Türkiye'nin en tarafsız çevre platformu
AB destekli ilk büyük projesini tamamlayan Bölgesel Çevre Merkezi (REC) Türkiye Direktörü Dr. Sibel Sezer Eralp, REC Türkiye Ofisi'nin iki yıl içinde çevre alanında ortaya koyduğu farkı Yeşil Ufuklar'a anlattı
Yeşil Ufuklar’ın ilk sayısındaki söyleşimizden bu yana, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde iki önemli gelişme oldu: 17 Aralık adaylığın kabulu ve 3 Ekim müzakerelerin başlaması. Bu iki dönüm noktası, Türkiye’de doğa koruma ve çevre yönetimine nasıl yansıdı?
Bu soruyu yanıtlamadan önce, REC Türkiye yeni kurulduğunda Yeşil Ufuklar’ın ilk sayısına yapmış olduğum söyleşiden sonra, tekrar bir söyleşi yapıyor olmaktan çok mutlu olduğumu söylemeliyim. Bu benim için çok anlamlı, çünkü Avrupa Komisyonu’ndan almış olduğumuz 2.3 milyon avro tutarındaki ilk büyük projeyi başarıyla tamamladık. Henüz yeni biten bu proje kapsamında REC Türkiye yapmayı taahhüt ettiği faaliyetleri fazlasıyla gerçekleştirdi. Elbette ki AB’ye üyelik sürecinin çevre sektörünü ciddi olarak etkilemesi beklendiği için, biz de REC Türkiye olarak AB Çevre Müktebesatı’ na uyum sürecine ve Türkiye’nin yükümlülükleri konularına ciddi olarak yöneldik ve bunu sürdüreceğiz.
Sorunuza gelince, aslında en kritik tarih bundan altı yıl önceki Helsinki Zirvesi idi. Türkiye’nin AB üyeliği için resmi olarak adaylık statüsü alması, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir süreci başlattı. Bu süreç, doğa koruma ve çevre yönetimi alanlarında çok önemli uyum çalışmalarının başlamasına da vesile oldu. Tabii, 1999 yılından itibaren her yıl çıkan Düzenli Raporlar’ı ve Katılım Ortaklığı Belgeleri’ni incelediğimizde çevre alanındaki uyum çalışmalarında önemli aşamalar kaydedildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Gerek AB’nin katılım öncesi sağladığı finansman, gerek diğer finans mekanizmaları uyum sürecinde çok önemli çalışmaların başlamasını sağladı. Bu arada, 3 Ekim 2005’te fiili müzakerelerin başlamasından önce yapılan tarama çalışmalarının sonuçları, mevcut durumu ortaya koyması açısından oldukça değerli gözükmektedir. 3 Ekim tarihi ile sağlanan momentum, siyasî olarak herhangi bir kazaya uğramadığı takdirde Türkiye’nin çevresine çok büyük katkılar getireceği gibi, AB çevre müktesebatına uyum konusunda da çok önemli kazanımlar sağlayacaktır.
REC’in önemli misyonlarından biri de, çalıştığı ülkenin, çevre konusunda AB ile uyumunu kolaylaştırmak. İki yıl önceki söyleşimizde, “REC Türkiye, bölgesel ve uluslararası ölçekte Türkiye’nin üzerine düşenleri yapabilmesi için kolaylaştırıcı işlevi üstlenecektir,” demiştiniz. REC Türkiye’nin bu iki önemli tarih üstünde doğrudan bir etkisi oldu mu?
REC Türkiye bugün ülkemizdeki en tarafsız çevre platformudur. Bu platformda devlet kuruluşları, yerel yönetimler, STK’lar ve iş dünyası karşılıklı fikir alışverişinde bulunabilmekte ve sorunların çözümüne yönelik ortak paydada buluşma imkânı yakalamaktadır. REC’in yaratmış olduğu bu platform, gerek bölgesel gerek ulusal ölçekte AB ile önümüzdeki süreç içinde müzakere edeceğimiz birçok mevzuatı tartışmayı başarmış ve paydaşların pozisyonlarını ortaya koymada çok etkin bir rol üstlenmiştir.
Unutmayalım ki asıl müzakereler Brüksel’den çok, ülke içinde tüm çevresel paydaşların katılımı ile yapılacak çalışmalarla gerçekleşecektir. İşte bu noktada REC, tüm taraşarı bir araya getirerek ortak çalışma alanları yaratmakta; böylece hem yönetişim anlayışının yerleşmesini sağlamakta hem de Orta ve Doğu Avrupa’nın yeni üye ülkelerindeki deneyimini Türkiye’ye aktarma fırsatı bulmaktadır. Kısacası, REC’in 3 Ekim sonrası süreçte çevre alanında AB’ye uyum konusunda çok önemli doğrudan etkileri bulunmaktadır.
Bunlardan bahsetmeden önce şunu vurgulamakta fayda var: ülke genelinde, etkin, başarılı ve sürdürülebilir çevre projeleri uygulandıkça, AB’de özendiğimiz daha yüksek yaşam kalitesine ulaşma şansımız artacaktır. Kısacası, AB ile uyumu kolaylaştırmak dendiğinde sadece AB müzakereleri, mevzuatın uyumlaştırılması ve büyük altyapı yatırımları gibi çözümü uzun süreli ve yüksek maliyetli makro işler değil, aynı zamanda yerel yönetimlerin, STK’ların ve bireylerin bu süreci sahiplenmesini kolaylaştıracak işlerden bahsediyoruz. Çok etkin reformlar yapabiliriz, mevzuat ile uyumlaştırmada çok hızlı ilerleyebiliriz, ancak hepimiz bu işin uygulamasında aktif olarak çalışmazsak pratikte sonuca ulaşamayız.
Bu doğrultuda REC Türkiye, son 2.5 yıl boyunca Türkiye’de, merkezî kamu kurumlarından yerel yönetimlere, yerel STK’lardan ulusal STK’lara ve sanayiden iş dünyasına kadar çok geniş bir yelpaze oluşturan çevresel paydaşlarla ortaklıklar geliştirmiştir. Tabii, burada Çevre ve Orman Bakanlığı ile geliştirilen yakın ve yapı cı işbirliğinin önemini vurgulamakta fayda var.
Bugüne kadar yapmış olduğumuz eğitimler, STK’lara ve yerel yönetimlere dağıttığımız hibeler ve bütün çevresel paydaşların kullanımına ve yararına sunduğumuz yayınlarımız, bültenlerimiz ve sürekli güncel olan web sitemiz ilk başta koyduğumuz hedefe ulaştığımızın birer göstergesidir.
AB’ye uyum konusunda yapmış olduğumuz yerel yönetimler için atık yönetimi, Türkiye’de AB fonları ve çevre, çevresel bilgiye erişim ve çevresel altyapı projelerinin finansmanı konulu eğitimler kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları gibi farklı farklı çevre paydaşlarına yönelik AB çevre müktesebatına uyum için hazırlık süreci olarak algılanabilir.
“REC Türkiye ülkemizdeki en tarafsız çevre platformudur. Devlet kuruluşları, yerel yönetimler, STK’lar ve iş dünyası bu platformda buluşarak sorunların çözümünde işbirliği yapıyor.”
Hibelerle, hem ulusal hem de yerel bazda faaliyet gösteren STK’lara çevre projeleri uygulamak için karşılıksız finansal destek sağlayarak, Türkiye’de çevre konularının kamuoyuna taşınmasını, bireyler olarak hepimizin çevremize sahip çıkmasını ve demokratik bir ülke olarak karar verme süreçlerine katılımın kolaylaşmasını sağladığımızı düşünüyoruz.
İklim Değişikliği Çalışma Programı kapsamında yürüttüğümüz çalışmalarla, ülkemizdeki ilgili kamu kurumlarını ve STK’ları uluslararası süreçler hakkında bilgilendirdiğimize ve ülkemizde iklim değişikliği politikalarının geliştirilmesine katkıda bulunduğumuza inanıyoruz.
Tüm bu başarılarımızın yanında REC’in Türkiye’de kurulmasından itibaren yaşadığımız zorluklardan da bahsetmemizde fayda var.
Her şeyden önce REC’in tanıtımıyla ilgili sancılı bir dönem geçirdik. REC’in uluslararası bir kuruluş olduğunu her fırsatta dile getirmemiz, bir STK veya şirket olmadığını ve herhangi bir kamu kuruluşuna bağlı olmadığını vurgulamamız gerekti. Yine eğitim ve seminerlere katılanların ve paydaşların akıllarında, REC’in amacını, misyonunu ve çalışma alanlarını, Türkiye’de nasıl bir görev üstlendiğini oluşturmak biraz zaman aldı. Ancak bugün gelinen noktada REC Türkiye olarak iki yıl önce hedeflediğimiz noktadan ileriye geçtiğimize inanıyoruz.
REC Türkiye nasıl bir boşluk dolduruyor? Eğer REC Türkiye kurulmamış olsaydı, çevre konusunda –özellikle AB ile uyum boyutunda bugün hangi işler ‘yapılmamış’ olurdu?
REC Türkiye’nin kuruluşu yaklaşık üç yıllık bir ön çalışma sonucunda gerçekleş. Bu çalışma, REC’in Türkiye’de faaliyette bulunacağı alanları belirlediği gibi hangi ihtiyaca cevap vermesi gerektiğini de ortaya koydu. Bu ihtiyaç, AB uyum sürecinin desteklenmesi olarak tanımlanmıştır.
REC kurulmamış olsaydı, devlet kuruluşları, yerel yönetimler, STK’lar ve iş dünyası için sağlanan kapasite geliştirme programları ve kurumlar arası çevresel bilgi paylaşımı bugün gerçekleşmemiş olurdu. REC, bugün Türkiye’de çevre alanında en önemli destek merkezidir. Bu merkez, iki yıl içinde benzeri olmayan yaklaşık 60 eğitim, konferans ve seminer düzenlemiştir. Bu etkinlikler, özel olarak birçok AB çevre mevzuatını kapsadığı gibi yatay konular olan çevresel finansman, çevresel bilgiye erişim, stratejik çevresel etki değerlendirmesi gibi konuların ilk kez Türkiye’de konuşulmasını ve tartışılmasını sağlamıştır.
Diğer yandan, iklim değişikliği, sürdürülebilir tüketim ve üretim gibi bazı tematik alanlarda Türkiye’de gerek kurumsal gerek toplumsal bilinçlendirme çalışmalarını yürütmekteyiz. Ayrıca, AB Çevre Ödülleri Ulusal Sekretaryası ve BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (BMİDÇS) 6. maddesi olan 'Eğitim, Öğretim ve Kamuoyu Bilinçlendirme' Ulusal Odak Noktası olarak uluslararası platformlarda Türkiye'yi temsil etmekteyiz.
REC’in en önemli değerlerinden biri de 15 yıllık deneyimi; REC’in bu deneyimi Türkiye’ye ne ölçüde aktarıldı? Yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?
REC’in Türkiye’deki kuruluş amacına baktığımızda AB’ye yeni üye olmuş ülkelerdeki müzakere ve uyum süreci deneyimlerinin aktarılması en önemli önceliklerden biri olarak tanımlanmıştır. Bu çerçevede, yaptığımız tüm çalışmalar ve düzenlediğimiz tüm etkinlikler bu deneyimi ülkemize aktarma girişimleri olarak ortaya çıkmaktadır. Düzenlediğimiz her eğitim, konferans ya da seminerde, yeni üye olmuş ülkelerin deneyimlerini tüm katılımcılar ile paylaştığımız gibi çeşitli başlıklarda yapılan uyum çalışmaları ve başarı hikâyesi örneklerini tüm çevresel paydaşlara aktarıyoruz. Diğer yandan, AB’ye uyum sürecinde yeni üye ülkelerde yürütülmüş pek çok çalışma, Türkiye’nin ihtiyaç ve öncelikleri göz önüne alınarak yeniden değerlendirilmiş ve uyarlanmıştır.
Özellikle, Yerel Çevre Eylem Planları gibi daha önce AB’ne uyum sürecinde yerel yönetimlerde başarılı olmuş çalışmaları Türkiye’de de uygulamayı başarmıştır. Ayrıca, Türkiye’de ilk kez çevre gazeteciliği eğitimi başlatmış olan REC Türkiye, bütün REC ülkelerine İngilizce olarak sunulan Green Horizon isimli çevre dergisini kendi ülkesine uyarlayan ilk ve halen tek REC ofisidir. Tüm bu çalışmalar, 15 yıllık REC deneyiminin sağlam temelleri üzerine inşa edilmiş, ancak kültürel değerler ve farklı gereksinimler de göz önünde bulundurularak güçlendirilmiştir.
“REC’in Türkiye’de Kurulması” Projesinin önemli çıktıları
Projenin Kapasite Geliştirme Programı kapsamında 13’ü kamu kurumu, 8’i yerel yönetim, 18’i STK, 6’sı iş dünyası kuruluşları ve 2’si medya kuruluşu olmak üzere farklı sektörlerden kuruluşlara toplam 41 eğitim verildi. Bu eğitimlere toplam 1,373 kişi katıldı.
Online ve basılı yayınlardan sorumlu olan Çevresel Bilgi Programı kapsamında genellikle tüm çevre paydaşlarına hitap etmekle birlikte 4’ü kamu kurumlarına, 3’ü yerel yönetimlere, 10’u STK’lara ve 1’i de iş dünyasına yönelik toplam 18 yayın hazırlandı. Bu yayınların yanı sıra düzenli olarak yayımlanan Yeşil Ufuklar dergisinden 7, Türkiye’nin ilk iklim değişikliği bülteni olan Cemre’den 3 ve yine çevre paydaşları için önemli bir boşluğu dolduran online REC Türkiye E-haber bülteninden toplam 59 sayı hazırlandı. Bu yayınların izleyici kitlesi 1,000’in üzerinde bir sayıya ulaştı ve her geçen gün artmakta.
REC Türkiye Hibe Programları çerçevesinde ise 31’i STK’lara ve 5’i yerel yönetimlere olmak üzere 22 ilde toplam 36 projeye destek verildi.
Temmuz-Eylül 2006
YEŞİL BAKIŞ
- Antroposen’e Hoşgeldiniz
- Dünya Caddesi İşgali
- Yaşam Dönüşümdür
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji
REC Avrupa Haberleri
- Prof. Hasan Sarıkaya REC Yönetim Kurulu’nda
- REC 20 yaşında
- Romanya’daki yeni hükümet altın madeni planlarını destekliyor
- Art arda dördüncü çeyrekte iklim yükselişte
- Bakanlar Tuna Nehri’nin çevre korumasına yönelik kapsamlı eylemler üzerinde anlaştı.





