Değişim bizim elimizde
Nafiz GüderPlan B 3.0 kitabının dünyada tanıtımı kapsamında Haziran’da Türkiye’ye de gelen Dünya Politika Enstitüsü’nün başkanı ve dünyaca tanınan çevre analisti Lester Brown, Yeşil Ufuklar’ın; ‘uygarlığı kurtarma’nın nasıl mümkün olacağı konusundaki sorularını yanıtladı.
Mesajınızı neden ‘gezegeni kurtarmak' yerine ‘uygarlığı kurtarmak' şeklinde değiştirdiniz? Bunun somut sonuçları neler oldu?
Biz çevreciler son otuz yıldır ‘gezegeni kurtarmak'tan söz ediyoruz, [ama] gezegen daha uzun bir süre varlığını sürdürecek. Demek istediğim, gezegen ‘başka bir yerde' [bizden bağımsız olarak] varlığını sürdürüyor. Mesele artık bu değil.Mesele şu: biz daha ne kadar burada olacağız? 2020 yılına kadar karbon salımlarını %80 azaltmamız gerekiyor. Bu bir savaş seferberliğini andırıyor adeta, ama aynı zamanda gerçekten de bir savaş zamanı halindeyiz. Uygarlığa yönelmiş bir tehditle karşı karşıyayız.
Uygarlığı kurtarmaktan söz ettiğimizde ise, bu kurtuluşun hepimizin yararına olacağı ortada. Bunda hepimizin çıkarı var. Bu düşünce, birkaç ay önce üniversitelerle ilgili bir telefon konuşması sırasında aklıma geldi. ‘Sürdürülebilir kalkınmayı' vurgulamaları gerektiğinden söz ediyorlardı; birden, sürdürülebilir kalkınmanın alternatifinin sürdürülemeyen kalkınma, bir diğer deyişle gerileme ve çöküş olduğunu ayrımsadım. Oysa sürdürülebilir kalkınma çok da çekici bir terim değil. Çok fazla şey ifade edemiyor.
Üstümüzdeki baskı giderek çoğalıyor ve başarısızlığa uğrayan devletlerin sayısı artıyor. Bu gidişatı tersine çevirmemiz gerekli. Bu da çok büyük bir çaba gerektiriyor, ancak uygarlığı kurtarmak, oturduğumuz yerden seyredeceğimiz bir spor karşılaşması değil. Bunda hepimizin çıkarı var. Yani ‘uygarlığı kurtarmak' insanlara bir şey ifade ediyor. Bence insanlarda işin içinde yer almaları gerektiği hissini uyandırıyor. İşte bu yüzden, uygarlığı kurtarma stratejisinin, sorunu tanımlamak için doğru yol olduğunu düşünüyorum.
Plan B 3.0 adlı kitabınızda uygarlığı kurtarmak için neler öneriyorsunuz?
Plan B 3.0'te yaptığımız şeylerden biri, bugün tek bir süper güçten kaynaklanan alışıldık anlamda askerî bir tehdidin var olmadığını sergilemek. Buna rağmen, sanki soğuk savaş dönemindeymişiz gibi hâlâ silah sistemleri kuruyoruz. Oysa bugün güvenliğimizi tehdit eden şeyler küresel iklim değişimi, nüfus artışı, yoksulluk, toprak erozyonu, gitgide yaygınlaşan su kıtlığı vd. ‘Güvenlik' anlayışını yeniden tanımlamaya gerçekten ihtiyacımız var. Tehlikeler tamamen gerçek ve yanı başımızda.
Kitapta geleceğimizi tehdit eden genel gidişata karşılık bir plan taslağı öneriyoruz. Bu planın dört unsuru var: karbon salımlarının 2020 yılına dek %80 azaltılması; dünya nüfusunun 8 milyarı aşmayacak şekilde sabitlenmesi; tarihte ilk kez yoksulluğun tamamen yok edilmesi -ki gerçekten istersek yoksulluğu yok edecek kaynaklara sahibiz. Nüfusun istikrara kavuşturulması ile yoksulluğun ortadan kaldırılmasını birlikte ele alıyoruz, çünkü ikisi birbirini tetikliyor. Dördüncü unsur da ekonominin doğal destek sistemlerini; yani ormanları, otlakları, toprakları, yer altı su rezervuarlarını ve su ürünleri havzalarını eski haline getirmek. Bunların tümü bozulmakta; hatta kimi yerlerde tamamen çökmüş durumda.
Nüfusu istikrara kavuşturmak, yoksulluğu sona erdirmek ve doğal destek sistemlerini eski haline getirmenin yıllık maliyeti 190 milyar Amerikan doları. Artık "bu çok maliyetli," dememiz de mümkün değil. "Çok maliyetli," dediğimiz takdirde, söz gelimi dünya enerji ekonomisinin yeniden yapılandırılması söz konusuysa kendimize; "bunu yapmazsak bize kaça mal olur," diye de sormamız gerekir. Ödenecek bedel, başlı başına uygarlığın geleceği; buna nasıl bir fiyat biçebilirim, bilemiyorum? İşte bugün geldiğimiz nokta bu.
Çevresel destek sistemlerinin sürekli bozulması ve çöküşü sonucunda şimdiye dek hiçbir uygarlık ayakta kalamadı. Biz de kalamayız. Şu an çevre açısından sürdürülebilir olmayan bir ekonomi yolundayız ve sorun gerekli yön değişikliklerini zamanında yapıp yapamayacağımızla ilgili. Bizim yaptığımız, A Planı yerine B Planı'nı koymak. Bir ‘B Planı' ya da ona çok benzer bir şey benimsemezsek, uygarlığımızın ayakta kalması neredeyse imkânsız.
Plan B 3.0'ı hayata geçirmek için ne tür kurumsal değişiklikler gerekiyor?
Bugün bulunduğumuz yerden 2020'nin yeni enerji ekonomisine, vergi sistemini yeniden yapılandırarak ulaşabiliriz. Piyasa birçok şeyi iyi yapıyor, ancak yapmadığı şeylerden biri, fosil yakıtların kullanımından doğan dolaylı maliyetleri hesaba dahil etmemesi. Örneğin benzin aldığımızda, petrolün çıkarılmasının, rafineriye götürülmesinin ve benzin istasyonuna taşınmasının maliyetini ödüyoruz. Ama iklim değişiminin, asit yağmurlarının yarattığı hasarın, solunum hastalıklarının ve bu hastalıkların tedavi maliyetlerini ödemiyoruz.
Stern Raporu'na göre iklim değişimi, piyasanın topyekün bir başarısızlığıdır. Sosyalizm, piyasanın, ekonomik gerçeği söylemesini engellediği için çöktü. Kapitalizm ise, piyasanın ekolojik gerçeği söylemesini engellediği takdirde çökebilir.
Yapmamız gereken, piyasanın gerçeği söylemesini sağlamak ve bütün maliyetleri hesaba katmaktır. Bunu yapmanın yolu; iklim değişimi, hava kirliliği, asit yağmurunun verdiği zararların maliyetlerini tahmin etmek ve bu maliyetleri, vergi sistemini yeniden yapılandırarak benzin ve kömürle üretilen elektriğin fiyatına dahil etmekten geçiyor. Vergi gelirinin miktarını artırmamıza gerek yok; bu düzenleme, iş olanakları yaratmayı ve karbondan daha fazla vergi almamızı kolaylaştıracak, böylece fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına ve verimliliğe yatırıma geçiş de hızlanacaktır.
Çok uluslu şirketler, piyasanın verdiği sinyallere göre hareket eder. Kararlarını alırken fiyatları hesaba katarlar. Ekonomi alanındaki karar alıcılar olarak onlar, tüketiciler olarak da bizler için sorun, piyasanın fiyatlar konusunda yanıltıcı bilgiler vermesidir. İşte bu yüzden, piyasanın doğruyu söylemesi için vergi sisteminin yeniden yapılandırılması gerektiği üstünde bu kadar ısrarla duruyorum. İklim değişimin maliyetlerini fosil yakıtların fiyatına dahil etmeye başlarsak çok uluslu şirketler de davranışlarını değiştirir. Eğer piyasanın doğru fiyat sinyalleri vermesini sağlarsak, davranışlarda köklü değişiklikler meydana geldiğini görebiliriz.
Karbondan vergi almak önemli, ancak bu kaynağın doğru amaçla, yani sera gazlarının azaltılması için kullanılması da önemli. Mevcut siyasî düzenlerde bunun sağlanabileceğini düşünüyor musunuz?
Burada iki nokta var: ilki, kaynak sağlamak için vergi koymak, ikincisi elde edilen vergi gelirini nasıl kullanacağımız? Bana göre ABD'de, demokratik bir başkan göreve gelinceye dek bu sağlanamayacak; umuyorum çok yakında bu başkana kavuşacağız. Kongre son iki yıldır, petrol sübvansiyonlarini azaltıp, bunu yenilenebilir enerjiye kaydırmaya çalışıyor. Dolayısıyla mâli bilançoda bir değişiklik olmuyor, ama Cumhuriyetçiler, petrol sübvansiyonunun azaltılmasına karşı çıktı.
Temel soru, ülke kaynaklarını nasıl kullanacağımızdır. Vergi sisteminin yeniden yapılandırılmasının öteki cephesi, sübvansiyonların yeniden yapılandırılmasıdır; sübvansiyonların yeniden yapılandırılması da, vergilerinki gibi, tamı tamına aynı amaca hizmet etmelidir. Bu da ekonomiyi sürdürülebilir bir yöne çevirmek içindir. Dolayısıyla, petrol ya da kömür sübvansiyonlarını azaltır, rüzgâr enerjisi sübvansiyonlarını artırırsınız.
"Gezegeni siz ve ben değiştireceğiz," diyorsunuz. Paradigma değişiminde öncülüğü kimler yapacak? Yoksul halklar, zengin ülkeler, entelektüeller, iş adamları ya da devlet adamları mı?
Bunu söylemek zor. Yani, bazı durumlarda, Amerika'daki kömürle işleyen yeni elektrik santrallere karşı çıkan ve gün geçtikçe büyüyen siyasî hareketi, bir anlamda bireyler ortaya koyuyor, tanımlaması zor. Bu insanların bir bölümü çevreci, ama birçoğu da kirlilikten endişe duyan topluluklar. Bugün sadece alışıldık tanımıyla çevreciler değil, birçok insan iklim değişiminden endişe duyuyor. Bu yüzden değişimin bir çok yerden yeşerebileceğini düşünüyorum ve bence önderlik hiç umulmadık yerlerden ve hiç umulmadık şekillerde gelebilir. Örneğin ABD'nin, kömür santrallerine muhalefet konusunda öncülük ediyor olması gerçekten çok heyecan verici bir gelişme. Bu, uluslararası toplantılarda yaşanan, ‘hangi ülke ne yapacak' pazarlıklarından çok farklı bir durum. Bu tür toplantılar neredeyse bir yanılsama, çünkü hiçbir ülke temsilcisi ‘çok fazla ödün verdi' izlenimi vermek istemiyor; bu da kazanımları sınırlıyor. Başarıya ulaşacaksak bu, ülkelerin gerçek anlamda tek tek öne çıkmaya başlaması ve kendi başlarına bir şeyler yapmasıyla gerçekleşecek. Bunun gerçekleşmekte olduğuna dair belirtiler var.
Enerji bakanları dünyanın en önemli işini yapıyor, çünkü ne kadar iklim değişimi yaşayacağımızı onlar belirleyecek. Bundan daha önemli bir sorumluluk düşünemiyorum. Bu, geleceği biçimlendirecek, ama gerçekleşmesi bize bağlı.
Çok kısa bir süre öncesine kadar, yiyecek kıtlıkları, tarım bakanlarının halledilebileceği bir sorundu. Bugünkü gerçek şu ki, tarım bakanları tek başlarına gıda güvenliğini sağlayamaz. Dünyadaki enerji bakanlıklarında alınan kararlar, uzun vadedeki gıda güvenliği üstünde, tarım bakanlıklarında alınan kararlar ve yapılan uygulamalardan çok daha etkili olabilir. Sağlık ve aile planlamadan sorumlu bakanlıkların başarı ya da başarısızlığı, gelecekteki gıda güvenliği üstünde, dünya çiftçilerinin yapabileceklerinden çok daha etkili olabilir. Bugün, geçmişte bildiğimiz dünyadan çok farklı bir dünya var karşımızda. Bu da çok büyük bir seferberlik gerektiriyor, yalnızca çiftçiler değil, yalnızca tarım bakanları değil, en genel anlamıyla insanlığın tamamınına ihtiyacımız var.
Birçok sebepten dolayı, sanayi ülkelerinin iklim değişiminde çok büyük bir payı olduğunu düşünüyorum. Bunlardan biri, bugün atmosferdeki CO2'nin büyük bölümünün son iki yüz yıldır sanayileşmiş ülkelerin salımlarından kaynaklanması. İkincisi, sanayileşmiş ülkelerin alternatif üretme konusunda kalkınmakta olan ülkelerden daha fazla kaynağa, daha fazla bilime ve mühendislik bilgisine sahip olması. Sanayileşmiş ülkelerin, büyük oranda fosil yakıtlara dayanmayan alternatif bir ekonomik model yaratma sorumluluğu taşıdığı kanısındayım.
Sırası gelmişken, günümüzde medya da son derece büyük bir sorumluluk taşıyor. Çünkü toplum içinde, toplumsal farkındalığı artırma ve etkili politikaları destekleme yönünde sorunların yeterince kısa sürede kavranmasını sağlayacak medyadan başka bir kurum yok.
Önemli insanlar, yaptıklarımızla --ve yapmadıklarımızla-- dünyanın kaderini belirleyen altı milyar insan. Siz, ben ve dünyanın dört bir yanındaki birkaç milyar insan bu sürece dahil olmak zorundayız; çünkü gelecekten bir beklentimiz var. Çoğumuzun çocukları, birçoğumuzun torunları var, bugün karar verdiğimiz onların dünyası ve onların geleceği.
Bugün Plan B 3.0'ı gerektiği gibi hayata geçirmeye başlarsak 2040 yılında insan yaşamı nasıl olacak?
Sanayileşme başladığından beri ilk kez, büyük oranda kirlilikten arınmış büyük şehirlerde yaşıyor olacağız. Yaşadığımız şehirler sessiz olacak çünkü şarjlı hibrid otomobiller fazla gürültü yapmıyor. Bugün içinde yaşadığımızdan çok daha güzel bir dünya olacak ve işin heyecan verici tarafı da işte bu.
Türkiye'ye özgü bir gözleminiz var mı?
Bir sürü ülke, modası geçmiş, verimsiz elektrik ampullerini artık kullanmıyor. Bu, Türkiye için bir hedef olabilir. Bir tarih belirleyip, harekete geçin. Kömürle çalışan yeni santrallerin yasaklanması da bir diğer konu. Bunlar gibi pek çok konu var; dünya standardlarında bir geri dönüşüm sistemi örneğin. Ancak bütün bunlar bize bağlı, bunu başarmak zorundayız.
Temmuz-Eylül 2008
YEŞİL BAKIŞ
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji
- Artık kokuların da yönetmeliği olacak
- Enerji verimlilik kanununda soru işaretleri
- Yerel yönetimlerde AB çevreciliği
MERCEK
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
- Avrupa Birliği'nin çevre felsefesi
KAPAK KONUSU
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü
- HES'ler, ekosistem ve Karadeniz
- Türkiye’nin biyoçeşitliliği: mevcut durum ve koruma gereksinimleri
- Müzakere sınavının gerçek başlangıcı çevre başlığı




