iyileştirmek’ amacıyla bir baraj yapılacağı ve nehir yatağının değiştirileceği haberine oldukça üzülüyor.
Vilshofen’den sonra karşılarına daha birçok baraj çıkıyor ve sonra Avusturya’da, Wachau’da doğal haliyle akan bölüme geliyorlar. Yukarı Tuna’daki barajsız son kanyon olmasının yanı sıra, Avrupa’nın en eski yerleşimlerinden biri olan Wachau,hem Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kuruluşu’nun (UNESCO) Dünya Mirası Alanı, hem de AB’nin Natura 2000 çerçevesinde korunan habitatlardan biri. Kaleleri, köyleri, bağları ve yemyeşil kırlarıyla doğal olarak Avusturya’nın en çok turist çeken yerlerinden. Ancak bu bölgede de yatağın derinleştirilmesi planlanıyor.
Nehrin aşağısına doğru ilerleyen kafile Viyana sırtlarına geliyor; burada nehir, eski Tuna ve sellere karşı korunmak için yeni yapılan bir kanal olmak üzere ikiye ayrılıyor. Eski ve yeni Tuna arasında, Viyana’nın en popüler yüzme, paten ve mesire yerlerinden biri olan 21 km’lik Tuna Adası yer alıyor. Viyana’nın bitiminde Fruedenau hidroelektrik santrali, ardından da adaları ve doğal kollarıyla Tuna Ulusal Parkı’nı içine alan 47 km’lik bölüm bulunuyor. Burada da derinleştirme planları var.
Macaristan’a girerken neredeyse ardı ardına dizilmiş ve nehrin ilk 1,000 kilometresini parçalara ayırmış 59 baraj ve elektrik santralini geride bırakıyorlar. Dukat, “barajlar, 1967’den bu yana Tuna’daki en büyük değişiklik ve en büyük sorun. Barajlar yokken nehir usulca akardı.” diyor.
Şimdi önlerinde, yalnızca Romanya’nın Demir Kapı barajlarıyla kesintiye uğrayan orta ve aşağı Tuna’nın 1,800 kilometrelik doğal hazinesi var. Kanocular yol boyunca, 2,000 bitki ve 5,000 hayvan türünün yaşadığı, ve dünyadaki en çarpıcı canlı çeşitliliğinin bulunduğu büyüleyici doğal alanlar görecek. Ama bundan önce Macaristan’ın kuzeyindeki görkemli kıvrımları, kumluk sahilleri ve muhteşem manzaraları geçip Budapeşte’nin Dünya Mirası kapsamındaki panoramasına ulaşacaklar.
Gabcikovo’yu geçtikten sonra nehrin görüntüsü nispeten iyi bir hâl alsa da, kirlilik gitgide artıyor. Kısa süre önce yayımlanan Roof Raporu’na göre, yetersiz arıtılmış ya da hiç arıtılmamış atık su, özellikle de nehir kolları için çok büyük sorun. Tuna Nehri Uluslararası Koruma Komisyonu (ICPDR) tarafından bu yılın başlarında yayımlanan rapor, Tuna havzasının ve onu tehdit eden etkenlerin kapsamlı analizini yapan ilk çalışma.
Başlıca kaynakları yerleşimler, sanayi ve tarım olan kirlilik, hem deşarj kanalları gibi belli noktalardan, hem de topraktan sızıntılar şeklinde yayılı olarak suya karışıyor. Asıl kirlenme Budapeşte’den sonra başlıyor. Nehrin yukarısında, Avusturya ve Almanya’daki atık su arıtma tesislerine son dönemde yapılan büyük yatırımlar sayesinde, nokta kaynaklı kirlilik oldukça az. Buna karşılık, 1980’lerin sonundaki siyasî dönüşümün ardından Orta ve Doğu Avrupa’da sanayi ve tarımdaki düşüşe koşut olarak nüfus da azalıyor. Ancak bu ülkelerin ekonomik kalkınmasıyla birlikte kirlilik yeniden artabilir.
Roof Raporu’na göre temel olarak azot ve fosfordan kaynaklanan aşırı besin kirliliği, son 20 yılda büyük düşüş göstermesine rağmen hâlâ 1950’lerdeki düzeyin çok üstünde.
Azot kullanımı 1950’lerden 1980’lerin ortalarına dek iki katına çıkmıştı. Sonra büyük oranda Orta ve Doğu Avrupa’daki ekonomik değişimler ile, Avusturya ve Almanya’da arıtmanın iyileşmesi sayesinde 1980’lerde kayda değer ölçüde azaldı. Bugün başta azotlu mineral gübrelerin kullanılması, domuz ve inek gibi hayvanların beslenmesi nedeniyle seviyeler halen 1950’lerdekinin yaklaşık iki katı. Bu konuda Almanya ve Slovenya en üst sırada yer alırken, nehrin aşağısına indikçe tarım yoğunluğu azaldığı için salımlar da azalıyor.
Havzadaki başlıca fosfor kaynağı, yerleşimlerin atık suları. Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan ve Karadağ listenin en üst sırasında. Toplam fosfor düzeyleri 1950’lerdekinden %20 daha fazla, bunun nedeni kısmen de olsa deterjanlarda fosfor kullanımının artması.
Besin kirliliğinin en büyük etkisi, sudaki oksijen oranını düşüren, bitki ve hayvan türlerini azaltan ve suyun kalitesini bozan ötrofikasyon, yani besince zenginleşme. Sonuçta Tuna’daki besin kirliliği, Karadeniz’de de ciddi bir ekolojik dengesizliğe neden oluyor. Balık stoklarındaki düşüş ürkütücü. 1960’larda ticarî değer taşıyan 26 tür balıktan yüzlerce ton avlanıyordu. 1980’lerden sonra yalnızca beş tanesi avlanabilir oldu. Bununla birlikte son on yılda besin yükleri düşüş gösterdi. Karadeniz bile toparlanma işaretleri veriyor. Ancak ekonomik kalkınma, besin kirliliği yeniden artırabilir.
Dukat’ın ve diğer kanocuların pek göremediği bir başka konu da altlarındaki tehlikeli maddeler. Yüzlerce tehlikeli madde, kullanıldıktan sonra Tuna havzasına bırakılıyor ve çoğu hem çevre hem de sağlık için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Nehrin aşağısına indikçe seviyeleri artan böcek ilaçları Tuna için ciddi bir tehlike. Roof Raporu’na göre, bazı kollarda ve ana yatağın aşağı kısımlarında ‘tehlike çanlarını çaldıracak yoğunlukta’ böcek ilacına rastlanabiliyor. Böcek ilacı kullanımı 1990’lardan beri %40 azalmış olsa da, ekonomik kalkınma ile birlikte artmasından endişe ediliyor.
Kanocular, Tuna’nın yukarı bölümündeki 59 barajı gördü ancak nehrin ana kolları üstündeki 700 büyük baraj ve bendi göremedi. Bunların çoğu, nehrin irtifa kaybettiği yüksek dağlık alanlarda enerji üreten santraller.
Göze hitap etmedikleri gibi ekolojik açıdan sayısız etkileri var. Öncelikle nehrin kendini temizleme kapasitesi azalıyor. Örneğin Tuna’nın Bavarya’daki bölümünde ve Gabcikovo barajının çevresindeki su kalitesi barajlardan sonra düştü.
Barajlar bütün canlıların, özellikle de göçmen balıkların yaşam koşullarını değiştirdi. Demir Kapı barajı, akıntıya karşı göç eden mersin balığının neslini tüketti. Almanya’daki Inn Nehri üzerine 1921’de inşa edilen Jerrenback barajından sonra balık türlerinin sayısı 30’dan ikiye düştü. Bir çok baraj elektrik üretmek için suyu akıtıyor, bu da günde birkaç kez meydana gelen yapay seller, oradaki yaşamı nehrin aşağısına doğru sürüklerken, sel bölgeleri dışındaki alanlarda da kuraklığa neden oluyor.
Doğal tortunun nehrin aşağısına taşınması da engellenmiş durumda. 1972- 1994 arasında Demir Kapı’nın yukarısında biriken 325 milyon ton tortu, içme suyu açısından sorun doğuruyor. Bunun bir başka etkisi de, bir barajın aşağısındaki bölgelerin, doğal durumunu korumak için sürekli olarak tortuyla takviye edilmesi zorunluluğu. Örneğin Freudenauten’da, nehre her yıl 160,000 m3 tortu boşaltılıyor.
Barajlar, Tuna’daki hidromorfolojik değişimin nedenlerinden yalnızca biri. Diğer etkenlerden bazıları bent ve savak inşası, ya da nehir yataklarının saptırılması. Bu müdahaleleri gerektiren üç ana neden, elektrik üretimini; taşkın kontrolünü; ve nehirden çakıl ve su alınmasından, rekreasyon ve balıkçılık alanlarından en az etkilenecek şekilde seyrüseferi sağlamak.
Roof Raporu’na göre, ulaşım ya da taşkın kontrolü için set inşa edilmesi gibi işlemlerle nehir yatağının %80’ine müdahale edildi. Son 150 yılda, Tuna’nın tarihi taşkın ovalarının yaklaşık %80’i yitirildi. Macaristan’da 3.7 milyon hektar taşkın ovasının çevresine set çekildi. 1990 itibariyle Tuna Deltası’ndaki sulak alanların dörtte biri, tarım alanları ve balık havuzları oluşturmak için setlerle çevrilmişti. Rapora göre, sulak alanlar ‘çok büyük ölçüde değiştirilmiş’ durumda, bu da dinamik bir habitat için bu sulak alanlara bağlı olan balık ve kuş türlerine zarar veriyor. 1980’den beri Tuna’nın aşağı kısmındaki balık türleri 28’den 19’a düştü.
AB ülkelerinin, sınırları içindeki suları, yönergenin hedeflerini yerine getirme açısından ‘riskli’, ‘muhtemel riskli’ ya da ‘hiçbir risk taşımayan’ biçiminde değerlendirmesi gerekiyor. Bu değerlendirme dört ana risk kategorisi çerçevesinde yapılacak: hidromorfolojik müdaheleler, tehlikeli maddeler, besin zenginleşmesi ve organik kirlenme. 2015 yılı hedeflerine nasıl ulaşılacağı konusunda bundan sonraki adım, 2009 yılına kadar bir Tuna Nehri Havza Yönetim Planı oluşturmak.
Roof Raporu risk analizi sonuçları ilk bakışta pek olumlu görünmüyor. Tuna’nın riskli veya muhtemel riskli kısmı, organik kirlilikte %47, besin kirliliğinde %55, tehlikeli maddelerde %73, ve hidromorfolojik müdahalelerde de %86 (çizelgeye bakınız). Tabii eldeki sonuçların henüz ham verilere dayandığını, yeni veriler toplandıkça değişebileceğini de unutmamak gerekiyor.
Birçok alan nitelik açısından kayda değer bir değişime uğramış durumda ve bu alanlar şimdilik ‘Ağır Değişime Uğramı ş Sular (ADUS) olarak tanımlanıyor. Tuna’nın %78’i bu durumda. Yukarı Tuna’nın Almanya ve Avusturya’daki kısımları ile Demir Kapı bölgesi bütünüyle ADUS. Kollara gelince, ADUS’un toplam uzunluğu 6,300 km.
Tuna’daki ADUS öncelikle ulaşım için kullanılıyor, bunu taşkın kontrolü, şehirleşme ve hidroelektrik izliyor; başlıca fiziksel değişimleri de baraj ve bentler oluşturuyor. Kollarda ise ADUS’un birinci nedeni taşkın kontrolü, daha sonra hidroelektrik geliyor; başlıca fiziksel müdahale ise nehir yatağının tahkimi.
Tuna Deltası da tehlikeli maddeler ve besin kirliliği nedeniyle risk altında. Karadeniz’in bütün kıyı suları besin kirliliğinin tehdidi altındayken, diğer üç etken de potansiyel risk oluşturuyor. DDT ve Lindane gibi böcek ilaçları da WFD koşullarının sağlanmasını tehlikeye sokuyor.
Bunların yanı sıra Roof Raporu ilk kez havzadaki yeraltı sularının da bir değerlendirmesini yapmaya çalıştı. Görünen o ki birçok ülke, gübre ve kimyasallardan, işlenmemiş çöplerden ve kirli topraklardan sızan zehirli maddelerden dolayı yeraltı sularının kirlenmesi tehlikesiyle karşı karşıya. Bu çok büyük bir sorun, çünkü bazı Tuna ülkelerinde yeraltı suları, içme suyunun %95’inin kaynağı.
Onümüzde çok büyük zorluklar olduğu aşikâr. Birçok bölge AB sınavını geçemeyecek gibi görünüyor ancak yeni veriler bu durumu değiştirebilir. Ne olursa olsun, ülkelerin 2009 yılı itibariyle kusursuz bir Tuna Nehri Havza Yönetim Planı geliştirmek için işbirliği yoluna gitmesi gerekiyor.
Barajlar gibi altyapı projeleri ve nehir ulaşımının iyileştirilmesi gibi bir çok plan tehlike oluşturuyor, hatta bu tehlikelerden bazıları Tuna’nın az sayıdaki, suyun doğal haliyle aktığı kısımlarına yönelik.

Sulak alanlar ve taşkın ovalarının korunması, doğal haline döndürülmesi ve yeniden nehre bağlanması gerekiyor. Böylece, sellerin önlenmesi, yeraltı sularının temizlenmesi, habitat ve tür çeşitliliğinin çoğalması, balık göçünün artması ve kirliliğin kontrolü mümkün olacak. Sulak Alanlara İlişkin Ramsar Sözleşmesi yetkililerinden Tobias Salathe, “Tuna’nın taşkın ovaları, Avrupa’da geriye kalanların en önemlileri”, diyor.
Tuna taşkın ovalarının yaklaşık %80’i yitirildi ancak kalanların bir bölümü şimdi koruma altında ve başarı öyküleri de işitiliyor. Tuna Deltası’ndaki seddelenmiş sahanın %15’i, 1994’ten 2003’e kadar doğal haline dönüştürüldü. Avrupa’nın en kapsamlı nehir restorasyon projelerinden biri olan Avusturya’daki Drava Nehri’nin yukarı kısımlarında yürütülen proje sayesinde doğal taşkın önleme kapasitesi 200 hektarlık alanda 10 milyon metre küp artırıldı.
Söz konusu kirlilik olduğunda, havzanın tamamında gübreler, böcek ilaçları ve besinlerin azaltılması ve tarımsal yoğunluğun düşürülerek sürdürülebilir hale getirilmesi gerekiyor. Bu noktada, reforme edilmiş bir AB Ortak Tarım Politikası’nın potansiyeli olabildiğince kullanılmalıdır –sürdürülebilir olmayan faaliyetlere parasal desteğin durdurulması gibi. Tuna’nın Almanya, Slovenya gibi yukarı kısımlarında, yayılı tarımsal kirleticilerin, özellikle azotun azaltılmasına odaklanmak gerekiyor.
Orta ve aşağı kesimlerde ekonomik kalkınma muhtemelen tarımı yoğunlaştıracak ve toprağa besin girdisini artıracak. Bunu dengelemek için nokta kaynaklı kirliliğe odaklanmak gerek. Roof Raporu’na göre, bu bölgede nokta kaynaklı atıkların hemen hemen yarısı topu topu üç-beş kaynaktan çıkıyor, bu nedenle ‘nokta kaynaklı kirlilikte önemli bir azalma sağlanması mümkün’. Rapora göre, diğer ülkeler, Almanya ve Avusturya’daki arıtma sistemlerini örnek almalı.
Arıtmanın iyileşmesiyle, özellikle Romanya’daki Arges Nehri gibi yerlerdeki fosfor azaltılabilir. Fosfat içermeyen deterjanlar kullanmak bir diğer yol. Tarımda, kimyasal maddelere bağımlı hale gelmeden de önemli ilerleme sağlanabilir. Zararlı böcek ilaçları artık terk edilmeli.
Tuna Havzası önceden, insanın doğadan daha iyi bir mühendis olduğu düşüncesi ile yönetiliyordu. Nehrin gücünü, kanallar, bentler ve barajlarla denetleyip ondan yararlanmak en iyi çözüm olarak görülmüştü. Ayrıca nehir bir çöplük olarak görülüyordu.
Nehir ekolojisi anlayışımız neyse ki olumlu yönde değişti. Bugün birçok insan ‘yaşayan bir nehir’den söz ediyor. Geçmişte yaptıklarımızın etkilerini de daha iyi anlıyoruz. Barajlar nehirlerin doğal niteliğini nasıl değiştirdi. Kirlilik nasıl birdenbire ortadan kaybolmadı da nehrin hem aşağı kısımlarında hem de yer altı sularında sorunlara yol açtı. Nehirden koparılan taşkın ovaları bölgedeki sel riskini nasıl artırdı. Listeyi uzatmak mümkün…
Bugün doğanın ne denli kusursuz bir mühendis olduğunu, bütün bu harikaları nasıl bir çırpıda yarattığını bir kez daha ayrımsıyoruz. Bu sefer doğruya ulaşabilmek için, bütün havza sakinleri ve kurumlar daha bilinçli olmalı ve sürece daha fazla katılmalı.
Geçen yıl 29 Haziran’da gerçekleşen birinci uluslararası Tuna Günü nehir için, insanların nehrin önemini birbirlerine anlattıkları en önemli kutlama oldu. Slovak çocuklar, nehrin aşağısındaki komşularına tebrik kartları gönderdi, Romanya’da Tuna kıyısı boyunca bir meşale taşındı, gemiciler Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Slovakya boyunca çıkardıkları ‘ses dalgası’ ile nehri selamladı.
Bu yılki Tuna Günü’nde Dukat ve diğer kanocular Almanya’da, Straubing’de olacaklar –yani Bavarya’nın tehlike altındaki “Nuh’un Gemisi’nde”. Dukat, “burası çok güzel bir yer,” diyor. “Umuyorum hep böyle kalır”.
Paul Csagoly, Serbest Yazar ve danışman
Temmuz-Eylül 2005
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





