Salı, Şubat 07, 2012
KAPAK KONUSU | Vurgunun Eşiğinde Karadeniz
Share to Facebook Share to Linkedin 

Vurgunun eşiğinde Karadeniz

Dr. Sibel Sezer Eralp

Karadeniz isminin kökenine dair açıklamalar hem çok çeşitli hem de muğlak.Ancak bugün Karadeniz'in, bölgedeki siyasî ve ekonomik sorunların yanı sıra, çevresel açıdan da acil çözüm bekleyen sorunları var.

Karadeniz'in benzersiz ekolojisi, Tuna, Dinyester, Don ve diğer büyük nehirlerin taşıdığı kirleticilerle son birkaç on yılda büyük ölçüde bozulurken; kıyılarında gerçekleşen ekonomik kalkınma, çevre üstündeki baskıyı giderek artırıyor. Uzmanlar ve siyasiler, enerji arzının Doğu'dan Batı'ya aktarılmasında önemli bir koridor haline gelen Karadeniz'de işlevsel bir çevre-ekonomi dengesi kurulabilmesi içini altı kıyı ülkesinin tamamının (Bulgaristan, Gürcistan,Romanya, Rusya, Türkiye ve Ukrayna'nın) yer aldığı daha güçlü bir girişim gerektiği konusunda hemfikir. Gürcistan Dışişleri Bakanı, Gürcistan ile Rusya arasındaki askerî çatışmanın yaşandığı bölgenin çevresel durumunu tanımlamak için, "çevresel bir felaketten başka bir şey değil," diyor. Aslında savaş halinde, ilk kurban edilen ve yaraları en son sarılan unsur doğa oluyor; ancak Karadeniz, yazın sonunda Kafkaslar'da silahlar patlamadan çok önce de çevre açısından kaygı uyandırıyordu.

karadenizYU
Samsun sahilinde bir gezinti yolu

Sürdürülebilir kalkınma konulu bir seminere katılmak için Haziran ayında İstanbul'da bir araya gelen bir grup üst düzey uzman, sürdürülebilir kalkınma kavramının kendisinin Karadeniz bölgesinde hem karar mercileri hem de toplumlar tarafından yanlış anlaşıldığı sonucuna vardı. Örneğin, Ukrayna Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü'nden Zoriana Mishchuk; siyasîlerin, kısa vadeli hedefler peşinde koşarak, uzun vadeli sürdürülebilir kalkınma hedeflerini zora soktukları görüşünde. Karadeniz kıyısındaki ülkeler, endişe verici bir dizi toplumsal ve ekonomik güçlükle karşı karşıya. Makro-ekonomik güçlükler, sağlık ve ilköğretimin bugünkü durumu; bu ülkelerin sosyo-ekonomik boyutta ilerleyebilmesi için daha zaman gerektiğini gösteriyor. Bölgede, yıllık kişi başına GSYİH, Avrupa Birliği'ne kıyasla oldukça düşük; örneğin Gürcistan'da 4,700 dolar iken, Rusya'da 14,692 dolar. AB'de yıllık kişi başına en yüksek GSYİH ise Lüksemburg ve Danimarka'ya ait, (sırasıyla 83,456 dolar ve 38,864 dolar). AB'nin geri kalanıyla karşılaştırıldığında Karadeniz ülkelerinde işsizlik oranı da yüksek. Karadeniz ülkeleri içinde en yüksek enflasyon %11 ile Rusya'da; en düşük enflasyon ise %4.5 ile Bulgaristan'da. Kayıt dışı ekonomi ve yoksulluk bölgede yaygın olarak görülürken; kadın-erkek eşitsizliği, toplumsal dışlanma ve toplumsal katılımın zayıflığı da yaşanan diğer sorunlar.

Brundtland Raporu'na göre (1987) sürdürülebilir kalkınma, bugünün nesillerinin ihtiyaç ve isteklerini, gelecek nesillerin ihtiyaç ve isteklerini tehlikeye atmadan karşılamayı gerektirir. Rapora göre bunu sağlamanın en iyi yolu, çevre koruma ile toplumsal adaleti, ekonomik kalkınmayla bir arada götürmekten geçiyor, ancak bölgedeki sürdürülebilir kalkınma çabalarının çoğu, planlama aşamasının ötesine geçemiyor. Kimi ülkeler, ulusal sürdürülebilirlik stratejilerini, 2002 Johannesburg zirvesinde kararlaştırıldığı gibi son tarih olan 2005 itibariyle sonuçlandırsa da diğerleri hâlâ bu konuda çalışmaya devam ediyor. 

Savaşın faturası

Bölgenin çevresel açıdan savunmasızlığı, Gürcistan ve Rusya arasında patlak veren silahlı çatışmadan sonra, iki tarafın birbirine yönelttiği suçlamalar vesilesiyle ortaya çıktı. Gürcistan, Gürcü gemilerinin, Karadeniz'deki limanlarından biri olan Poti'de, Rus güçleri tarafından bombalanıp batırılması sonucu büyük miktarda hidrokarbonun (motorin ve benzin) ve hidrolik yağın denize karıştığını iddia etti. Gürcistan Dışişleri Bakanlığı, 50 ilâ 70 ton petrolün denize döküldüğünü ve bu miktardaki bir kirliliğin "Gürcistan kıyılarında bir ilk," olduğunu açıkladı. Sonrasında ise, deniz akıntıları, bu sızıntıyı kuzeye, Kolkheti Millî Parkı'na ve onun koruma altındaki kıyısına doğru sürükledi.

karadeniz_YU_4_3_28_sf12
Alaplı sahilinde gemi gövdesi onarılan bir tersane
(Fotoğraf: FLICKR)

Bakanlığa göre, " Kolkheti Millî Parkı'nın koruma altındaki alanı ve çevresi ekolojik bir felaket yaşıyor ve bu durum, Karadeniz'in bütün ekolojik sistemini olumsuz etkileyebilir." Bakanlığa göre, temizleme çalışmaları da engellendi; çünkü Rus ordusu, süzgeçlerin ve alanı çevirecek engellerin kullanılmasını yasakladı ve yetkili mercilerin bölgeye girişine izin vermedi.

Rusya'nın NATO büyükelçisi Dimitrii Rogozin, merkezi Sofya'da bulunan haftalık dergi Capital'den bir gazetecinin sorusuna verdiği yanıtta, Karadeniz'in yüzeyinin hemen altında bulunan yüksek miktardaki sülfür klorürün, bir silahlı çatışma durumunda çevre felaketine yol açabileceği uyarısında bulundu.
"İşte bu yüzden NATO'yu, Karadeniz'de gövde gösterisi yapmaması için uyarıyoruz," diyor Rogozin. "Gürcistan'a insanî yardımda bulunduklarını söylüyorlar, peki ama neden askeri gemilerle? Biz, Rumenler'in, Bulgarlar'ın ve Karadeniz kıyısındaki bütün ülkelerin kendi sularında ne yaptığına ya da ne yapılmasına izin verdiğine çok dikkat etmesini istiyoruz. Karadeniz, ticaret ve turizm amacıyla kullanılmalı, askerî amaçlar için değil."

Karadeniz'in ve kıyılarının korunmasının yanı sıra, biyolojik çeşitlilik ve peyzaj mirasına yönelik bölgesel tehditlerin de acilen ele alınması gerekiyor. Bölgenin en ciddi çevre sorunları arasında; organik maddelerin artışının doğal bir sonucu olan, ancak Karadeniz'e dökülen büyük nehirlerin taşıdığı yüksek miktardaki gübre nedeniyle hızlanan ötrofikasyon da yer alıyor. Denizin diğer çevre sorunları, kirlilik, yabancı türlerin ortaya çıkması ve deniz kaynaklarının aşırı tüketimi olarak sıralanabilir.

1990'ların başında bu tür sorunlar, altı kıyı ülkesinin, Bükreş Sözleşmesi'ni imzalamasını sağladı. Bu anlaşma, ihtilaf dönemlerinde bile işbirliği yapılabileceğini gösteren ç ok anlamlı bir örnekti; çünkü o dönemde Rusya ve Ukrayna, Karadeniz'deki donanmanın kime kalacağı konusunda uzlaşamıyordu. Kısa süre önce Gürcistan'da yaşanan silahlı çatışma ise, Karadeniz kıyısında y eni bir uluslararası kimliği, şimdiye dek yalnızca Rusya'nın ve az sayıda ülkenin tanıdığı Abhazya Cumhuriyeti'ni ortaya çıkararak sürece bir belirsizlik getirdi. Rusya ve Gürcistan'dan farklı olarak, Abhazya Cumhuriyeti, çevre korumayı ya da sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmeye yönelik hiçbir uluslararası anlaşmaya veya hukukî norma taraf değil.

Büyüme ve bozulma

Karadeniz bölgesi sakinleri, zengin doğal kaynaklardan hep yararlandı ve yararlanmaya da devam ediyor. Doğal kaynakların sunduğu ürün ve hizmetler, doğal gaz ve enerjiden, ulaşım yollarına dek çeşitlilik gösteriyor. Özetle kalkınma, doğal çevreyle yakından ilgilidir. Genel bir kurala göre, ekonomik bir faaliyet doğal kaynaklara ne kadar bağımlı ise, çevresel bozulma da o kadar çok ve tahribat da o denli geri dönülemez olur ki bu da tabii olarak, doğal kaynaktan beslenen ekonomik faaliyeti çok ciddi biçimde olumsuz etkiler.

675-YU-4-3-62_sf15_kapak_surdurulebilir
At ve Tut: Amatör balıkçılar İstanbul Boğazı'nda Karadeniz'den gelen sulara olatalarını atmış şanslarını deniyor.
(fotoğraf: sTILL PICTURES)
Karadeniz'de balıkçılık, Akdeniz'de ise turizm, doğal bir kaynağa da yanan ekonomik faaliyetlerin çevreye nasıl zarar verebileceğini gösteren en bildik örneklerdir; ayrıca her ikisi de sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin neden uygulanması gerektiğini de açıkça gösterir. Doğa ile Barış Derneği'nden Yüksel Üstün, Karadeniz'de ‘sonuçlarına bakmadan, ne pahasına olursa olsun üretim yapma' anlayışının yerini nihayet, ‘ sürdürülebilir çevre', ‘doğal kaynakların etkin kullanımı', ‘sürdürülebilir tüketim' gibi yeni kavramlara bıraktığına dikkat çekiyor. Üstün'e göre bu sağlıklı değişim, doğal kaynakların sürdürülebilir ve etkin biçimde kullanılmasını, yatırımların maliyet-fayda çerçevesinde yapılmasını, teknolojik ilerlemeyi ve gerekli kurumsal düzenlemeleri de beraberinde getirecek.

Karadeniz'deki çevre tahribatı, özellikle deniz yaşamındaki yoksullaşmada göze çarpıyor. Daha 1960'larda Karadeniz'de 170 balık türü bulunuyor, bunlardan yaklaşık 25'i ticarî amaçla avlanıyordu. Otuz yılda ticarî amaçla avlanan balık türü beşe düştü. Bu türlerden bazıları ise çok az miktarda yakalanabiliyor.

Adnan Menderes Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nden su ürünleri uzmanı Murat Bilecenoğlu, "yakalanan hamsi miktarının 1999-2004 yılları arasında yıllık ortalama 345,000 ton civarında olduğunu, bu miktarın 2005'te âni bir biçimde 235,000 tona düştüğünü," belirtiyor.
Bu düşüşün nedenlerinden biri, ticarî amaçla avlanan balıkçı teknelerinin sayısının artmış olması. Karadeniz Çevre Programı'nın (BSEP) yayımladığı bir rapora göre avlanan tekne sayısı 1980'de 3,000 iken 1994'te 4,500'e çıkmış. Buna karşın, aynı dönemde avlanan balık miktarı yılda 850,000 tondan 410,000 tona düşmüş. Tahminlere göre bugün Karadeniz'de ticarî amaçla avlanan 8,000 balıkçı teknesi bulunuyor.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Levent Bat'a göre, balık nüfusundaki bu düşüşün bir diğer sebebi de henüz üreme yaşına gelmemiş balıkların avlanması.

Karadeniz'in kıyı bölgesi, günümüze özgü bir başka sorundan, nüfus artışının etkilerinden de mustarip. Nüfus artışının en çarpıcı özelliklerinden biri, bir bölgesel ve çevresel kullanım biçiminin (örneğin balıkçılık), başka bir kullanımla (örneğin turizm) çatışması. Bu yüzden, hem her iki faaliyetten de ödün veriliyor,hem de çevre üstündeki bileşik tahribat artıyor.

Uzun ama emin yol

Çevresel iyileştirmelerin maliyet/fayda analizlerinin dâhil edilmesinin,merkezî ve yerel yönetimler için daha iyi maliyet karşılama mekanizmaları sağlaması mümkün. Daha temiz teknolojilerin kullanılması, ‘kirleten öder' ve ‘kullanan öder' ilkelerinin daha yaygın biçimde benimsenip uygulanması, bölgenin sürdürülebilirliğe doğru giden yolda ilerlemesini kolaylaştıracaktır. Ekolojik turizmin teşvik edilmesi de, bölge sakinlerine iş imkânları yaratması bakımından bir çözüm olabilir.

Karadeniz bölgesi, büyüyen bir ekonominin gelişen bir pazarı olarak, uzun vadede barış ve istikrar sağlandığı takdirde, bugünün zorluklarından ve fırsatlarından yararlanmaya hazır durumda. Hükümetlerin şeffaflığı, hesap verebilirlik ve karar alma süreçlerine etkin paydaş katılımı, bunların hepsi de aynı yapbozun parçaları. Bölgenin zengin doğal kaynakları benzersiz fırsatlar sunarken, insan kaynaklı çevresel tehlikeler ciddi engeller oluşturuyor.
Karadeniz bölgesindeki başlıca ekonomik faaliyetlerin hepsi de doğal kaynaklara bağımlı ve turizm, birçok kıyı bölgesi için en önemli sektörlerden biri. Karadeniz kıyıları, Sovyet döneminde altı Karadeniz ülkesinden beşi için-Türkiye hariç- önde gelen bir turistik bölgeydi. Ancak turizm Karadeniz'de beklendiği gibi gelişmedi; buna karşın gemicilik ve taşımacılık gibi "rakip" sektörler daha başarılı bir grafik çizdi. Kıyıdaki nüfus ile çeşitli ekonomik sektörler arasındaki arazi rekabetinin talihsiz bir sonucu da çarpık kentleşmenin hızlanması oldu. Türkiye'nin Karadeniz kıyılarında giderek artan plansız kentsel yerleşimler, buna örnek gösterilebilir. Kıyı şeridi boyunca inşa edilen ve çevreye büyük zarar veren ring kara yolu bu durumu daha da kötüleştirdi.

Söz konusu kara yolunun inşa edilmesine öncülük eden kurumlardan biri de merkezi İstanbul'da bulunan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü(BSEC). Örgütün genel sekreter yardımcısı Murat Sungar, kara yolunun hem turizm sektörünü geliştireceği, hem de bölgedeki ticarî faaliyetleri hızlandıracağı, her iki sektörün de yetersiz ulaşım altyapısı nedeniyle şimdiye dek gelişememiş olduğu görüşünde. BSEC, Karadeniz Ring Kara Yolu ve Denizler Otoyolu Projesi'yle Karadeniz limanları arasındaki deniz taşımacılığını da canlandırmayı hedefliyor. Karadeniz boyunca uzanan gaz ve petrol geçiş hatları da, özellikle AB'nin, enerji tedarik kanallarının çeşitlendirilmesine öncelik verilmesine yönelik açıklaması kapsamında yatırımcıların ilgisini çeken bir başka konu.

Ring kara yolu projesi, hem halkın hem de çevre örgütlerinin güçlü direnişine rağmen şimdiden epey ilerledi. Greenpeace Akdeniz ofisi, projeyi kıyı ekosistemini yerle bir eden bir buldozere benzetirken, kara yolunun inşasında kullanılan hammaddelerin de daha önce eşi görülmemiş bir tahribata yol açtığını vurguluyor.

REC Bulgaristan Ofisi başkanı Gerassim Gerassimov, "Bulgaristan'ın Karadeniz kıyısındaki ekonomik faaliyetlerde son zamanlarda yaşanan canlanma,geçiş dönemindeki bir ekonomide doğanın değerlerini korurken kalkınmayı başarabilmenin ne denli zor olduğunu gösteren bir örnek," diyor. Gerassimov'a göre, çevre dostu gibi görünen projeler bile tam tersi nitelikte olabiliyor. Bulgaristan'da buna örnek olabilecek iki projeden biri, kısa süre önce inşa edilen rüzgâr santralleri, diğeri ise Karadeniz kıyısındaki, ekolojik olduğu iddia edilen turizm faaliyeti; bunların her ikisi de peyzajı değiştirecek ve çevreye zarar verecek nitelikte.

Gerassimov, diğer ülkelerin, her ikisi de yerel toplulukların yararına olan, kısa vadeli ekonomik kazançlar ile uzun vadeli kalkınma planları arasında dengeyi sağlayacak en iyi çözümü bulma konusunda Bulgaristan deneyiminden ders alacağına inanıyor ve ekliyor: "aslında Karadeniz'deki her ülke ve her toplum bu ikilemi çözmek için kendine özgü çözümler bulabilir ve bulmalıdır da; ancak işbirliğinin yanı sıra, iyi ve kötü uygulamaların paylaşılması, daha sürdürülebilir bir geleceğe ulaşabilmeyi mutlaka hızlandıracaktır."

Uyum arayışı

2002 Johannesburg planı, durumun aciliyeti ile hükümetlerin taahhütlerine ‘sahip çıkması' ve bölgesel ortaklıklar yoluyla sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için daha fazla sorumluluk gerektiriyor. Bugün bölgesel işbirliği, yaygın biçimde temel bir zorunluluk olarak kabul edilse de, hükümetlerin, ulusal ve yerel ölçekteki olumlu örnekleri hem toplum hem de özel sektörle paylaşması, bölgesel başarı için son derece önemli.

Karadeniz kıyısındaki ülkelerin yanısıra, BSEC, Karadeniz Komisyonu ve Avrupa Birliği de bölgenin kilit aktörleri. İki Karadeniz ülkesi Bulgaristan ve Romanya, Ocak 2007'de AB'ye katıldı ve Avrupa Komisyonu, bu üyeliklerin Komisyon ve ona ait programlar nezdinde Karadeniz'i bir ‘Avrupa' denizi haline getirdiğini kabul etti. Bundan başka, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerin sürdüğünü de belirtmek gerek.

Bunun yanı sıra, Karadeniz bölgesi artık AB Bölgesel Politika fonlarından da yararlanabilecek; Bulgaristan ve Romanya'nın, bu fonlar sayesinde bölgenin sürdürülebilir kalkınma göstergelerini iyileştirmesi muhtemel. Bulgaristan ile Romanya ve Bulgaristan ile Türkiye arasında sınır aşan işbirliği programları da gerçekleştirilecek. AB'nin sağlayacağı fonlarla birlikte, hâlen Küresel Çevre Fonu (GEF) ve çeşitli ulusal programlar tarafından sağlanan fonlara yenileri eklenmiş olacak.

Şu an BSEC'in 12 üye ülkesi bulunuyor, AB ise gözlemci statüsünde. Altı kıyı ülkesinden ikisi, Rusya ve Türkiye kurucu üye. GEF'in Karadeniz Çevre Programı (BSEP), altı Karadeniz kıyı ülkesinin imzaladığı Karadeniz'in Kirliliğe Karşı Korunması Anlaşması'nın hayata geçirilmesine ve protokollerine destek vermek amacıyla 1992 yılında hayata geçti.

Karadeniz ülkeleri, Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün (IMO) MARPOL Sözleşmesi ve Rio Sözleşmesi gibi başka önemli uluslararası anlaşmalara da taraf. Ülkeler aynı zamanda, Rio Sözleşmesi'nde ve Karadeniz Stratejik Eylem Planı'nda (BS-SAP) vurgulanan çeşitli çevresel sorunların çözümü için birlikte hareket etmeyi de taahhüt etmiş durumda.İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Nilüfer Oral, Karadeniz'in ve kıyı çevresinin sürdürülebilir biçimde korunması ve yaşatılması için, sağlam bir hukukî çerçeve gerektiği görüşünde. Oral, mevcut hukukî çerçevenin yetersiz olduğun ve Karadeniz'de, korunan deniz alanları oluşturmak için bölgesel bir yasal çerçeve bulunmadığını belirtiyor.

Oral, öte yandan Akdeniz bölgesi için, Akdeniz'in Yararına Özel Koruma Alanları (SPAMI) protokolü bulunduğunu, bu protokolün sınır aşırı bağlamda ve açık denizlerde deniz koruma alanları oluşturduğunu belirtiyor. Oral, Akdeniz ülkelerinin, mevcut yasal zorunlulukların bölgesel düzeyde uygulanmasını ve bu zorunluluklara uyulmasını teşvik etmek için yasal bir mekanizma oluşturduğunu da ifade ediyor. Oral, ülkelerin denizlere karşı yasal zorunluluklarını yerine getirmesini sağlayacak bir sistem olması gerektiği için bunun son derece önemli olduğunu söylüyor. Maalesef Karadeniz böyle bir mekanizmadan yararlanamıyor ve bunu öncelikle ele alınması gerekli.

Bununla birlikte, bütün kıyı ülkelerinin 1996'da kabul ettiği Karadeniz'in Islahı ve Korunması için Stratejik Eylem Planı (1996 BS-SAP) gibi başka girişimler de var. Buradaki hedef, Karadeniz'de ekolojik bozulmaya ve sürdürülebilir olmayan kaynak kullanımına karşı ortak hareket etmeyi sağlayacak temel bir çerçeve çerçeve oluşturmaktı. 1996 BS-SAP, 2002'de gözden geçirildi ve bitiş tarihlerini uzatmak için bazı değişiklikler yapılmakla birlikte, özel politika önlemlerine değinilmedi ve eylem konusunda bir görüş birliği de henüz sağlanamadı.

675-YU-4-3-84_sf20_kapak_surdurulebilirlik
Sinop Marinası
(FOTOĞRAF: FLICKR)
Beklentiler ve paydaşlar

Karadeniz Çevrecileri'nden Kenan Kuri'ye göre, 1992'de imzalanan Bükreş Sözleşmesi, 1993'te imzalanan Odessa Deklarasyonu ve 1996 BS-SAP'ye ulusal düzeyde daha fazla sahip çıkılması ve uygulanması; ayrıca, enerji projelerinin de, ayrıntılı çevresel ve toplumsal etki değerlendirmeleri tamamlandıktan sonra hayata geçirilmesi gerekiyor. Kuri, STK'lara düşen kritik rolde sivil toplumun önemini de vurguluyor.

GEF bünyesinde su konusunda uygulanan en iddialı proje, Tuna-Karadeniz Havzasında Besin Kirliliğinin Azaltılması için Stratejik Ortaklık (2001-07) idi. Tuna Karadeniz Uygulama Ekibi'nin günümüzdeki misyonu, Karadeniz bölgesinin daha geniş bir bölümünde kirliliği azaltmak ve ekosistemi iyileştirmek için projelere yatırım yapılmasını sağlayacak finansal mekanizmaları geliştirmek. GEF'in de desteklediği Karadeniz Ekosistemini İyileştirme Projesi; Tuna-Karadeniz Stratejik Ortaklığı, Tuna Bölgesel Projesi (DRP) ve Dünya Bankası'nın Karadeniz Besin Kirliliğini Azaltma Fonu ile bağlantılı bir proje.

675-YU-4-3-84_sf20_kapak_surdurulebilirli
Ukrayna'nın liman şehri Sivastopol yakınlarındaki Crimea'da denize atlayan bir çocuk.
(FOTOĞRAF: FLICKR)

Bölgesel girişimlerin başarılı olmasını sağlamada siyasî kararlılık kilit önem taşıyor, bu da kimi zaman daha fazla malî destek ile kendini gösterebilir. Örneğin hükümetler, kıyı ülkeleri arasında güçlü bir bölgesel işbirliğiyle kurulmuş olan Karadeniz Komisyonu Sekreteryası'na verdikleri malî desteği artırabilir. Böylece sekreterya daha etkin hale gelebilir ve daha güçlü siyasî desteğin göstergesi olabilir.

Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Kadıoğlu, ulusal sahiplenme ve bölgesel işbirliğinin önemini vurguluyor. Kadıoğlu, Avrupa'nın ikinci, üçüncü ve dördüncü büyük nehirlerinin, yani kıtanın nehir sularının neredeyse üçte birinin döküldüğü Karadeniz'in adeta dev bir havuz işlevi gördüğünü belirtiyor. Kadıoğlu'nun, yalnızca altı kıyı ülkesinin değil, Karadeniz'in çevresel tahribatında sorumluluğu olan 17 ülkenin tümünün bölgesel işbirliği yapmasının önemini vurgulamasının nedeni de işte bu. Kadıoğlu, bu görüşten yola çıkarak, bölgede sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşabilmek için havza temelli bir yaklaşıma ve içinde özel sektörün de yer aldığı bütün paydaşların sahiplenmesine inanıyor. Karadeniz'in, sadece bölge için değil AB'ye üye komşuları için de ekonomik ve stratejik önem taşıdığı çok açık. İyi bir yönetişimle, silahlı çatışma olmadan ve sağlam, uzun vadeli sürdürülebilir kalkınma stratejileriyle bölge, daha önce erişilmemiş bir ekonomik refah düzeyine erişebilir ve bir gün çevre tahribatı durdurulabilir, hatta tersine bile çevrilebilir.

Dr. Sibel Sezer Eralp, REC Türkiye Direktörü

Temmuz-Eylül 2008

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       M+