Çevresel yıkım, ekonomik ilerlemeyi engelliyor
Tuna Türkmen ve Canan SaraçKaradeniz'in bugünkü durumu nedir? Sürdürülebilirlik için üç öneride bulunmanız gerekse bunlar neler olurdu?
Özellikle Tuna Nehri'nin onlarca yıldır Karadeniz havzasına taşıdığı endüstriyel kirlilik, zaten kendine has kırılgan bir ekosistem olan havzayı ekolojik anlamda ölümün eşiğine getirdi. Karadeniz havzasının Türkiye sınırları içinde kalan bölümünde sanayileşme, ülkenin diğer bölümlerine kıyasla oldukça sınırlı. Ancak artan nüfus ve plansız kentleşme sonucu, Karadeniz sahilindeki kentlerde evsel atık su ve katı atıklar doğrudan denize ve akarsulara boşaltılıyor. Öte yandan, çevrecilerin bütün uyarılarına rağmen inşa edilen Karadeniz sahil yolu, kıyı ekosistemini kelimenin tam anlamıyla dozer gibi ezip geçti. İç bölümlerde de, yol için kullanılan dolgu malzemesinin sağlandığı taş ocaklarının lokal yıkıcı çevresel etkileri oldu.
Birçok endemik türü barındıran eşsiz dağ ekosistemleriyle Karadeniz dağları paha biçilmez bir yeryüzü mirası. Dünyada son 30 yılda kaybedilen orman varlığı son 10,000 yılda kaybedilen orman varlığının dörtte birini oluşturmakta. Karadeniz havzasında yer alan ülkeler dünyanın sadece %10'unu oluşturan el değmemiş ormanlarını koruma konusunda daha dikkatli davranmalı, ormanların yok edilmesi ve biyoçeşitlilik arasında doğrudan bağlantı bulunduğunu unutmamalıyız.
1) Baraj yapımı için, Akdeniz ikliminin hakim olduğu Yusufeli ve Çoruh vadileri gibi çok özel mikroklima alanlarının yok edilmesi, birçok bitki ve hayvan türünün varlığını tehdit ediyor ve gelecekte bölgenin iklimini daha da değiştirerek daha nice türlerin yaşamını etkileyecek. Ciddi yerel muhalefete rağmen çalışmalar sürüyor. Bunun yerine; sayıca fazla, ama küçük, baraj gölü gerektirmeyen ve çevreyi daha az tahrip eden küçük barajların yapımına yönelmek, bölgedeki biyoçeşitliliği koruyacağı gibi doğa turizminin baltalanmasını da engelleyecek. Ayrıca bölgedeki biyogaz gibi diğer alternatif enerji kaynaklarına yatırım yapmak bölgenin geleceği açısından büyük önem taşıyor.
2) Yerel balıkçılık kültürünün yerini donanımlı gemilere ve aşırı avlanmaya bıraktığı bölgede, balık nüfusu ve tür sayısı alarm veriyor. Geçtiğimiz avlanma sezonunda ortaya çıkan hamsi bolluğu ne balıkçılara ne de ekosisteme bir şey kazandırmadı. Kota talep eden balıkçılar, tam kapasiteyle avladıkları hamsileri düşük fiyat nedeniyle ücretsiz dağıtmak zorunda kalırken, aşırı avlanmanın orta ve uzun vadedeki etkilerinden bahseden pek olmadı. Tarım Bakanlığı sirküler hazırlarken endüstrinin baskısı ve beklentileri yüzünden, bilim adamlarınının önerilerini ihmal etmemeli ve kararların takibi konusunda daha aktif rol oynamalı.
3) Karadeniz halkının yaşam tarzını bozmadan, sürdürülebilirlik esasıyla oluşturulacak dağ turizmi, ekoturizm çalışmaları çok önemli. Bu yaklaşım turizmin yarattığı çevresel etkileri minimuma indirebilir. Yerel yönetimlerin girişimleriyle yürütülen küçük ve sınırlı projelerin yerini entegre planlamanın esas olduğu, merkezi yönetim tarafından da tanınan ve desteklenen çalışmalara bırakması hayatîdir. Ancak bu şekilde turizmin ekonomik getirisi aynı zamanda koruma faaliyetlerine yönlendirilebilir.
Bu süreçte hangi aktörlere neler düşüyor, bunlar gerektiği gibi yapılıyor mu?
Planlama ve kalkınma süreçlerinde göz ardı edilen çevresel öncelikler, bir koruma-kullanma dengesinin oluşması önündeki en büyük engel. Öte yandan çevresel yıkım, umulan ekonomik ilerlemelerin de önünü keserek kısır bir döngü yaratıyor. Merkezi ve yerel idarelerin bu durumu bir an önce farketmesi, koruma kullanma dengesini oluşturma yönünde adım atması gerekiyor. Zira bölge insanı bu dönüşümü gerçekleştirecek duyarlılık düzeyine erişeli oldukça uzun zaman oldu. Halkın karar alma süreçlerine katılması ve karar alma mekanizmalarının şeffaflaştırılması sağlanmalı. Bütün bu unsurlar göz önüne alınarak adım atılmadan Karadeniz havzasında sürdürülebilirlikten bahsetmek mümkün değil.
Greenpeace'in Karadeniz ile ilgili çalışmaları,geleceğe yönelik planları neler?
Greenpeace olarak geçmişte Karadeniz sahillerine vuran, İtalya kaynaklı zehirli varillerle ilgili yıllarca süren bir mücadele yürüttük. Sinop ve Samsun'daki depolarda zehir saçan bu kimsayasal atıkların sorumluları tarafından bertaraf edilmesinin takipçisi olduk.
Çernobil kaynaklı radyasyon kirlenmesinin sonuçlarının yeni yeni ortaya çıktığı bölgede planlanan nükleer santrale karşı yoğun çalışmalar yürüttük. Sinop'taki yerel muhalefet ile birlikte yürütülen çalışmalar devam edecek. Tüm dünyadaki denizlerin ve okyanusların %40'ı deniz rezervi ilan edilirse gelecek kuşaklara sağlıklı denizler bırakılacağı anlayışıyla; Akdeniz için hazırladığımız açık deniz haritasının bir benzerinin Karadeniz için hazırlanması gerektiğini düşünüyoruz. Greenpeace'in bölgeye ilişkin yürüteceği çalışmalar, ulusal çevre politikaları üzerinden olacak. Karadeniz havzasına yönelik doğrudan bir çalışmamız olmasa da sürdürülebilirliğin sağlanması için yürüttüğümüz savunuculuk, kampanya ve bilgilendirme faaliyetleri; dolaylı olarak bölgeyi de daha makro düzeyde olumlu yönde etkileyecektir.
Tuna Türkmen ve Canan Saraç, Greenpeace Akdeniz Ofisi
Temmuz-Eylül 2008
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





