Çocuklarımız ve onların geleceği
David Landry21'inci Yüzyıl Çocuklarının Sağlık Sorunlarından Kareler
Avrupa'da 1 Ocak 2007 günü doğan bebek sayısı 22,000'in biraz üstündeydi. Bu çocukların nasıl bir yaşam süreceğini ve nasıl bir gelecek miras alacağını hayâl etmek, çevre sorunlarını farklı bir açıdan görmemizi sağlayabilir.
Espera, Batı Avrupa'daki bir tarım bölgesinde yeni yılla birlikte dünyaya gelen bir kız; aynı gün doğan Zoe ise Orta Avrupa'nın bir köyünde büyüyecek; şimdiden ciddi bir görünümü olan bebek Daniel ise, gün ışığına ilk olarak Güney Doğu Avrupa'da merhaba dedi. Tipik olarak nitelendirilebilecek ailelerin çocukları olarak dünyaya gelen bu üç çocuk da kendi kuşaklarının tipik birer örneği olarak kabul edilebilir. Hepsi de, büyük umutlarla kucağa alınıyor ve belki bir gün, yarının liderleri olarak geleceğe yön verecekler. Ama bir şey kesin: Bugünün Avrupa'sı, yani 'bizim' Avrupa'mız üçüne de miras kalacak.
2012’ye sıçrayalım isterseniz. Espera, şimdi beş yaşında ama sanki büyümüş de küçülmüş bir çocuk. Daha şimdiden büyüklerin bir tuhaf olduğu, anlaşılmaz şeyler konuştukları kanısında, özellikle de hava hakkında konuştukları. Yaz günleri ya çok sıcak ya da mevsim normalleri altında soğuk. Ya çok fazla su ve taşkın var, ya da su yetersiz ve tarım ürünleri kuruyor.Espera, ilkbaharda bir hafta yuvaya gidemedi, hem de sağlığı gayet yerinde olduğu halde. Yakıcı sıcak hava dalgası yüzünden ailesi onu evde tuttu. Zavallı kızcağız, hava çok güneşli ya da rüzgârlı olduğunda dışarı çıkarılmayışını anlayamadığı gibi, iklim değişikliğinin karmaşıklığını da henüz anlayamıyor.
İklim değişikliği, hemen herkesçe kabul edilen bir olgu, ve değişimin sürmesi de büyük olasılıkla kaçınılmaz. Beş, 10 ya da 15 yıl içinde ne gibi değişimler olacağını kestirmek olanaksız olsa da, giderek daha inandırıcı olan bir sava göre, aşırı hava olayları ve insan sağlığına yönelik yeni tehditler, iklim değişikliğine eşlik edecek.
2002'deki taşkınlar ve Ağustos 2003'teki sıcak hava dalgası, milyarlarca avroluk zarara yol açtı ve binlerce Avrupalı'nın hayatına mal oldu. İklim değişikliğinin şiddeti ve sonuçlarına ilişkin farkındalığı artırmak için yoğunlaşan çabaların bir parçası olarak, Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) 'Sağlık ve İklim Değişikliği: fiimdi ve Nasıl?' adlı politika eylem kılavuzunda her iki olaya da yer verilmişti.
Eylem kılavuzu, Avrupa Birliği Beşinci Araştırma ve Geliştirme Çerçeve Programı kapsamındaki Enerji, Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı'nın desteğiyle WHO tarafından yürütülen ve 2004'te tamamlanan üç yıllık bir projenin ürünü.
Karin Zaunberger, kılavuzun önsözünde, iklim değişikliğiyle olan bağ- lantıları saptanmamış olsa da, 2002 ve 2003'te yaşanan vahim meteorolojik olayların, "bizim ne kadar zayıf ve hazırlıksız olduğumuzu epey sert bir şekilde gösterdiğini," belirtiyor.
Kılavuzda verilen sonuçlar, "iklim değişikliğini azaltmak ya da durdurmak için yapılan çalışmalara karşın, gelecek on yıllarda Avrupa'daki insan nüfusu iklim değişikliğinden etkilenecektir," varsayımından yola çıkan, İklim Değişikliği ve Avrupa'da İnsan Sağlığı için Uyum Stratejileri (cCASHh) başlıklı projenin ürünüydü.
Araştırma ağırlıklı cCASHh projesinin bulguları 450 sayfalık bir özetle sunuldu ve ulaştığı temel sonuç, "halk sağlığı politikaları planlanırken, iklimsel değişkenlik ve iklim değişikliği tahminlerinin çok az hesaba katıldığı," oldu.
İklim değişikliği sonucunda uğranabilecek zararların zamanla azalıp azalmayacağı sorusunu, hazırlanan özetin editörlerinden Bettina Menne şöyle yanıtlıyor: "Şimdiden çok geç kaldık, aslında 30 yıl önce buna başlamış olmalıydık. Sorun aciliyet kazandıkça, etkilerin azaltılması da o derecede önemli. Yalnızca uyum sağlamak yeterli olmayacak."
Menne, WHO'nun Avrupa Bölge Ofisi'nin Küresel Değişim ve Sağlık Programı'nın tıp sorumlusu. Menne ve çalıştığı bölüm, İklim Değişikliği ve Etkilerinin Araştırılması (CIRCE) projesini yönetiyor. Araştırmanın amacı, iklim değişikliğinin Akdeniz bölgesindeki etkilerini ölçmeye yönelik bir yöntem geliştirmek.
Menne, gelecek nesillere tatmin edici yaşam koşulları sunabilmek için, sağlık bakanlıklarının, ilgili bakanlıkların ve farklı ilgi gruplarının ortak çaba göstermesi gerektiğini düşünüyor.
Hızlı bir ilerleme kaydedilmediği takdirde, Espera'ya miras kalacak olan dünya, bundan sadece beş yıl sonra bile çok daha tehlikeli bir dünya olabilir.
REC'in Macaristan Szentendre'deki merkez ofisi, Kasım 2006'da, Avrupa Çevre ve Sağlık Komitesi'nin (EEHC) 22. toplantısına ev sahipliği yapmıştı. Toplantının en etkileyici sunumu, Doğu Avrupa, Kafkaslar ve Orta Asya (EECCA) bölgesinde sağlık, çevre ve sürdürülebilir kalkınma konularında çalışan kuruluşlar ağı olan Ortak Gelecek için Avrupalı Kadınlar'dan (WECF) Margriet Samwel'in sunumu idi.
Samwel, musluk suyu olmayan yerlerde insan dışkılarındaki patojen ve nitratların yeraltı sularını nasıl kirlettiklerini açıkladı. Çarpıcı bir örnek olarak da, Ermenistan'ın Hayanist bölgesinde, Ağustos 2006'da çukur tuvaletler yerine basit, kuru-yönlendirmeli tuvaletler yerleştirilmesinin bile sağlık ve yaşam kalitesinde yarattığı hızlı düzelmeleri gösterdi.
Böyle basit adımları atamamak çoğu zaman trajedi ile sonuçlanıyor. Romanya gibi batıdaki ülkelerde bile, 'ciddi' bir temiz su sıkıntısı olduğu, bu yüzden de dışkıda bulunan streptokok bakterisinden kaynaklanan hastalıkların çocuklarda yüksek ölüm oranlarına yol açtığı konusunda Samwel bizi uyarmıştı.
Hayanist'te su şebekesinin olmaması ciddi ama çözülebilecek bir sorun. WECF ve ortağı diğer sivil toplum kuruluşları, Ekim 2006'da Romanya'da benzer bir sorunun üstesinden geldi. Romanya'daki 3,500 nüfuslu Garla Mare'nin merkezî su şebekesi, kanalizasyonu ve gaz şebekesi yoktu.
EEHC'nin REC merkezindeki toplantı sı, WHO tarafından yayımlanmış en güncel istatistiklerin duyurulmasıyla başladı. İstatistiklere göre, son 15 yılda Avrupa'da temiz su kaynaklarına erişebilen insan sayısındaki artış çok az. Daha düşündürücü bir diğer sonuç ise, Avrupa Çevre Ajansı'nın Belgrad Raporu'nda yer alıyor. Rapora göre, EECCA bölgesindeki su kalitesi yönetimi ve denetimi aynı 15 yıl içinde giderek kötüleşiyor.
WHO'nun Avrupa Bölge Ofisi direktörü Roberto Bertollini, Szentendre'deki toplantıda, "temiz su temin edebilen Avrupalılar'ın sayısı son 10 yılda aynı kaldığı nı," belirtti.
Bertolloni ayrıca, Haziran 2004'teki Dördüncü Çevre ve Sağlık Bakanlar Konferansı'nda hazırlanan Budapeşte Deklarasyonu'nda değinilen uygulama ve sorun çözümüne ilişkin bir rapor olan "Hükümetlerarası Ara Değerlendirme" konusunda taslak bir gündem de önerdi. Ara değerlendirmenin nihaî hali, Haziran'da Viyana'da toplanan AB bakanlar konferansında sunuluyor.
Samwel konuşmasının devamında, "ancak azamî bir müdahale ile bölgedeki sorunu lâyıkıyla çözebiliriz," dedi.
Halen, Romanya'nın doğusundaki tüm ülkelerde; nitratlar, bakteriler ve gübrelerin kirlettiği suyu içen milyonlarca köy sakinine, proje bazında yardım ediliyor. WECF'ın çabaları; Zoe'nun akranlarını, ailesini ve yaşadığı toplumu daha temiz, daha güvenli ve daha sağlıklı bir çevreye kavuşturmanın çok basit yöntemlerle mümkün olabileceğini gösteriyor. 21. yüzyılda yaşıyor olmamız da bunu gerektiriyor.
İklim değişikliğinin öngörülen birçok sonucundan biri de, mikropların daha kolay üreyebileceği koşullar oluşacağı için, mikrobiyolojik patojenlerde ve bakteriyel hastalıklarda bir artış olması.
2017’deyiz. Zoe topu topu 10 yaşında ama şimdiden temizlik ve çöp kaynaklı sorunların sıkıntısını yaşıyor. Avrupa’nın, Zoe’nun yaşadığı kısmındaki bazı köylerde, 21. yüzyıla yakışmayan yaşam koşulları sürüyor: halka açık alanlarda çukur tuvaletler var, kuyuların çevresinde hayvanlar otluyor, aşırı böcek ilacı kullanılıyor, drenaj yetersiz ve katı atık kontrolü sıfır. Bütün bu etkenler hastalığa ve yüksek çocuk ölüm oranına yol açıyor. Zoe’nin yaşadığı bölgede kurulan atık su şebekesi sayesinde Zoe ve arkadaşları, hem Batı’da tehlike olmaktan çoktan çıkmış ishâl hastalıklarından korunuyor, hem de musluktan istedikleri gibi temiz su içebiliyor.
Avrupa Komisyonu, özellikle bu soruna özgü olarak, Avrupa Doğuştan Bozuklukları İzleme (EUROCAT) projesine kaynak sağladı. 20 Avrupa ülkesini kapsayan bu geniş kapsamlı programın bir bölümü: temel epidemiolojik bilgi sağlamak; salgın durumunda tespit ve müdahaleyi koordine etmek ve doğum öncesi izlemedeki gelişmeleri değerlendirmek üzere tasarlanmıştır.
Yukarıda sözü geçen 21. EEHC toplantı sında, Robens Halk ve Çevre Sağlığı Merkezi'nden Steve Pedley, Birleşik Krallık'taki izleme ve müdahale sistemlerinin; hem parazit kökenli hastalıklarla mücadelede, hem de cryptosporidiosis, giardiasis ve campylobacteriosis gibi bakteri enfeksiyonlarıyla mücadelede nasıl başarılı olduğunu anlattı. Robens Merkezi araştırma grubu; İngiltere, Avrupa ve Afrika'daki ortak projeleri kapsamında, veri yönetimi ve analiz yazılımına ek olarak, kendine özgü bir su testi seti de oluşturdu.
Bu umut veren gelişmenin yanı sıra, gelecek kuşakları etkileyecek bir başka tehlike olan cıva kullanımına karşı dünya genelinde büyük bir savaşım daha veriliyor.
Yaygın şekilde, 'beyin boşalması' olarak adlandırılan cıva zehirlenmesi, gelişmeyi engeller ve beyinde hasara yol açar. İleri düzeyde sanayileşmiş ülkelerdeki çalışmaların hepsi, Kuzey yarıkürede cıva zehirlenmesinin yaygın, bu bölgedeki çocukların ise daha fazla risk altında olduğunu gösteriyor.
Cıva üstüne yapılan bir AB etki değerlendirmesine göre, toplam nüfusun %5'e varan bir bölümünün vücudunda, kabul edilen sını- rın üstünde cıva bulunuyor. Kimi Avrupa toplumlarındaki (raporda Akdeniz ve Arktik balıkçı toplumları vurgulanmıştır), bazı bireyler ise kabul edilen sınırın 10 kat üstünde, yani gelişmekte olan bir beyinde hasar yaratabilecek düzeyde cıva taşıyor.
2022’ye gidelim. Daniel 15’inde o kadar olgunlaşmış ki, büyükleri ona “genç adam” diyor. Liseye başlamak için hazırlanırken, ailesi ve öğretmenleri onu tıp okumaya teşvik ediyor. Yüzyılın dörtte biri biterken, sağlık alanında bazı çığır açan gelişmeler oldu, fakat ortaya çıkan yeni sağlık sorunları yüzünden, eskisinden çok daha parlak, zeki doktorlara gereksinim duyuluyor.Bugün Avrupa’nın çetin sağlık sorunları için doğru çözümler üretebilsek bile, Daniel’in ve onun akranı olan doktorların, günümüzdeki zehirli ortamlardan etkilenen hastaları tedavi etmeleri gerekecek.
Bugün pek çok ülkede, ton balığı ve kılıç balığı gibi yırtıcılardan üretilen gıdaların hamile kadınlara yönelik uyarılar içermesi yasal bir zorunluluk; zira, anne adaylarının aldığı cıva, gelişmekte olan fetüse geçebilmektedir.
AB etki değerlendirmesinde, Fransa'daki üç ilâ altı yaş arası çocukların %44'ünde, kabul edilen sınırların üstünde cıva bulundu. ABD'de 2005'te yapılan bir televizyon belgeseline göre ise, 'doğan her altı çocuktan biri, yüksek düzeyde cıvaya maruz kalıyor ve potansiyel olarak öğrenme bozuklukları, motor-beceri bozuklukları ve kısa süreli hafıza kaybı riski taşıyor.'
'Cıvayı Durdur, Sağlığını Sürdür' kampanyası, halen 'Çocuklarda Beyin Boşalmasının Önlenmesi' başlıklı raporunu tanıtıyor. Kampanya sorumlularına göre, mutlak bir yasak dışında hiçbir önlem, insan vücudunun hiç ihtiyaç duymadığı bir element olan cıvanın sınaî faaliyetler ve pil benzeri atıklar nedeniyle su şebekesine sızmasını engelleyemez.
10 Ocak 2007'de yayımlanan rapor, Sağlık & Çevre Birliği (HEAL) ile Zarar Vermeden Sağlık Bakımı Grubu'nun ortak çalışmasının ürünü. Bu gruplar aynı zamanda, Avrupa Çevre Bürosu, 'Cıvayı Yasaklayın' Çalışma Grubu ve Cıva Politikası Projesi'nin de dahil olduğu uluslararası bir bilgi ağı olan 'Sıfır Cıva' hareketinin de mensubu.
'Çocuklarda Beyin Boşalmasının Önlenmesi' raporu, günümüzün çocuk sağlığına yönelik en ciddi tehditlerden birine dikkat çekmek amacıyla, Şubat'ta Nairobi'de yapılan BM Çevre Programı/ Bakanlar Küresel Çevre Forumu toplantısında yönetim konseyine sunuldu; Haziran'da ise, 'Çocuklarımız için Çevresel Risklerin Azaltılması' başlıklı Çocuk Sağlığı ve Çevre Dördüncü Uluslararası Konferansı'nda sunuluyor.
Cıva kalıntısı taşıyan ürünlerin yasaklanması nın, dünya ölçeğindeki balık rezervleri (cıva ve ağır metaller barındıran en büyük biyolojik havuzlar) tam sıfırı tüketmek üzereyken gerçekleşmesi üzücü bir ironidir.
Cıva bir kez alınınca vücutta kalır. Molekülleri hücre ölçeğinde zarar verebilecek kadar küçüktür ve bu elementin, Alzheimer hastalığı gibi prematüre beyin bozuklukları ile bağlantı sı vardır.
Tüm cıva ürünlerine yarın mutlak bir yasak getirilse bile, çocuk ve yetişkin on milyonlarca Avrupalı, yaşamlarının geri kalan kısmında tehlikeli düzeylerde cıva taşıyor olacak. Daniel'in kuşağının büyük kısmı, giderek artan sayıda cıva zehirlenmesi vakası ile uğraşmak zorunda kalacak: bu da derhal önlem alınması gereken sayısız çevre sorunundan sadece biri.
Mücadele şansı
Bu yazının yazıldığı sırada Espera, Zoe ve Daniel sadece üç aylıklar elbette. Beş yaşında hava durumunu merak etmek, on yaşında sağlık konusunda fazlaca kaygılanmak, ya da on beşinde cıva zehirlenmesinin etkilerini araştırmak yerine; bu çocuklar gülmeyi, konuşmayı ve emeklemeyi öğreniyor.
Her ana baba, yeni doğan çocuğunun harika, heyecan verici ve fırsatlar sunan bir dünyada büyümesini ümit eder. Hayat yeterince doğal engeller ve zorluklar çıkartıyor; bugünün çocuklarının büyürken, sevimsiz ve kasvetli bir manzara ile çevrelenmiş, sağlıksız ve tehlike dolu bir dünyanın getireceği sorunlara ihtiyacı yok.
Espera, Zoe ve Daniel ve yılbaşı günü doğan yaklaşık 22,000 diğer çocuğun iyi bir yaşam için bir savaşım şansı olması gerçeği bile, bize en azından cesaret vermesi gereken bir olgu.
Nisan-Haziran 2007




