Avrupa Birliği'nin çevre felsefesi
Gönül ErtürerAvrupa Birliği ile geçiş müzakerelerinde çevre faslının açılmasıyla hızlanan uyum çabalarında belli bir noktada nefes alıp birliğin çevre felsefesinin gelişimine bakmak ve bugünkü çevre politiklarının kısa geçmişini anlamak gerekiyor.
Henüz Avrupa Birliği'nin Avrupa Topluluğu olarak kurulduğu dönemlerde çevre politikasından söz etmek zor. Bu dönemde Bazıları çevreyle ilgili görünse de aslında tamamen pazar kaygılarıyla oluşturulmuş düzenlemeler bulunuyordu.
Toplu Uyanış: Kirleten Öder
İlk olarak 1973 yılında bir çevre eylem programı oluşturuldu... Bu ilk program aslında dünya çapında oluşan ve birbirinden etkilenen bir dizi çevre uyanış etkinliğinin sonucuydu. 1970 yılında ABD'de Çevre Koruma Ajansı (EPA), 1971 yılında Kanada'da Greenpeace kuruldu.
1972 yılında Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı bir Avrupa Kenti Stockholm'de gerçekleşerek hükümetlerin çevre ajansları kurmalarında ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın kurulmasında etkili olmuştu. Avrupa Komisyonu da 1972 Ekim'inde Paris Bildirgesini yayımlayarak çevre politikasını dile getiriyordu. 1973 Çevre Eylem Programı temelde "kirleten öder" ilkesi ve "önlemek onarmaktan iyidir" ilkesine dayanıyordu ve böylece bu politikayı uygulamak üzere çevre bakanlıkları kurulmaya başladı. 1972 yılında Roma Klübü'nün yayımladığı Büyümenin Sınırları özellikle nüfus ve enerji ilişkisi üzerinden çevrenin önemine işaret ediyordu. 1973 yılında küçük çaplı bir Çevre ve Tüketiciyi Koruma Bölümü kurularak topluluğun sanayi politikaları birimine eklendi ve Avrupa Parlamentosu içinde Çevre Komisyonu kuruldu.
Eyvah Kaynaklar Elden Gidiyor!
1973 yılı aslında çevre politikalarında uyanış açısından çok kritik bir yıldı. Çevre olgusunun kirliliğin önlenmesi ve giderilmesi ile sınırlı olmadığı, kaynak kullanım politikalarıyla sıkı ilişkisi kavranıyordu. İşte tam o yıl Arap-İsrail savaşının benzin fiyatlarında yarattığı şok etkisi ve dolaylı olarak ekonomik sorunlar, enerjinin verimli kullanımına yönelik fikir kıvılcımları oluşturdu. Artık Avrupa'da pazar günlerini otomobilsiz geçirmek moda olmuştu.
İkinci Uyanış: Facia kapıyı çalınca...
1974 yılında ise biliminsanları ilk olarak CFC gazlarının ozon tabakasını inceltebileceğini söylediler. 1975 yılında ilk Atık Direktifi hazırlanarak uygulamaya konulmasından hemen bir yıl sonra Seveso'da gerçekleşen kaza, atık direktifinin boşluklarına dikkatleri çekti. Bunu takip eden çevre faciaları ekonomik faaliyetlerin beklenmeyen sonuçlarıydı: Fransa kıyılarına yayılan petrol, vs... 1979'da Dünya İklim Konferansı İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleşti. ABD'deki Ulusal Bilim Akademisi'nin kurduğu iklim değişikliği panelinde "bekle ve gör" politkasının ciddi ölçekli iklim değişikliği sorunları için harekete geçmekte çok geç kalınmasına neden olabileceğini dile getiriyordu. Bundan 40 yıl önce bugünkü durum tahmin edilebiliyordu. Böylece atık direktifini takip eden yüzme sularında kirliliğin önlenmesi direktifi ve kuşlarla ilgili direktif çıkarılarak bunları takip eden çevre düzenlemeleri bugünkü çevre müktesebatının temelini oluşturdu.
Seksenlerin en önemli politika gelişmeleri ise Avrupa Komisyonu içinde Çevre Müdürlüğü'nün oluşturulması, hemen sonra 1990'da Avrupa Çevre Ajansı'nın kurulmasına ilham verecek Avrupa çaplı çevresel veri toplama sisteminin oluşturulması izledi. Politika ve eylemleri etkilemeye devam eden çevre faciaları ise Çernobil nükleer faciası, Antarktika üzerinde ozon tabakasında delik oluştuğunun ilk olarak gözlenmesiydi.
Atalarımız ve torunlarımız
1987 yılında yayımlanan Brundtland raporu olarak anılan ''Ortak Geleceğimiz'' çevre ve kalkınma ikilemlerini sürdürülebilirlik perspektifinde değerlendirmeyi başardı ve sürdürülebilir kalkınma tanımını getirdi: gelecek kuşakların ihtiyacını tehlikeye atmadan bugünkü ihtiyaçların karşılanması. O yıl Avrupada Çevre Yılı olarak kutlandı. Roma Antlaşması'na "çevre koruma" kavramı eklendi.... ve seksenlerin sonunda Berlin duvarı yıkıldı!
"Küresel düşün, yerel hareket et"
Doksanların başında yeni çevre düzenlemeleri eklendi müktesebata. 1992'de Rio'da gerçekleşen Dünya Çevre ve Kalkınma Zirvesi sonrasında Gündem 21 Programı tüm ülkeler tarafından benimsendi. Avrupa Topluluğu ve üye ülkeleri iklim değişikliği sözleşmesini ve biyoçeşitlilik sözleşmesini imzaladı. Gündem 21'in getiriği kavramlardan biri de küresel ölçekte alınan kararların farklı kültürlerde, sosyo-ekonomik yapı ve ekolojik olarak farklı özelliklere sahip yerleşimlerde "sorunların yerinde çözülmesi" idi.
1992'de Avrupa Birliği'ni oluşturan Maastricht Anlaşması sürdürülebilir kalkınma politikasını teşvik etmeye yönelik maddeleriyle birliğin çevre taahhütlerini vurguluyordu. Günümüzdeki çevre politikalarının uygulanmasının temelini oluşturan Beşinci Çevre Eylem Programı ilk olarak çevreyi diğer politika alanlarına entegre eden en kapsamlı eylem planıydı çünkü sadece çevre düzenlemeleriyle sorunların çözülemediğine, ekonomik ve mali tedbirlerin gerekli olduğuna işaret ediyordu.
Doksanların ikinci yarısında ise çevre politikalarıyla öncü olarak bilinen Avusturya, Finlandiya ve İsveç birliğe katılmış; BM Avrupa Ekonomik Komisyonu BM Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Almada Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi "Avrupa için Çevre" sürecinde kabul edilmiş ve çevre koruma faaliyetlerinin sürdürülebilir kalkınmayı sağlama yönünde tüm ekonomik politikalara entegrasyonunu vurgulayan Amsterdam Anlaşması kabul edilmişti.
2002 yılında Johannesburg'da gerçekleşen BM Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zirvesi'ne gitmeden önce Birlik, çevre stratejisini oluşturmuştu: Daha İyi Bir Dünya İçin Sürdürülebilir Avrupa. Bu dönemde çevre politikalarının ve ilgili düzenlemelerin etkilerinin değerlendirildiği düzenleyici reform süreçleri başlatıldı.
Ancak ilk beş eylem programı hedefler programı şeklindeydi. Son 10 yılın politikalarını tanımlayan Altıncı Eylem Programı ise (2002-2012) bir kararname olarak yayımlandı. Program, çevre politikalarının uygulanmasına odaklanmıştır. Program bu doğrultuda, dört öncelikli alanda daha sıkı önlemler alınmasını öngörmektedir; i) iklim değişikliği, ii) doğa ve biyolojik çeşitlilik, iii) çevre ve sağlık ve iv) doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve atık yönetimi. 2007 yılında programa ilişkin değerlendirmesinde Çevre Komiseri Stavros Dimas şöyle der: "AB çevre politikası vatandaşlar için önemli sonuçlar sağlamakla birlikte Avrupa sanayinin pek çok yükselen sektörde dünya lideri olmasını sağlamıştır. Bu ilerlemeye rağmen sera gazları salımı küresel ölçekte artmakta ve biyolojik çeşitliliğin kaybı henüz kontrol altına alınamamakta, kirlilik hala kamu sağlığını etkiliyor ve atık miktarları giderek artıyor. Komisyon bu sorunları çözmek için 6. Çevre Eylem Programı'nı tam olarak uygulamayı taahhüt etmiş bulunmaktadır". Program aynı zamanda AB sürdürülebilir kalkınma politikasının çevre bileşenini oluşturmaktadır. Program, kirleten öder ilkesi, önleyici ilke ve eylemler ve kirliliğin kaynağında bertaraf edilmesi ilkelerine dayanmaktadır.
Kalkınmada sürdürülebilirlik, enerji kaynaklarında etkin kullanım... kapsamlı çevre müktesebatı, bilgi teknolojileri, çevre ajansı, uluslararası çevre sözleşmelerinde öncü rolü ile sürekli kendini değerlendiren, derslerden öğrenerek kendini yenileyen bir birlik... Avrupa Birliği'nin çevre felsefesi.
Gönül Ertürer, REC Türkiye Kıdemli Proje Yöneticisi
Nisan-Haziran 2010
YEŞİL BAKIŞ
- Antroposen’e Hoşgeldiniz
- Dünya Caddesi İşgali
- Yaşam Dönüşümdür
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





