Kimyasalların kirlettiği çevrede çocuk sağlığı
Doç. Dr. Ö. Faruk Tekbaş Doğal halde bulunan, üretilen veya herhangi bir işlem sırasında/ atık olarak ortaya çıkan veya kazara oluşan her türlü element, bileşik veya karışıma 'kimyasal madde' denir.Bu yazıda özellikle, çevre kirliliğinin sonucu oluşan ve 'çevresel kimyasallar' diyebileceğimiz, iş yerlerinde veya insan yaşam alanlarında kullanılan pestisitler, gıda katkı maddeleri, ağır metaller gibi kimyasallardan en yaygın olanlarının çocuk sağlığı üstündeki etkileri incelenecektir.
Endüstriyel ve çevresel birçok kirleticinin (östrojenler, ısı, çeşitli kimyasallar, elektromanyetik enerji ve radyasyon) çocuk sağlığı üstünde olumsuz etkileri olduğu düşünülmektedir. Çocuklukta ve adölesan çağda görülen hastalıklarda çevrenin rolü ve katkısı konusunda bir çok araştırma yapılmaktadır. Ancak toksik olduğu belirlenen 104,000'den fazla kimyasal maddenin yaklaşık %95'inin sağlık etkileri henüz incelenmemiştir.
Maruz kalınan maddenin cinsi yanında, maruz kalma süresi ve şekli bu faktörlerin çocuk sağlığına olan etkilerini belirler. Bu kimyasalların cinsi, etkilenim süre ve şiddetine göre değişen boyutlarda çocuklarda olumsuz etkiler oluşturabilir.
Ebeveynlerin en çok sorduğu sorulardan biri, "çevremizde bulunan kimyasal maddeler çocuğumun sağlığını etkiler mi?" sorusudur.
Çocuk sağlığı üstünde etkili olan en önemli çevresel etkenin su ve besinlerle bulaşan hastalıklara neden olan mikrobiyolojik faktörler olduğu biliniyor. Oysa son yıllarda sanayi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte, özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, biyolojik risklerin yerini kimyasal riskler almaya başlamıştır.
Çocuğun sağlığını etkileyebilecek çevre; makro ve mikro çevre olarak iki başlık altında incelenebilir. Makro çevre; iklim, kent havası, ülke coğrafik koşulları gibi büyük ölçekli bir çevreyi ifade ederken, mikro çevre; örneğin emekleme dönemindeki bir çocuk için yaşadığı evdeki mutfağın zeminidir.
Çocukları etkileyebilecek kimyasal maddelerin kaynağı çok çeşitlidir. Temizlikte kullanılan deterjan ve temizlik maddeleri, böcek öldürücü (pestisit) kimyasal maddeler, bina duvarlarında kullanılan boyalar, halı ve mobilyaların tekstil ürünlerinde kullanı lan boyalar, halı ve zemin döşemesinin tespitinde kullanılan yapıştırıcılar, kapalı ortamda içilen sigara, ev içinde yapılan pişirme ve ısınma uygulamalarından yayılan gazlar vb. çocukların karşı karşıya kaldığı kimyasal kirliliğin temel kaynaklarıdır.
Erişkinler ise çocuklara göre daha az etkilenir. Çünkü, çocuklar zamanları nın çoğunu kapalı ortamda geçirir; sayılan kaynaklardan yayılan kirletici kimyasalların çoğu yoğunlaşarak zeminde birikme eğilimindedir. Çocuklar, özellikle emekleme döneminde olanlar, zemine daha yakın konumda soluk alıp verdiklerinden; erişkinlerden farklı olarak ağızdan soluk alıp verdiklerinden ve erişkine göre daha sık nefes alıp verdiklerinden dolayı kimyasal maddelere daha yüksek miktarda ve yoğunlukta maruz kalır. Bunun da ötesinde çocukların gerek solunum gerek bağışıklık sistemindeki savunma mekanizmaları henüz tam olarak gelişmemiştir. Yaşamın büyüme ve gelişme döneminde olan çocuklarda bu kimyasal etkilenim erişkinlerde beklenenden daha da büyük olacaktır.
Büyüme, gelişme döneminde olan çocuklar, vücut ağırlığına göre oranlandı- ğında, bir erişkine göre daha çok sıvı ve besin tüketir, daha çok hava solur. Bu da, içecek, yiyecek ve havadaki kimyasalları yüksek miktarlarda almaları demektir.
Bu nedenlerle, çocukları küçük erişkinler gibi düşünmemek; alınacak önlemleri ve toksik maddelerin sınır değerlerini belirlerken erişkinleri değil, çocukları referans almak gereklidir.
Gerçekten de herhangi bir çevresel kirlilik sağlık etkisini ilk olarak ve ağırlı kla çocuklar üstünde gösterir. Bu nedenle ülkelerin ve bölgelerin çevresel koşullarının değerlendirilmesinde 'bebek ölüm hızları' kirliliğin göstergesi olarak kullanılabilir.
Toplumun çevre bilincinin geliştirilmesi ile hem kirlilik kaynakları azaltılacak, hem de çocuklar uzak tutularak etkilenim azalacaktır.
Çocuk hekimleri, çevre-hastalık ilişkisini ve toksinlerle temas olasılığını ayırıcı tanıda her zaman düşünmelidir.
Kimyasal maddelerin toksisite açısından izin verilen sınır değerleri ve standardları belirlenirken, erişkinleri değil çocukları referans almak gereklidir. Mevzuat düzenlemelerinde de bu husus göz önünde bulundurulmalıdır.
Üreticilerin, kullanılan kimyasallar açısından etkin olarak denetlenmesi, uyarılması, kamuoyu baskısı oluşturulması gereklidir. Kapalı ortamlar, kimyasalların en çok maruz kalındığı yerlerdir. Evlerin periyodik olarak havalandırılması, kapalı ortam kimyasal madde yükünü artıran ve yukarı da sayılan maddelerin evlerde kullanılmaması, kapalı ortamlarda sigara içilmemesi önemlidir.
Kaynağı ve güvenli olup olmadığı bilinmeyen su ve gıdalar çocuklardan uzak tutulmalıdır. Sağlık üstünde kötü etkisi olan savaş ve doğal afet gibi durumlarda, bebeklerin emzirmeye devam edilmesi önemlidir. Çünkü anne sütü çevre koşulları ndan etkilenmeyen sağlıklı bir besindir.
Kapalı ortamlarda kesinlikle gaz formunda pestisit kullanılmamalı, sıvı ve katı pestisitler ise kontrollü kullanılmalıdır.
Doç. Dr. Ö. Faruk Tekbaş
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Çevre Sağlığı Bilim Dalı Başkanı
Nisan-Haziran 2007





