Seçenek arayışı
Nathan JohnsonOrta ve Doğu Avrupa’daki geleneksel uygulamalar dünyadaki büyük gıda açığının giderilmesinde yardımcı olabilir mi?
Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana Orta ve Doğu Avrupa'da görülen politik ve ekonomik değişimler her kesimden bölge sakinini etkiledi; köklü değişimlerden biri de yiyecek üretimi, satışı, nakliyesi ve tüketiciye ulaşması sürecinde oldu. Batı'nın ‘süpermarket modeli' tüm bölge ülkelerinde hızla yayılmakla birlikte; küresel gıda sıkıntısının giderek büyümesi ve hızla tırmanan gıda fiyatlarından biyoyakıt üretimini sorumlu tutan güncel bakış açısı; mevcut gıda üretim, tüketim ve dağıtım modelinin ciddi, hatta hayatî yanlışlar taşıdığının bariz göstergeleri.
Düşündüren kriz
Temmuz’da medyaya sızan bir Dünya Bankası araştırmasına göre, küresel gıda fiyatlarının, tahminlerin çok üstünde, yaklaşık %75 artmasının baş nedeni biyoyakıt üretimi. Tarımsal ürün fiyatlarındaki artış karşısında, Dünya Gıda Programı’ndan Josette Sheeran ‘açlık tsunamisi’nin eli kulağında derken; Avrupa Parlamentosu üyeleri de Temmuz ayında hızla, AB genelinde 2020’de ulaşımda kullanılan yakıtların %10’unun biyoyakıt olması hedefini, 2015’te sadece %4 olacak şekilde düşürme kararı aldı.
Hedeflenen üretim düzeyinin düşüşü ve Sheeran’ın çarpıcı benzetmesi, küresel gıda krizinin büyüklüğünün göstergelerinden sadece ikisi. Birleşmiş Milletler’in tahminlerine göre dünyadaki altı milyardan fazla insanın yaklaşık bir milyarı müzmin açlık çekiyor. Üstelik, Burlington’daki Vermont Üniversitesi’nde bitki ve toprak bilimleri profesörü olan Fred Magdoff, bu sayının “vitamin ve besin eksikliği ile, diğer beslenme eksiklikleri çekenleri kapsamadığı,” görüşünde. “Gıda güvencesi olmayan, yetersiz beslenen ya da yaşamsal gıdaları alamayan insanların sayısı muhtemelen üç milyara yaklaşıyor, yani insanlığın neredeyse yarısı.” Magdoff, Monthly Review’da yayımlanan, “Dünya Gıda Krizi: Nedenleri ve Çözümleri” başlıklı makalesinde, gıda fiyatlarının zirve yapmasının temel nedenlerini sıralıyor. İlk neden, ‘petrol fiyatlarındaki artışa doğrudan veya dolaylı olarak bağlı’. Görünüşe göre, petrole bağımlılığı azaltmak için mısırın etanol, soya fasulyesi ve hurma yağının ise dizel yakıtı elde etmek için kullanılması, insanlar için gıda üretiminin düşmesi anlamına geliyor. Bloomberg’in tahminine göre, önümüzdeki 10 yılda ABD’de yetişen mısırın yaklaşık üçte biri etanol üretimi için kullanılacak.
İkinci neden, Latin Amerika ve Asya’da -özellikle de Çin’de- et ürünlerine talebin giderek artması; sığır, domuz ve kümes hayvanlarını beslemede kullanılan mısır, soya fasulyesi ve soya yağı fiyatlarının da yukarı fırlaması. Gerçekten de, The New York Times’a göre dünyada kişi başına düşen et tüketimi 1961’den bu yana iki katına çıkmış.
Magdoff üçüncü önemli bir nedeni daha vurguluyor: Eskiden gıda açısından kendine yetebilen kalabalık ülkeler, yani Çin ve Hindistan artık büyük miktarda gıda ithal ediyor. Bu ülkelerdeki net gıda kaybının bir nedeni, önceleri pirinç yetiştirilen tarım alanlarının başka ekonomik faaliyetler için kullanılması.
Hiper-aktif alışveriş
Dünyadaki birçok ülkeye kıyasla daha zengin ve gıda kıtlığı tehlikesine çok daha uzak olan Orta ve Doğu Avrupalılar, 1990’larda başlayan süpermarket ve hipermarket temelli perakende satış ağının hızla yayılışına tanık oluyor. Bölgede süpermarket furyasındaki ilk dalga Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Slovakya’da gerçekleşti ve 10 yıl içinde bu ülkelerdeki gıda pazarının %40 ilâ 50’sine hakim oldu. İkinci dalga, süpermarket temelli perakende gıda satışının payının 2004’te %25-30’lara ulaştığı ve hızla büyüdüğü Hırvatistan, Bulgaristan, Romanya ve Slovenya’da yaşandı. Gelir düzeyi ve kentleşme koşulları Doğu Avrupa’daki üçüncü dalganın erken yaşanmasına yol açsa da, siyasî reformlar aynı hızda gerçekleşmedi; sonuçta, Rusya’daki süpermarket temelli perakende gıda satışları 2004’te %10 gibi düşük bir düzeyde seyrederken, ülke o günden bu yana Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımı’nın (FDI) birinci odağı haline geldi.
Süpermarket perakendeciliği; komünizm sonrası dönemde ilerleme ve kalkınma kavramları ile yakından özdeşleştirilse de, herkes, geçmişe ait her şeyin dodolar ile aynı kaderi paylaşması gerektiğini düşünmüyor. İngiltere’deki Açık Üniversite’nin coğrafya bölümünde öğretim üyesi olan Joe Smith, Green Horizon’a, tavan yapan petrol fiyatları ve arz güvenliğinin; uzun nakliye şebekelerine bağımlı olan örgün gıda üretimi konusunda önemli soruları gündeme getirdiğini ifade etti. “Orta ve Doğu Avrupa’ya büyük başarıyla ihraç edilen süpermarket modeli, bölgedeki gıda düzeninin ekolojik, ekonomik ve toplumsal sürdürülebilirliğine ciddi zarar verdi.”
Aynı üniversiteden bir başka coğrafyacı Petr Jehlicka da, hem Polonya hem de Çek Cumhuriyeti’nde geleneksel ve yeni gıda üretim uygulamaları konusunda Smith ile birlikte çalışıyor. İki araştırmacı, bu ülkelerdeki geleneksel gıda arzı uygulamalarına rağbet ve potansiyeli dikkate almadıkları için hem hükümetleri hem de STK’ları eleştiriyor.
Smith, “bölge ülkelerinin; gıda sektöründe farklı yaklaşımların, çevresel etkileri ve süpermarket odaklı sistemlerin istikrarsızlığını nasıl önemli ölçüde azaltabileceğini göstererek öncü olabileceğini,” söylüyor. “Bölge, diğer yöresel gıda üretim sistemlerinin yanı sıra ‘kendi ürününü yetiştirme’ ve takas gibi özendirilmesi gereken geleneksel uygulamaları yaşatıyor. [Bunları] özendirmek, bölge ülkelerinin sürdürülebilir gıda konusunda dünyaya öncülük etmesini sağlayabilir.”
İki araştırmacı, Sürdürülemez bir Durum: Çek Cumhuriyet’inde Gıda Uygulamaları ile Hükümet Politikaları Arasındaki Tezatlar başlıklı çalışmalarında, günümüzde ‘sürdürülebilir çevre’ konusundaki literatürün çoğunun sorumlu ve bilinçli tüketime odaklandığını; üretimi düşürme ve kısıtlama gibi fikirlere ya da gönüllü yalınlaştırmaya itibar etmediğini öne sürüyor. Sürdürülebilir tüketim için mevcut neoliberal diskurun belirlemiş olduğu âdil ticaret, organik gıda ve nakliye mesafeleri gibi bir dizi konuda çok sayıda yararlı bilgi mevcut.
Smith ve Jehlicka, ‘kendi kendine üretim’ benzeri uygulamaların tamamlayıcısı olarak gördükleri bu tür pazar seçeneklerine ve uygulamalarına karşı değil. Bununla birlikte, Çek toplumunda hem âdil ticaret hem de organik gıda olgusunun, harcanan para hacmine kıyasla ihmâl edilebilecek düzeyde olduğuna işaret ediyorlar. Örneğin, Çek tüketicilerinin 2006’da âdil ticaret ürünlerine yaptığı harcama sadece 200,000 avrodan biraz fazlayken, 2003’te ülkede satılan gıda ürünlerinin yalnızca %0.06’sı organik idi.
Ev gibisi yok
Sovyet dönemi politikaları hızla terkedilmiş olsa da, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, on yıllarca süren ‘yokluk ekonomisi’nde öğrendikleri bazı değerli dersler sayesinde, ‘Batılı serbest piyasa’ya yol gösterebilecek eşsiz bir donanıma sahip.
Smith ve Jehlicka’nın, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde Gıda, Politika ve Değişim üstüne Öyküler başlıklı bir başka çalışması ise, ‘geçiş dönemi’ nedeniyle ortaya çıkan, Batılı ‘normlar’a doğru istikrarlı ilerleme konusundaki baskın söylemlere karşı gelen ya da onlara alternatif sunan çeşitli tepkilerin bir bölümünü irdeliyor.
Yazarlara göre, “1989’daki siyasî değişimler sonrasında, bölge ülkelerindeki günlük yaşamın birçok boyutunda, hane ölçeğinde tasarruf ve kendi yağıyla kavrulmak çok yaygın uygulamalardı.” Bunların arasında, eski dönemdeki devlet politikaları yüzünden “taze meyve ve sebzenin pahalı olması ya da hiç bulunmaması” nedeniyle baş vurulan kendi kendine üretim ve takas uygulamaları da var. Bir diğer etken de, kamu sektöründe çalışan birçok kişinin, işlerin az olduğu veya hiç olmadığı zamanlarda kendi yiyeceklerini yetiştirmeye; ürettiklerini arkadaşları ve komşularıyla paylaşmaya ya da alım satım yapmaya zaman bulabilmiş olması.
Piyasa ekonomisinde tüketici seçeneklerinin artması, kendi kendine üretim ve takas uygulamalarıyla tezat oluşturmakta; buna ek olarak dikkate alınması gereken diğer piyasa kaynaklı ve kültürel etkenler arasında, daha çok kazanmaya çalışan kentli bireylerin boş zamanlarının giderek azalması, ve karı-kocanın her ikisinin de çalıştığı hanelerin giderek çoğalması da var. Ayrıca, gelişen altyapıya (su, elektrik,) koşut olarak araç sahipliğindeki hızlı artış sonucunda, birçok küçük çiftlik şimdi özel mesken olarak kullanılıyor.
Ancak düşünülenin aksine, “[Çek Cumhuriyeti’nde] banliyöleşme ve süpermarketlerin yaygınlaşması, geleneksel uygulamaları ve kendi kendine üretimi ortadan kaldırmadı” (Gıda Öyküleri). Smith ve Jehlicka’nın 2005 tarihli araştırması, görüşülen Çekler’in %41.5’inin bahçelerinde ya da kiralık bostanlarda kendileri için meyve ve sebze yetiştirdiğini gösteriyor. Bir diğer sürpriz ise, görünüşe göre bunun tasarruf kaygısıyla yapılmaması. Tersine, yüksek yaşam standardına sahip Çekler arasında kendi ürünlerini üretenlerin oranı (%43.6), düşük gelirlilere oranla (%35) daha fazla.
Bu şaşırtıcı bulgular, Smith ve Jehlicka’nın kendi ifadeleriyle, “sürdürülebilirlik hakkındaki resmi diskurun; kültür ve tarihle iç içe geçmiş, toplumun çoğunluğu tarafından benimsenmiş ve büyük ölçüde piyasa dışı uygulamaları nasıl görmezden geldiğini,” gösteriyor. “Üstelik bu geleneksel uygulamalar, idareli ya da az tüketimi savunan sürdürülebilir tüketim kavramıyla büyük ölçüde örtüşüyor.
Koşullar, dünyadaki gıda sıkıntısı ve çevre sorunlarıyla başa çıkabilmek için yeni arayışlara girmemiz gerektiğini gösteriyor. Birçok Orta ve Doğu Avrupa sakini için en iyi çözümler kapılarının tam önünde bekliyor olabilir.
Ekim-Aralık 2008
YEŞİL BAKIŞ
- Antroposen’e Hoşgeldiniz
- Dünya Caddesi İşgali
- Yaşam Dönüşümdür
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





