Pazar, Mayıs 20, 2012
MERCEK | Mercek | Kendine yeten kent
Share to Facebook Share to Linkedin 

Kendine yeten kent

Nafiz Güder

Kent sakinlerine lezzetli, taze ve ucuz yiyecek sunan kent tarımı, sürdürülebilir kentleşme açısından da önemli bir işleve sahip

Belli bir yaşın üstünde olan ve çocukluğu kentlerde geçmiş olanlar, o zamanlar yakın çevrelerindeki bostan ve bahçeleri, hatta mandıraları anımsar. Dolap beygirleri kuyunun etrafında dönerken, o gün yenecek sebze ve zerzavatı elimizle toplamanın keyifli bir ayrıcalık olduğunu bostanlar betona dönüşünce idrak ettik ancak.

İstanbul’da fetihden çok önceye uzanan bir geleneği sürdüren büyük bostanların yanı sıra, Arnavutköy, Rumeli Feneri, Kuzguncuk, Büyükada gibi birçok semtte hâlâ var olan bostan ve bahçeler; binalar, köprüler, yollar gibi kentin 'cansız' unsurları arasında canlılığı, hem doğal hem de beşerî çeşitliliği, kısacası yaşamı simgeleyen birer vaha gibi.

Kent tarımı, üretimini yüzyıllarca yakın çevresinde yapmış insan topluluklarının kent ortamında da insanca beslenmesi için bir umut. Örgün tarım sonucu lezzetsizleşen, yüzlerce kilometre taşınırken tazeliğini yitiren, nakliye ve dağıtım maliyeti sonucu fiyatı yükselen ürünlere karşılık yanı başımızda yetiştirilen ürünler daha lezzetli, daha taze ve daha ucuz, üstelik üretim süreci de çevre dostu.

Yerel ölçekte ekonomik kalkınmaya, yoksullukla mücadeleye, gıda güvencesine, kentsel atıkların tekrar kullanımına, kentlerin yeşillenmesine, biyoçeşitliliğe katkıda bulunan kent tarımı, kentin ayrılmaz bir parçası, sürdürülebilir kentsel kalkınmanın gereğidir.

Gelişmekte olan ülkelerin nüfusu, 20 yıl içinde 4.9 milyardan 6.8 milyara çıkacak, bunun %90'ı da kentlerde yaşayacaktır. Habitat II, kentsel yoksulluğu azaltmak için uygun tekniklerle çiftçilik ve bahçeciliğin desteklenmesini vurgulamaktadır. Kent tarımı, Gündem 21'de yer alan yoksulluk, su, sağlık, çevre yönetimi gibi pek çok konu ile de ilişkilidir.

Kent tarımının, kentlere doğru göçün ve buna bağlı toplumsal sorunların yaşandığı çağımızda, yukarıdaki işlevlerinin yanı sıra yaşamsal bir işlevi daha var. Özellikle çabuk bozulan sebze, mantar, yumurta gibi ürünler açısından kırsal tarımı tamamlayan kent tarımı, kentte yaşayan yoksullar için hem gıdaya erişim güvencesi hem de bir üretim ve kazanç biçimidir.

Ulaşılabilir Yaşam Derneği'nin (UYD) 2005 Şubat ayında kurduğu 'Kent Tarımı Eğitim ve Uygulama Merkezi', kent tarımının bütün işlevlerini yaşama geçirmeyi amaçlayan bir öncü proje. Avrupa Birliği'nin (AB) parasal desteği ile Türkiye İş Kurumu'nun (İŞKUR) Aktif İstihdam Tedbirleri Programı kapsamında İstanbul Gürpınar'daki projeyi, 14 dönüm arazi tahsis eden Gürpınar Belediyesi de destekliyor. Arazinin sürülmesi, gübre, tohum, sulama giderleri de eğitim projesi kapsamında AB fonu tarafından karşılanıyor.

alt
Fotoğraf: Nafiz Güder

UYD'den Cem Korkmaz koordinatörlüğünde, ziraat mühendisi Haydar Balcı ve lider çiftçi Yaşar Gülşen tarafından yürütülen, ilk yılı eğitime odaklanan proje, küçük ölçekli geleneksel üretim yapmak isteyenler, özellikle de kadınlar için tasarlanmış. Konya, Bartın, Ankara, Malatya, Adapazarı, Samsun, Kastamonu gibi illerden göçüp Gürpınar'a yerleşmiş olan ailelere mensup 22 kadın projenin ilk kursiyerleri.

Kimisi memleketlerinde tarım yapmış, kimisi kendi deyişleriyle 'apartman çocuğu' olan kadınlar, on ayda 120 saat ders aldı. Deneme üretimi Ağustos 2005'te başladı. Kursiyerler, yetiştirilen domates, biber, mısır, maydonoz, kıvırcık ve daha pek çok ürünü paylaşıyor. Ev bütçelerine sağlanan katkıyı ve taze sebze yemenin verdiği memnuniyeti, "pazardan alıp yiyemiyorduk; bu sene yeşilliğe, domatese, bibere doyduk Allah razı olsun," ifadesiyle anlatıyorlar.

Korkmaz, arazinin kursiyerler tarafından ortak kullanıldığını söylüyor. Eğitimin hedefi, üreticilerin kendi ihtiyaçlarını karşılaması, ancak ihtiyaç fazlası üretim çeşitli kanallarla pazarlanmaya başlamış bile. Korkmaz, satış şansını artırmak için pazara her mevsim ürün sevketmek gerektiğini, ürün deseninin dikkatle seçildiğini vurguluyor.

Önemli noktalardan biri, bu üretim şeklinin kendi ayakları üstünde durabilmesi. Hazine veya belediyeye ait boş arsaların kent tarımına sunulması, buraların çöp ve moloz sahaları na dönüşmesini de engeller. Gürpınar Belediyesi dışında, İstanbul'daki başka belediyelerin de uygulamayla ilgilenmesi sevindirici. Su ve benzeri hizmetler konusunda sağlanacak kolaylıklar başarıyı artıracaktır. Uluslararası finans kurumlarının ve UYD gibi STK'ların işbirliği ile de kaynak ve eğitim ihtiyacı karşılanabilir. Katılımcıların düzenli üretici olması ve ürünleri pazarlayacak altyapıya kavuşması için de, ülkemizde yeni olan mikro-kredi uygulamaları bir çözüm sunabilir.

Kent tarımı uygun koşullarda, marjinal bir uğraş olmaktan çıkıp sektör haline gelebilir. Üstelik besleyen, yoksulluğu azaltan, kentlerin son boş alanlarını 'kentleşme' kurbanı olmaktan kurtaran, gözü okşayan, çevreyle barışık, kentlilere insanca yaşam sunabilecek bir sektör. Atalarımız yüzyıllar boyunca bu yaşam biçiminin mümkün olduğunu kanıtladığına göre biz neden başaramayalım?

www.kenttarimi.org

Ekim-Aralık 2005

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama