Pazar, Mayıs 20, 2012
MERCEK | Mercek | Külfet değil fırsat
Share to Facebook Share to Linkedin 

Külfet değil fırsat

Kerem Okumuş

AB uyum sürecinde yapılması gereken çevre yatırımları başta ekonomik kalkınma açısından külfet gibi görünse de uzun vadede yarar sağlayacak

alt
Fotoğraf: Turgay Arık

Avrupa Birliği, çevre politikalarını tarife dışı teknik engelleri ortadan kaldırmak ve iç pazarda tam rekabeti sağlamak için 1970’lerde geliştirmiş, daha sonra ozon, iklim değişikliği gibi küresel çevre sorunlarına çözüm üretmek için bir çok girişime ön ayak olmuştur. Bugün, AB üyesi ülkelerin çevre politikalarının %80’i Brüksel’de kararlaştırılır. Üye ülkeler ve tüm toplumsal paydaşlar uyum çalışmalarında yer alır. Müzakerelerin başlamasıyla birlikte bu süreç ülkemizde de aynı hızla yaşanacaktır.

AB, son genişleme öncesi uyum sağlanması için 2000-2006 döneminde PHARE ve ISPA fonlarıyla aday ülkelerin teknik destek ve altyapı yatırımlarına belli finansmanlar sağladı. Yeni üye 10 ülkenin AB çevre müktesebatına tam uyumu, toplam 120 ilâ 140 milyar avro kaynak gerektiriyor. Tam uyum için PHARE ve ISPA fonları yeterli olmadığından, gerekli kaynağın ulusal ve uluslararası piyasalardan sağlanması için bazı ülkelere 2017 yılına kadar geçiş süreleri verildi.

Türkiye’deki son çalışmalar, gerekli yatırımların maliyetinin 70 milyar avro olacağını gösteriyor. Devlet ve yerel yönetimlerin yapması gereken 50 milyar avro yatırıma ek olarak Türk iş dünyasının da 20 milyar avroluk yatırım yapması gerekiyor. Bununla birlikte, AB çevre müktesebatının tam uyumunun, daha az sağlık harcaması, eko-verimlilik, verimli kaynak kullanımı vb. sayesinde Türkiye’ye, maliyetin en az dört katı kaynak sağlayacağı da unutulmamalıdır.

AB ile uyumlu çevre politikaları, hem kıt kaynakların verimli kullanılması, doğa koruma çalışmalarının sürdürülmesi, temiz üretim süreçlerinin desteklenmesi; hem de insanların daha yaşanabilir bir dünyaya kavuşması için çok önemli bir sıçrama taşıdır.

Bugün, AB’de küresel ihtiyaçları da yanıtlamayı amaçlayan politika ve hukukî mevzuat en çok çevre alanında görülmekte. Bu nedenle, Türk ve yabancı şirketlerin, özellikle sürdürülebilir kalkınma eksenli yeni projelerle Türkiye’de bu süreci desteklemesi, toplumsal katılımı sağlayacak ve sivil girişimin kapasitesini artıracak yeni girişimlere ön ayak olması büyük katkı sağlayacaktır.

AB çevre mevzuatı 300 kadar yönerge ve yönetmelikten oluşur. Yakında müzakerelere başlayacak ülkemizde bu mevzuatı n iç hukuka aktarılmasıyla birlikte uygulamaya dönük tüm yatırımların belli bir sürede yapılması gerekiyor. Mayıs 2004'te tam üye olan ülkeler, AB çevre mevzuatının büyük malî kaynak gerektiren yatırımlarını (atık su arıtma tesisleri, düzenli çöp depolama alanları vb.) tamamlamak için, farklı uzunluklarda 'geçiş süreleri' istemiştir. AB çevre mevzuatının uygulanması, Türkiye’nin dinamikleri ve ekonomisini dikkate alan uzun vadeli planlama ile mümkündür. Bu geçiş süreleri için gerekli malî ve yönetsel planlama ile sektörel etki analizlerinin yapılması şarttır.

Genel çevre politikaları kadar, salım oranları, deşarj sınırları, ürün standartları gibi detaylı teknik konuları da kapsayan, 300 kadar yönetmelik ve yönergeden oluşan başta karmaşık gözüken AB çevre mevzuatı dokuz ana alanda gelişmiştir: 1) Yatay Yönergeler; 2) Hava Kalitesi; 3) Atık Yönetimi; 4) Su Kalitesi; 5) Habitat/ Doğa Koruma; 6) Sanayi Kaynaklı Kirlilik ve Risk Yönetimi; 7) Kimyasallar ve GDO’lar; 8) Gürültü Kirliliği; 9) Nükleer Güvenlik ve Radyasyon Önleme.

Üyelik müzakerelerine başlayacak Türkiye'nin AB çevre mevzuatına uyumu üç aşamada gerçekleşecektir:

● Uyumlaştırma: Mevzuat, tümüyle ulusal mevzuata uygun hale getirilecektir. AB mevzuatı çoğunluk yönergelerden oluşur ve ulusal yapıya uyumlaştırılabilir. Türkiye, bir yönergeyi amacına ulaştıracak yöntemleri, hukukî, kurumsal ve yönetsel yapısına göre belirleyebilecektir.

● Uygulama: Uyumlaştırılmış mevzuatı uygulayacak kurumların yeterli kapasite ve altyapıya sahip olması, bütçe ve mevzuata uygun yönetmelik çıkarmaya yetkili olması gerekir.

● Yaptırım: Uygulamanın kontrolü ve mevzuata aykırı uygulamaların cezalandırılmasıdır.

Mevcut durumumuzda AB çevre müktesebatına uyum sağlandığını söyleyemeyiz. Çevre mevzuatının uygulanmasında önemli rolü olan üç kurumsal aktörden Türk iş dünyasını değerlendirmek, diğer iki aktör, yani devlet kurumları ve belediyeler için de aydınlatıcı olacaktır.

Türkiye’deki şirketlerin %99’u KOBİ' dir. KOBİ’lerin değişen süreç ve mevzuata hızlı tepki veren dinamik yapısı ile AB'ye uyumu çok daha kolay olabilir. Ancak, malî yetersizlikler, kredi kısıtları, niteliksiz iş gücü, yetersiz teknoloji, AR-GE eksikliği ve dış pazarlara hitap edememe başlıca sorunlardır.

Uyumun en önemli aşaması olan uygulama aşamasında şirketlerin işlevi büyüktür. Şirketlerin özellikle AB çevre mevzuatına uyum konusuna ciddiyetle eğilmesi gerekir. Gerekli yatırımı yapmayan şirketler sadece AB'ye ihracat yapma imkânını değil, iç pazardaki ticaret imkânını da yitirecek. Mevzuata uygun yatırım yapan bir şirketle, yapmayan bir şirket arasında oluşacak haksız rekabeti önlemek için yetkili kurumlar mevzuatı uygulama konusunda yaptırımları tüm ülkede eşit olarak uygulamak zorunda.

Yatırımlar için ulusal kaynaklar yetersiz olduğundan AB'nin katılım öncesi yardımlarını ve uluslararası finans kurumlarının doğrudan orta ve uzun vadeli kredilerini daha çok kullanmak gerekecektir. Ancak, AB malî yardımları genelde devlet kurumlarına ve yerel yönetimlere verilir.

Çevre yatırımları, AB uyum sürecinde ek bir külfet değildir. Sürdürülebilir kalkınmanın parçası olan bu yatırımlar, uzun dönemde verimlilik artışı, optimal kaynak kullanımı, atık miktarı ve arıtma maliyetlerinin düşmesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği sahalarındaki maliyetleri düşürmek için bir fırsattır. Türk işletmeleri uygulamaya konacak AB mevzuatının yükümlülüklerini önceden öğrenmelidir. Denetim ve yaptırım aşamasında sadece ulusal kurumlar değil, Avrupa Komisyonu da yetkilidir.

Şirketler, AB'de gelişen yeni politikaları da dikkatle izlemelidir. Örneğin AB, kamu ihalelerinde çevre dostu ürün ve hizmet alımını zorunlu kılan yeni bir çevre politikası geliştirmektedir (Green Procurement). Kamu alımları AB’nin GSYİH’sının %16’sıdır, bu da tüm sektörleri doğrudan etkileyecek bir süreç demektir. Daha büyük altyapı yatırımları belediyelerce yapılmadığı takdirde özel sektörün yatırımları yetersiz kalacaktır. Özellikle su temini, kanalizasyon sistemleri ve arıtma tesislerinin yapımı, düzenli depolama alanlarının inşası AB mevzuatının uygulanmasının koşullardan biridir.

Bizi çok çetin bir süreç beklese de, önce toplumsal bilinç ve yerel katılımı artırarak, geniş ölçekte de gerekli tüm yatırımları yaparak süreci lehimize çevirmek elimizdedir.

Kerem Okumuş, REC Türkiye Özel Sektör Programı Yöneticisi

Ekim-Aralık 2005

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama