Bugün öde, yarın kazan
Pavel Antonov Yenilikçi yeşil mimari, sürdürülebilir bir geleceğin kilit unsurlarından. Yatırım maliyeti yüksek olsa da,yeşil yapılar uzun vadede para ve enerji tasarrufu sağlıyor.
Bükreş’teki Tomescu Caddesi 19 numaranın projesini hazırlayan Rumen mimarlar bir noktayı çok iyi biliyordu: Bu proje çok özel olmalıydı. Şantiye sahasının dar olması ve bölgenin tarihi öneminden kaynaklanan mahallî sınırlamalar gibi zorluklar yok değildi. BProjenin iki mimarı, Gabriela Tabacu ve Cosmin Caciuc, bu tür zorluklarla başa çıkabilecek kadar bilgili ve deneyimli olmakla birlikte; müşterilerinin evi, sıra dışı, çevre dostu enerji ve ısıtma teknolojisiyle donatmak istemesi, mimarların meslekî becerileri için ayrı bir sınavdı.
Kendilerinden böyle yenilikçi bir proje istenmesi, aslında mimarlar için tamamen bir sürpriz değildi. Bükreş Ion Mincu Üniversitesi Mimarlık ve Kentsel Planlama bölümünde profesör olan, yapı restorasyonu ve yenilemesi konusunda çeşitli ödüllerin sahibi [Bayan] Tabacu, son dönemde sürdürülebilir yapılar ve yeşil mimarî konularına odaklanmıştı. Aynı üniversitede ders veren ve yıllardır birlikte çalıştığı mesai arkadaşı Caciuc da mimarlık ve teknoloji ilişkileri konusunda uzmandı. Yani bu ikili, Tomescu projesi için eşi bulunmaz bir ekipti.
Aslında müşteri de, aynı mahallede, yeni inşaat sahasının hemen karşısında doğup büyümüş ve bu arsayı hayâlindeki evi yapmak için satın almıştı. Tabacu, bu evin hayallerin gerçekleştiği bir ev olacağını düşünüyor. 250 m2’lik arsa üstündeki 400 m2 kullanım alanına sahip evde; ebeveyn yatak odası, ferah bir mutfak ve oturma odası, kitaplık, çalışma odası ve misafir odalarının yanı sıra bodrumda bir atölye ve garaj da olacak. Tabacu’nun iç mekânını kavramsal anlamda ‘akıcı bir yapı’ olarak nitelediği evde, bir odadan diğerine doğrudan geçilebiliyor ve katlar arasında ‘iletişim’i sağlayan geniş bir merdiven bulunuyor. Evin, güçlü ama aynı zamanda ekonomik bir hava koşullandırma ünitesine ihtiyaç duyacağı daha başında anlaşılmıştı.
Tabacu, “böyle bir evde alışıldık ısıtma ve havalandırma sistemleri kullanmanın uzun vadede çok yüksek işletme giderleri doğuracağını,” söylüyor.
Müşterinin eski bir dostları olması, iki mimar için projenin ciddiyetini daha da artırıyor. “Arkadaşımız için her şeyin mükemmel olmasını istiyoruz,” diyor Tabacu. Tabacu ve Caciucbunu sağlamak için evi; termal yer altı suyunu kullanan bir ısı pompası; konveksiyon ısıtıcılar; kullanma suyunu ısıtmak için üst terasta bir güneş paneli; ve enerji kaynaklarını ihtiyaç yoğunluğuna göre kombine ve koordine edecek ileri düzeyde gelişmiş bir otomasyon sistemiyle donattı. Elektrik ihtiyacının %30 ila 50 artmasına karşın plan, işletme giderlerinde standart projele kıyasla toplamda %50 ila 60’lık azalma öngörüyor. Yapı tamamlandığında, sahibi birçok açıdan kazançlı olacak: parasal açıdan bakılınca, sağlanan enerji tasarrufu, kaba inşaat ve tesisat masraflarını kısa sürede dengeliyor; yaşam tarzı açısından, mekânın en verimli biçimde tasarlanması ve termal ısıtma büyük bir rahatlık sağlıyor; ve etik açıdan bakılınca, fosil yakıt tüketimi azaltılarak doğaya karşı sorumluluklarını yerine getiriyor.
Elbette, tüm bunlar her şey plana göre uygulanırsa gerçekleşebilir. Bu projenin tasarımı, her iki mimara da kısa zamanda çok şey öğretti ve her ne kadar yenilikler mimari olmaktan ziyade tesisatla ilgili olsa da, ikisi de sık sık yenilikçi bir iş yaptıkları hissini yaşadı.
Tabacu, “tesisatı kuracak bir mühendis bulmamız epey zor oldu ve şimdi bile projenin yoluna girdiğinden emin değiliz,” diyor. “Şu anda, projeyi kontrol edip, projenin yolunda gittiğini söyleyecek ve bizim -ve tabii ciddi yatırım yapmış olan müşterimizin- içini rahatlatacak birini arıyoruz.”
Ancak Romanya’da yeşil yapı uzmanları bulmak kolay değil. Tabacu bu projenin, Romanya’da kendi türünün ilk örneği olan bir konut projesi olduğunu düşünüyor. Tabacu’ya göre bunun nedeni, klasik yöntemle inşa etmenin hem daha kolay, hem de daha ucuz olması.
En basit mantık yürütmeyle, Tabacu, yeşil yapıların gelişimini sadece Romanya, Orta ve Doğu Avrupa’da değil, tüm dünyada yavaşlatan yanlış yargıların kapanına kısılmış durumda. “İnsan neden, hem pahalıya mal olacak hem de nasıl sonuçlanacağı bilinmeyen bir işe girip başına dert alsın ki?” Tahmin edileceği gibi, çevreyi korumak ya da küresel iklim değişimini önlemek gibi nedenleri dile getirmek pek ilgi uyandırmıyor. Ancak burada vurgulanması gereken temel nokta, doğru uygulandığı takdirde yeşil yapıların iyi para kazandırıyor olması, günümüzde iş dünyasının ve yatırımcıların yeşil yapılara bu denli ilgi göstermesinin nedeni de bu.
Her şey paraya bağlı
Merkezi Londra’da bulunan F&C Menkul Değerler Yönetimi’nde sürdürülebilirlik yöneticisi olan Andrew Szyman’a göre, küresel bir işbirliği grubu olan UNEP Finans Girişimi, güvenilir finans mekanizmalarından destek gören birçok iyi çevresel veya toplumsal uygulama saptamış. Szyman, sürdürülebilirliğin kazançla desteklenmesi gerektiğini ekleyerek, müteahhitler, girişimciler, yatırımcılar ve müşterilerin, sürdürülebilir yapılara ilgi gösterilmemesi konusunda birbirini suçlamasını, ‘suçlama döngüsü’ olarak adlandırıyor.
Szyman, “bu döngüyü şimdi müşterilerin değiştirebileceği,” görüşünde. “Müşteriler bir kez yeşil yapı talep etmeye başladığında, müteahhitler, girişimci ve yatırımcıların bu talebi karşılayacaklarına kuşkum yok. Aksi takdirde müşterilerin yaptığı yatırım onlara bir kazanç sağlamayacak.”
Romanya ile Orta ve Doğu Avrupa bölgesinde sürdürülebilir yapı projelerinin tasarım, uygulama ve işletmesinde uzmanlaşmış bir şirket olan Sopolec’in genel müdürü Steven Borncamp, “insanların çevreyi düşünmesine bile gerek yok, iş sonunda gelip paraya dayanıyor,” diyor. “Kazançlarına kıyasla maliyetin sözü bile edilmez.”
Yeşil yapıların malî getirisine inanan bir başka şirket de, Avrupa ve Güney Amerika’da alışveriş merkezleri yapımcısı ve işletmecisi olan Sonae Sierra. Şirketin web sitesine göre, “şirket alışveriş ve dinlence sektörüne yenilik ve heyecan getirmeyi hedefliyor.” Sonae Sierra’nın danışmanlarından Joana Barata Correia, şirketin ‘yeşil alışveriş merkezi’ yaklaşımının, çevresel ve toplumsal açıdan çeşitli somut yararlarını ayrıntılarıyla anlatıyor. Correia’ya göre, “günümüzde endüstrinin önderleri aynı zamanda çevre öncüleri olmalı.”
Olumsuz açıdan bakıldığında, sürdürülebilir yapıların karşılaştığı önemli bir engel zaman unsurudur. Szyman bunu şöyle açıklıyor: “Eğer bir şirket, bir mülkü örneğin bir alışveriş merkezini inşa eder ve 20 yıllığına sahiplenip işletirse mesele yok. Fakat ticarî mülk yatırımlarında tipik uygulama mülkü sadece beş yıl tutmaktır, böyle olunca [sürdü-rülebilir yapılar için yapılan] yatırımların bir kısmı kazanç getirmez.
AIG/Lincoln’ün Avrupa inşaat müdürü David Lawrence da, yatırımları kısa sürede kâra dönüştürme beklentisinin, birçok yatırımcıyı yeşil yapılardan uzaklaştırdığında hemfikir. Öte yandan, AIG/Lincoln’ün Macaristan Vecses’teki örnek yeşil projesi olan Quadrium, çoğu kişinin korktuğu kadar maliyetli olmamış. Lawrence, “tasarımın ilk aşamasından itibaren ele alındığı takdirde, sürdürülebilir yapı uygulamasının çok maliyetli olmadığını,” söylüyor. Gayrımenkul girişimcisi olan AIG/ Lincoln, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Romanya ve Slovakya da dahil sekiz Avrupa ülkesinde faaliyet gösteriyor.
Lawrence, “Karbon nötr bir bina yapmanın ya da çok yeşil olmanın maliyeti geleneksel inşaatlara kıyasla %5 ilâ 10 daha yüksek olacaktır,” diyor. “Fakat biz yapılarımızın ‘çok iyi’ olmasını istiyoruz, spekülatif bir girişimci olarak da bu mertebeye erişebileceğimizi düşünüyoruz. Biz [enerji açısından] en alt noktadayız [yani olabilecek en iyi derece] çünkü.
Lawrence’ın atıfta bulunduğu derecelendirme, sürdürülebilirlik projelerinin performansını ölçen bir Birleşik Krallık markası olan BREEAM’e ait. AIG/ Lincoln, arazi alımı ve inşaat sürecinde, çevresel yenilikçiliğe ve enerji-etkin teknolojilere özel önem vererek, BREEAM ilkelerine uyuyor. Girişimci şirketin 2008 hedefi çok iddialı idi: üstlendikleri bütün ticarî işyeri uygulamalarında BREEAM’den ‘en iyi’ derecesini almak. Quadrium tesisi 2006’da bu dereceyi elde etmişti.
Orta ve Doğu Avrupa bölgesinden BREEAM’e gelen sertifikasyon başvurularının sayısı, bölgede yeşil yapılara ilginin giderek arttığının göstergesi. Derecelendirmeden sorumlu ana firma olan BRE’nin sürdürülebilirlik bölümünden Anna Surgenor, “Macaristan, Polonya ve Romanya’nın her yanından kuruluşların, yapı portfolyolarını değerlendirmesi talebiyle BREEAM’e başvurduğunu,” ifade ediyor. Şimdiye dek başvuran şirketlerin çoğunun batılı olduğunu söyleyen Surgenor, bu akımın doğuya doğru ilerlediğini de ekliyor.
Yeşil yapıların kazançlarını sergileme yönünde bir başka adım; İtalya Çevre, Arazi ve Deniz Bakanlığı’nın malî katkısıyla, İzlanda, Liechtenstein ve Norveç hükümetlerinin destekleriyle 2007-2008’de Macaristan Szentendre’de hayata geçirilen bir proje olan, Bölgesel Çevre Merkezi’ne ait ‘REC Konferans Merkezi’dir. Bağışçıların cömert desteği, REC’in yerel güneş ve jeotermal enerji kaynaklarını kullanarak ve ileri kontrol sistemlerinden yararlanarak enerji gereksinmesini asgariye indirmesini; yüksek estetik, işlevsellik ve rahatlık beklentisini karşılamasını sağladı.
Konferans merkezi projesi, bir ışık rafı ve sensörler sayesinde, bina boş olduğunda aydınlatmayı kapatan ve dış ortamdaki aydınlığa bağlı olarak ışığı kısan bir sisteme sahip. Yılda 22,300 kilowatt saate kadar enerji üretebilen çatıdaki güneş panelleri ile, merkezin kendi enerji ihtiyacı karşılanırken, üretim fazlası enerji ise diğer tüketicilerin kullanımı için bölgenin elektrik şebekesine satılacak. Yer altı ısı pompası, içerde enerji verimliliğini sağlayan ve ‘yalıtımlı kılıf ’ denen bir yalıtım sayesinde binanın hem ısıtılmasını hem de soğutulmasını sağlıyor. Toplam 2 milyon avronun altındaki maliyet, enerji tasarrufundan kazanılan parayla, –enerji fiyatlarının yükseleceği de varsayılarak- 20 yıldan biraz uzun bir sürede dengelenecek.
Sopolec’ten Borncamp, Batı Avrupa’da ve ülkesi Amerika’da yeşil yapılara gösterilen ilginin Orta ve Doğu Avrupa’ya kıyasla daha fazla olabileceği görüşünde. Borncamp, Birleşik Krallık söz konusu olduğunda buna hiç kuşku olmadığını, Almanya’nın ise yeşil yapılar konusunda uzun süredir öncü bir rol üstlendiğini belirtiyor. Sopolec tarafından Nisan ayında Bükreş’te düzenlenen, “Orta ve Doğu Avrupa’da Yeşil Yapı” konferansında, yeşil yapı dostu işletmeler, karar mercileri, inşaatçılar ve mimarlar bir araya geldi. Borncamp, “hem Romanya’da hem de bölge-de yeşil yapılara yönelik ilgi büyük, ancak çok dağınık,” diyor.
AIG/Lincoln’den Lawrence, bölgedeki ilginin yoğun olduğunu ve bölge piyasasının sürdürülebilir yapılara kesinlikle hazır olduğunu kabul etmekle birlikte, halen öğrenilecek ve yapılacak çok şey olduğunu söylüyor. Lawrence’ın beklentileri, 2009’dan itibaren zorunlu sertifikasyon gerektiren AB Yapı Direktifi’ne dayanıyor. Lawrence, “bu uygulama, yeşil yapı algısını değiştirecek,” diyor.
İş dünyasına uygun düzenleme
Avrupa Komisyonu (AK) tahminlerine göre, inşaat sektöründeki enerji tüketimi 2020’de %28 azaltılabilir, üstelik uygun bir maliyetle. Bu da, birliğin toplam enerji tüketi-minin %11 azalması demek. İnşaat sektörün-deki enerji tüketimi, AB’nin toplam enerji tüketiminin yaklaşık %40’ını oluşturuyor. Bu oran, küresel enerji tüketiminin %30 ilâ 40’ını inşaat sektörünün oluşturduğu yönündeki IPCC ve UNEP verileriyle uyuşuyor.
Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 2007 tarihli Dördüncü Değerlendirme Raporu’na (AR4) göre, incelenen tüm sektörler arasında inşaat sektörü, küresel ısınma tehdidini kârlı bir biçimde azaltmada en büyük potansiyele sahip; başka bir deyişle, 2030 yılı itibarıyla, konut ve ticarî yapı sektörlerinde öngörülen asgari salım değerleri, net ekonomik kârla yaklaşık %30 azaltılabilir. IPCC değerlendirmesinin, büyük ölçüde Budapeşte’deki Orta Avrupa Üniversitesi tarafından konut ve ticarî yapılarda yürütülmüş bir araştırmaya dayanarak hazırlanan altıncı bölümünde, enerji verimliliğini artırma konusunda “en çeşitli, en büyük ve en hesaplı telafi fırsatlarının yapı sektöründe bulunduğu,” belirtiliyor. Raporda tanımlanan diğer önlemler arasında, düşük karbonlu yakıtlara geçiş, daha yüksek oranda yenilenebilir enerji kullanımı ve CO2 dışındaki sera gazı salımlarının kontrolü var.
Yapılardaki enerji tüketimi ve toplam enerji; pasif güneş tasarımı, yüksek verimli aydınlatma ve elektrikli cihazlar, yüksek verimli havalandırma ve soğutma sistemleri, sıcak su için güneş enerjisi kullanımı, yalıtım malzeme ve teknikleri, yüksek yansıtmalı inşaat malzemeleri ve çok katmanlı kaplama gibi mevcut teknolojilerin yaygın kullanımıyla azaltılabilir. Rapor ayrıca, sürekli olarak güncellenen elektrikli cihaz standartları ile, bina enerji yönetmelikleri gibi devlet politikalarının ve yasal düzenlemelerin de sürece katkıda bulunduğunu ekliyor.
IPPC, yapı sektöründe salım azaltılmasıyla sağlanan kazançlara ve daha düşük işletme maliyetlerine dikkat çekerken, mevcut birçok teknolojinin yaygın olarak kullanılmasına engel olan piyasa unsurlarının ortadan kaldırılması için özel çaba sarfedilmesi gerektiğini vurguluyor.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) bu özel konuda bir öneri getirdi: devlet düzenlemesi. UNEP, yapı yönetmelikleri ve cihaz standartları gibi düzenleme ve denetle-me gereçlerinin; enerji verimliliğini artırma ve böylece endüstrinin küresel ısınmadaki payını azaltma yolunda en etkin yöntemler olduğu inancında. Bu önlemlerin başarıya ulaşmasının ön koşulu, uygulama ve yaptırım süreci için gerekli kaynak ve emeğin sağlanmasının yanı sıra ilgili şartnamelerin düzenli olarak güncellenmesi. Bunlar, yapı kaynaklı sera gazı salımlarının azaltılmasına yönelik politika gereçleri konusunda UNEP’in Sürdürülebilir Yapılar ve İnşaatlar Girişimi’nin (SBCI) 2007’de yayımladığı değerlendirmesinin temel saptamaları.
Orta Avrupa Üniversitesi ile birlikte hazırlanan bu UNEP çalışması, yapılarda enerji verimliliğine yönelik yasama, bilgilendirme, ekonomik teşvikler ve malî önlemler alanlarındaki 20 farklı tür politika gerecini analiz ediyor. Çalışmada, 52 ülkeden yaklaşık 80 örnek vaka inceleniyor ve CO2 salımlarının azaltılmasındaki başarı, maliyet düşüklüğü ve diğer başarı faktörleri temel alınarak çeşitli politika gereçleri değerlendiriliyor. UN Genel Sekreter Yardımcısı ve UNEP İcra Direktörü Achim Steiner, araştırmanın, “bu salım azaltımlarının sağlanması ve, çevresel, toplumsal ve ekonomik kazanımların gerçekleşmesi için gereken düzenleyici politikaların oluşturulması, uygulanması ve yaptırımı konusunda hükümetlerin üstlenmesi gereken hayatî rolleri sergilediğine,” dikkat çekiyor.
İnşaat sektörünü sürdürülebilir kılmak için düzenlemeye giderken üstlenecekleri hayatî rolün ne olacağı hükümetlere bırakılmıştır. Ocak 2006’da 25 olan AB üye ülkelerinden sadece 10’u, 2003 tarihli ‘Binalarda Enerji Performansı Direktifi’ni tanınan sürede ulusal mevzuatlarıyla uyumlaştırabilmiştir. ENDS’in haberine göre, Avrupa Komisyonu, gecikmiş ya da tamamlanmamış uyumlaştırma konusunda 17 üye ülke hakkında yasal işleme başvurdu.
Mevcut birçok teknolojinin yaygın olarak kullanılmasına engel olan piyasa unsurlarının ortadan kaldırılması için özel çaba sarfedilmelidir’ – IPPC

Direktif, hükümetlerin kendi ulusal verimlilik standartlarını belirlemelerini beklemekle birlikte, birlik genelinde normlar getirmiyor.
2008’de tekrar gözden geçirilen direktifte performansı en kötü olan üye ülkelerde enerji verimliliğini iyileştirecek bağlayıcı AB performans şartlarının çıtası yükseltildi; ancak komisyon Nisan ayında AB genelinde ilk defa binalarda enerji verimliliği standartlarını getirme düşüncesinden geri adım attı. Avrupa Komisyonu, Nisan’da açıklanan kamuoyu danışma belgesinde, AB düzeyinde enerji koşullarını belirlemenin “çok karmaşık ve çetin” olacağını belirtti. ENDS, Brüksel’in bu ifadesini, bu fikri daha dikkatli ele alma yönünde bir yaklaşım değişikliği olarak yorumladı. Kamuoyu danışma belgesi, her bir AB ülkesi tarafından oluşturulmuş farklı performans koşullarının karşılaştırılmasına imkân tanıyacak bir ‘kıyaslama sistemi’ oluşturulması fikri üstüne tasarlandı. Belge, daha önce tartışılan, 1,000 metrekareden daha büyük olup esaslı biçimde yenilenecek ve asgari verimlilik koşullarını karşılaması istenen tüm mevcut yapılar için belirlenen 1,000 metrekare eşiğinin bir kenara atılacağına işaret ediyor. Belgede ayrıca, binalara enerji performansı sertifikası verilmesine; kalorifer kazanları ve hava koşullandırma sistemlerinin denetimine daha sıkı koşullar getirilebileceği belirtiliyor. Konu, 20 Temmuz’da halkın görüşüne açılmıştı.
Romanya’ya geri dönersek, Tabacu iyimserliğini koruyor. Sadece iki ilâ üç yıl içinde, ülke genelinde birçok yeşil yapı projesinin ortaya çıkacağını düşünüyor; Borncamp da mimarın heyecanına katılıyor. Bu arada Sopolec’in Mayıs ayında hayata geçirdiği Romanya Yeşil Yapı Konseyi, girişimcileri, yatırımcıları, işletmecileri ve sürdürülebilir yapılarla ilgilenen kesimi bir araya getirecek. Borncamp, Güneydoğu Avrupa’da türünün ilk örneği olan organizasyonun, komşu ülkelerdeki profesyonellere de açık olduğunu belirtiyor.
Balkanlar’da çevre konusunda daha fazla bilgi için rerep.rec.org adresindeki REReP Record’a bakınız.
|
İnşaat sektöründe enerji verimliliğinin önündeki başlıca engeller Kaynak: UNEP/SBCI 2006 |
||||
|
ENGEL KATEGORİLERİ |
TANIM |
ÖRNEKLER |
ÜLKELER |
OLASI ÇÖZÜMLER |
|
Ekonomik/ finansal ekonomik engeller
|
Yatırım maliyetinin, enerji tasarrufu ile sağlanan kazanca oranı |
Daha verimli donanım için daha yüksek doğrudan maliyetler; finansmana erişimin kısıtlı olması; enerji sübvansiyonları; çevre, sağlık harcamaları ve diğer dışsal maliyetlerin içselleştirilmemesi |
Çoğu ülke (özellikle gelişmekte olan ülkelerin yanı sıra gelişmiş ülkeler) |
Malî araçlar, örneğin: vergi iadesi, Kyoto Esneklik Düzenekleri, sübvanse edilen borçlar, yasal düzenlemeler, ve enerji fiyatlarının yükseltilmesi ya da enerji fiyatlarındaki sübvansiyonun kaldırılması |
|
Gizli maliyetler/ kazançlar |
Doğrudan finansal akış içinde yer almayan maliyet ya da riskler (gerçek ya da algılanan) |
Potansiyel uyumsuzluklardan, performans risklerinden, hukuki masraflardan vb. kaynaklanan maliyet ve riskler; özellikle gelişmekte olan kimi ülkelerdeki düşük enerji kalitesi |
Tüm ülkeler |
Elektrikli cihaz standardları, yapı yönetmelikleri (yüksek hukuki masraflarla başa çıkmak için), EPC/ ESCO’lar (Enerji Performans Sertifikası/ Enerji Tasarruf Şirketleri), toplumsal önderlik programları |
|
Piyasa başarısızlıkları |
Özel enerji verimliliği yatırımları ile enerji tasarrufunun sağladığı kazançlar arasında istikrarlı bir ödünleşmeyi engelleyen piyasa koşulları ve sınırlamaları |
Alışıldık yapı tasarlama sürecinin getirdiği kısıtlamalar; parçalı piyasa yapısı; ev sahibi/ kiracı kutuplaşması ve yanlış teşvikler; idarî ve yasal engeller (örneğin: yerinde enerji üretim teknolojilerinin yaygınlaşamaması), yetersiz bilgi, enerji tasarruflu donanımın her yerde bulunmaması |
Tüm ülkeler |
Malî araçlar ve teşvikler; ürün standardları; kural koyan düzenleyici; bilgi veren düzenleyici; ekonomik gereçler; teknoloji paylaşımı; Kyoto düzenekleri |
Ekim-Aralık 2008




