Pazar, Mayıs 20, 2012
MERCEK | Mercek | Kurumsal sürdürülebilirlik
Share to Facebook Share to Linkedin 

Kurumsal sürdürülebilirlik

Kerem Okumuş

Yeni bir işletme anlayışı

676-YU-4-4-mercek_kurumsalsurdurulabilirlik_sy12
İŞ DÜNYASININ YENİ YÜZÜ: Artık Türkiye'de de enerji, inşaat, otomotiv gibi pek çok sektör, süreçlerini çevreye uyumlu ve sürdürülebilir bir anlayışla uyguluyor ve AB çevre Ödülleri gibi saygın ödüllerin sahibi olabiliyor. (Fotoğraf: Ford Otosan)

Günümüzde birçok şirket temel iş süreçlerine, ürün ve hizmetlerine hiç olmadığı kadar yeşil sürdürülebilir bir bakış açısı getirmeye çalışıyor. Bunun önemli sebeplerinden birisi, özellikle son zamanlarda artan iklim değişikliği tartışmaları ve buna bağlı bazı çevresel sorunların (kuraklık, yaşanan iklimsel aşırılıklar, artan doğal afetler, vb.) gündemde önemli yer tutuyor olması ve şirketlerin sorunların çözümü için kendilerini sorumlu hissetmesi mi? Veya tüketici alışkanlıklarının daha sürdürülebilir ürün ve hizmetlere doğru değişiyor olması ve dolayısıyla piyasanın şirketlerin üstünde pazarlama ve farklılaşmaya yönelik getirdiği bir baskı mı? Yoksa şirketlerin küresel bir eğilim haline gelen bu süreçten geri kalmamak adına kullandıkları basit bir iletişim çalışmasından mı ibaret? Bu sorular elbette çoğaltılabilir.

Ancak, sürdürülebilirliği sadece pazarlama ve iletişim çalışmasının bir parçası olarak, kurumsal itibarın ve marka değerinin yükseltilmesine yönelik kullanan şirketler artık geride kalıyor. Kurumsal sosyal sorumluluğu yalnızca toplumsal projelere kaynak aktarmak olarak gören şirketler gibi. Bu şirketlerdeki ana kaygı alanları ortakların çıkarlarına öncelik vermek, büyüme odaklı çalışmak ve ne olursa olsun kâr maksimizasyonuna dayalı bir işletme stratejisi izlemektir.

Günümüzde, artık, performans göstergesi olan rakamsal bilanço değerleri tek başına şirketlerin performansını ve değerini göstermek için yeterli değil. Önemli olan bu performansın ve başarı göstergelerinin sürdürülebilirliği. Şirketlerde sürdürülebilirliği sağlanmak için ise, tedarik zincirinden başlamak üzere tüm sosyal paydaşlar üstünde bir değer zinciri yaratmayı başarmak gerekiyor. Bu da, ekonomik, çevresel ve sosyal unsurların bütüncül şekilde kurumsal bir yönetişim ilkesi çerçevesinde benimsenerek süreç içinde karşılaşılabilecek muhtemel risk ve maliyetlerin azaltılarak hayata geçirilmesi ile mümkün olabilir. Bu nedenle, şeffaf, sorumlu ve hesap veren kurumsal bir yönetişim anlayışı benimsemiş şirketler sürdürülebilir bir çevre yönetimi uygulamasının yanı sıra sıfır atık hedefi, ‘karbon nötr’ üretim, ürünlerde yaşam döngüsü yaklaşımı gibi çok temel çevresel hedefleri gönüllü uygulamalar çerçevesinde hayata geçirmek için çalışıyor. Bu şirketler aynı zamanda; işçi sağlığı ve iş güvenliğinin tesis edilmesi, sosyal hakların ve fırsat eşitliğinin sağlanması, eğitim olanaklarının sunulması, örgütlenme özgürlüğü gibi sosyal değerleri de sürdürülebilirliğin bir parçası olarak yönetiyor.

Piyasanın sürdürülebilir kalkınma için çalışmasını teşvik eden bu yaklaşım, şirketlerin muhtemel çevresel ve sosyal etkilerini muhasebe sisteminde faaliyete bağlı ana gider kalemlerinden biri olarak görmesini, dolayısıyla bu konuları temel iş süreçlerinin bir parçası olarak tanımlamasını sağlıyor. Bu nedenle, kurumsal sürdürülebilirlik anlayışı, muhtemel risk ve maliyetleri önceden planlayarak şirketleri daha yenilikçi bir anlayışa sahip olmaya teşvik ediyor.

Şirketler, hazırladıkları sürdürülebilirlik ve kurumsal sosyal sorumluluk raporları ile, elde edilen başarıları ve bir sonraki dönem için hedefleri kantitatif olarak, çalışanları ve müşterileriyle birlikte, diğer sosyal paydaşlar olarak tanımlayabileceğimiz tedarikçiler, kamu kurumları, basın ve ilgili sivil toplum kuruluşları ile paylaşıyor. Bu olumlu çalışmalar, müşteri ve çalışanların şirkete olan bağlılıklarını artırdığı gibi, şirketlerin marka değerlerine de önemli katkı sağlıyor. Günümüzde, küresel birçok şirketin marka değerinin kendi varlıklarının çok üstünde olduğunu biliyoruz.

Ancak konunun şirketler için ne kadar hayatî olduğunu, şirketlerin kurumsal sürdürülebilirlik performanslarının aynı zamanda bir yatırım ölçütü olarak kullanıldığını gördüğümüz zaman daha açık bir şekilde anlayabiliyoruz. Bugün, sürdürülebilir şirketlere yatırım yapmak isteyen bireyler, portföy yöneticileri ve çeşitli ‘sorumlu yatırım fonları’ bulunuyor. Bunun en önemli sebebi şeffaf ve sorumlu bir yönetim anlayışı benimseyerek sosyal ve çevresel riskleri planlayan ve yöneten sürdürülebilir şirketlerin hisselerinin uzun dönemde çok istikrarlı artışlar göstermesi.

Geleceğin düşük karbon ekonomisinde rekabet edebilmek için işletmelerin sürdürülebilir iş modelleri geliştirmesi gerekiyor.

Bu nedenle, ‘Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi’ gibi tarafsız ve belirli ölçütler çerçevesinde şirketlerin sürdürülebilirliklerini ölçümleyen ve derecelendiren yapılar, kurumsal sürdürülebilirliğin, özellikle menkul kıymetler piyasasında işlem gören şirketler için ne kadar hayatî bir konu olduğunu gösteriyor.

Günümüzde yaşadığımız finansal kriz ve ekolojik sorunlar, kısa dönem planlamanın ve sürdürülebilir olmayan uygulamaların artık geçerli olmadığını gösteriyor. Özellikle Batı Avrupa’da ve ABD’de sürdürülebilir uygulamaları içselleştirmiş işletmelerin süregelen ekonomik krizden olumsuz yönde etkilenmediğini gösteren birçok örnek mevcut. Türkiye’deki işletmelerin de, sürdürülebilirlik çerçevesinde yeni uygulamaları hayata geçirmesi gerekiyor. Bu nedenle, sürdürülebilir bir kalkınma için işletmelerin sorumlu ve yaratıcı bir şekilde geleceğin düşük karbon ekonomisinde rekabet etmesini sağlayacak sürdürülebilir iş modelleri geliştirmeleri hepimizin dileği.

Bu dileğin gerçekleşmesi için en önemli yapısal destek ise, 2012 sonrası ortaya çıkacak iklim rejimin getireceği yeni küresel ekonomik düzene Türkiye’nin katılımı ve ülkemizin AB’ye tam üyelik yolculuğunun devamının sağlanması olacak gibi gözüküyor.

Kerem Okumuş, REC Türkiye Direktör Yardımcısı

Ekim-Aralık 2008

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama