Pazar, Mayıs 20, 2012
KAPAK KONUSU | Vurgunun Eşiğinde Karadeniz
Share to Facebook Share to Linkedin 

Sürdürülebilir Karadeniz: Düş mü? Mümkün mü?

Sedat Kadıoğlu

Karadeniz havzasında sürdürülebilir bir koruma kullanma dengesi sağlamanın koşulları neler?

Karadeniz'in doğal kaynaklarındaki problemler, altı kıyı ülkesi başta olmak üzere, Karadeniz'in drenaj alanı içinde bulunan tüm bölgeyi kapsar. Özellikle, su ve hava kirliliği kontrolü konularında diğer 11 ülkenin de sorumluluğu paylaşması gerekiyor. Kaynakların yoğun kullanımından dolayı su kalitesinin bozulmasını, biyolojik çeşitliliğin azalmasını engellemek; su kalitesini, deniz ve kıyı ekosistemini iyileştirmek; bölgede sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için ulusal (kurumlararası) ve uluslararası işbirliği önem taşıyor.

Sürdürülebilirliğin sağlanması için; kara kökenli kirleticilere ilişkin Ulusal Eylem Planı'nda tanımlanan kirletici unsurlar, bölgenin özellikleri ve insan aktivitelerinin gözden geçirilmesi; su kullanımının ekonomik analizi; koruma alanlarının belirlenmesi ve önleme programları uygulanması; ekonomik araçların geliştirilmesi; etkin bir izleme sisteminin oluşturulması; tüm sektörleri bilinçlendirme çalışmalarının ulusal düzeyde gerçekleştirilmesi ve çıktıların uluslararası ve bölgesel düzeyde entegrasyonu gerekiyor. Avrupa Komisyonu'nun bir girişimi olan ve Karadeniz bölgesinde su ve suyla ilgili ekosistemlerin korunması için işbirliği platformu oluşturmayı amaçlayan Tuna-Karadeniz (DABLAS) Görev Gücü buna bir örnektir.

675-YU-4-3-62_sf14_kapak_surdurulebilir
FOTOĞRAF: CEM ORKUN KIRAÇ
Bakanlık olarak Karadeniz ile ilgili çalışmalarınız, geleceğe yönelik planlarınız neler?

Taraf olduğumuz Bükreş Sözleşmesi altında imzalanan "Karadeniz Stratejik Eylem Planı" kapsamında etkin bir çevre yönetiminin sağlanması için ülkemizin Karadeniz kıyısı boyunca mevcut kirlilik durumunun, kirlilik kaynakları da göz önüne alınarak ortaya konması ve önceliklerin belirlenmesi amacıyla "Karadeniz'de Kirlilik İzleme Projesi" 2004'ten itibaren Bakanlığımızca yürütülüyor. Gemilerin normal operasyonlarından kaynaklanan kirliliğin önlenmesi çalışmaları çerçevesinde "Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği" 2004'te yürürlüğe girdi. Karadeniz'de 10 tane lisanslı atık kabul tesisi bulunuyor. Ülkemiz, MARPOL 73/78 Sözleşmesi'ne taraftır; EK I, II ve V imzalanmıştır. EK III, IV ve VI'e taraf olma çalışmaları ise sürmektedir.

"Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun" kapsamında Karadeniz bölgesinde toplam 33 tane kıyı tesisine Risk Değerlendirmesi ve Acil Müdahale Planları hazırlaması yükümlülüğü getirildi. Ayrıca bölgesel acil müdahale planları hazırlanacak ve bölgesel acil müdahale merkezleri oluşturulacak.
Karadeniz'in Kirliliğe Karşı Korunması Komisyonu'na ve Daimi Sekreterya'ya Türkiye ev sahipliği yapıyor; Karadeniz Sekreteryası'nın yıllık bütçesinin %40'ı ülkemiz tarafından ödeniyor. Karadeniz Çevre Programı kapsamındaki Stratejik Eylem Planı'nın hükümleri çerçevesinde kurulan altı faaliyet merkezinden Kara Kökenli Kirleticilerin Kontrolü Faaliyet Merkezi'nin çalışmaları Türkiye tarafından koordine edilmekte.

BSEC altında faaliyet gösteren 15 çalışma grubundan biri olan Çevre Koruma Çalışma Grubu'nun faaliyetleri de Bakanlığımız tarafından yürütülmektedir.

Karadeniz'in sürdürülebilirliği için üç öneride bulunmanız gerekse bunlar neler olurdu?

1) Öncelikle, yapılan çalışmaların ulusal (kurumlar arası) ve uluslararası işbirliği içinde olması önemli. Karadeniz'e dökülen nehir deşarjları 17 ülkeden geliyor. Avrupa'nın 2., 3. ve 4. büyük nehirlerin tümü (Tuna,Dinyeper ve Don) Karadeniz'e dökülüyor. Dolayısıyla Karadeniz sadece kıyısı olan altı ülkeden değil,Karadeniz'e ulaşan nehirlerin geçtiği tüm bölgelerden etkilenmekte. Bu yüzden altı ülkenin yanı sıra, bu geniş etkilenme alanındaki tüm ülkelerle işbirliği yapılarak, kirliliği önleyerek ve ekosistemi koruyarak gelecek nesiller için devamlılık sağlanabilir.

2) Bütünsel havza yönetimiyle, nehir ve havzalarının şimdiki ve gelecek kuşaklar için çok yönlü kullanımının devam ettirilmesi (sürdürülebilir gelişme) amaçlanmalı. Bütünsel havza yönetimi; havza bazında bir yaklaşımı; farklı tip ve biçimlerdeki suları ayrı değerlendirmeyi; arazi ve su kaynakları ilişkisini göz önüne almayı; doğal sınırlamaların, sosyal ve ekonomik ihtiyaçların, politik ve idarî süreçlerin entegrasyonunu içerir. Avrupa çapında entegre su yönetimine çerçeve oluşturmayı amaçlayan Su Çerçeve Direktifi (WFD), 2000 yılında Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu tarafından yürürlüğe kondu. WFD nehir havzası yönetimi gibi yeni unsurlar da getirmiştir; her bir nehir havzası için bir Nehir Havzası Yönetim Planı (NHYP) oluşturulmasını gerektirir. NHYP birçok analiz sonucunda ortaya çıkar ve 2015'de iyi duruma ulaşmak için alınması gereken önlemleri gösterir. Ülkemizdeki çalışmalar Bakanlığımız ve DSİ Genel Müdürlüğü öncülüğünde, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak yürütülüyor.

3) Özel sektör çevre yatırımlarına dahil edilmeli ve teşvik edilmelidir. Özel sektörün çevre yatırımlarındaki payının artırılması, kamu-özel sektör işbirliğinin daha etkin devreye girmesi ve Yap-İşlet-Devret gibi finans kaynaklarının daha yoğun kullanılması, kamu harcamalarına rahatlama getirecektir. Özel sektörün, çevresel altyapı hizmetleri sağlamaya katılımının, işletme ve yönetim uzmanlığı yanında finansal kaynak açısından da katkı yapması bekleniyor.

Sedat Kadıoğlu, Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı

Temmuz-Eylül 2008

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama