Protokol maratonu
Yunus Arıkanİklim değişikliği ile mücadele maratonuna katılan Türkiye yeni bir süreçle karşı karşıya
Türkiye, 24 Mayıs 2004’te Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (İDÇS) katı larak, en önemli uluslararası çevre savaşımlarından birinde eyleme geçme yönünde en somut adımını attı. Taraf ülke olmanın getirdiği, başta iklim değişikliği politikaları ve önlemlerin yol haritası olarak sunulan Ulusal Bildirimler ile, yıllık Seragazı Salımları Envanterleri gibi yükümlülükler bu süreçte daha da netleşecek.
Türkiye, İDÇS ile, hem ikili ve çoklu anlaşmalarla hem de Sözleşme’nin mali mekanizmaları ile, başta yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği olmak üzere, sanayi, ulaştırma, tarım, ormancılık ve atık sektörlerinde de iklim dostu ortak yatırımlar yapma olanağına kavuştu. Daha da önemlisi Türkiye, 2012 sonrası da dahil olmak üzere, kısa, orta ve uzun vadeli uygulama ve kararlarda kendi çıkarlarını kollayacak şekilde söz hakkı elde etti.
Diğer ülkelerin yaklaşık 15 yılda geldiği noktaya, kısa sürede ulaşma yönündeki baskılar önümüzdeki en büyük engellerdendir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler İDÇS konusunda araştırma, uygulama, politika belirleme, kurumsallaşma ve insan kaynakları alanlarında büyük ilerlemeler kaydetti. Böyle bakılırsa çetin bir döneme girdiğimiz düşünülebilir. Ancak, bu süreci yaşamış ülkelerin tecrübelerinin akıllıca analiz edilmesiyle, açığın hızla ve sanılandan daha verimli bir şekilde kapatılması mümkün. İklim değişikliği alanında sürecin kilometre taşları Tablo.1’de özetlenmektedir.

Türkiye ve Kyoto Protokolü
Süreci izleyenler, ABD’ye rağmen Kyoto Protokolü’nün uygulanmasına yoğunlaşırken, bizim konumumuz önem kazanmakta. Türkiye, ABD ve Avustralya ile aynı kefeye konsa da, gerçekte Beyaz Rusya ile benzerlik taşımaktadır. ABD ve Avustralya, Protokol’ün bütün süreçlerine başından beri katılıp metni imzalamakla birlikte, politik gerekçelerle Protokol’ü onaylamadı.
Türkiye ve Beyaz Rusya ise, Protokol’ün kabul edildiği 1997’de henüz İDÇS’ye taraf olmadığı için, Ek-I’de yer almalarına rağmen, Protokol kapsamındaki yükümlülüklerin tanımlandığı Ek-B’de yer almıyor. Yani bu iki ülke Kyoto Protokolü’nü esasen kabul etmekle beraber, konumlarını görüşmeler sonunda belirleyeceğini söylüyor. Bu nedenle, Türkiye ve Beyaz Rusya, Kyoto Protokolü’ne kökten itiraz eden ABD ve Avustralya’dan farklı bir konumdadır.

Türkiye ve Avrupa Birliği
AB uyum süreci, iklim değişikliği alanında geliştireceğimiz politikalar için önemli bir olgudur. Avrupa Komisyonu ve tüm üye ülkeler Kyoto Protokolü'ne taraftır. Çevre müzakerelerinin tamamlanması için AB çevre mevzuatının uyumlaştırılması yanında, AB'nin taraf olduğu uluslararası anlaşma ve protokollere de taraf olunması gerekir. Bu nedenle, Türkiye'nin AB üyelik sürecinde Kyoto Protokolü’ne taraf olması beklenmektedir.
Müzakerelerin başarıyla yürütülebilmesi için, AB’nin geliştirdiği politika ve stratejilerin dikkatle analiz edilmesi önemlidir.
Bu çerçevedeki temel birkaç nokta:
• ‘21. yy sonunda küresel ortalama sıcaklık farkını 2 °C’nin altında tutma’ zorunluluğu, AB’nin, hem birlik hem de üye ülkeler düzeyindeki politikasının temelidir.
• İklim değişikliğiyle mücadele stratejileri, sürdürülebilir kalkınma doğrultusunda, bilimsel ve teknolojik gelişmelerle desteklenip, başta enerji, sanayi, tarım ve ulaştırma olmak üzere tüm sektörlere entegre edilerek geliştirilmiştir.
• AB Balonu denilen seragazları salımlarını azaltma yükümlülüğünün paylaşılması, fayda-maliyet analizlerini içeren bilimsel modeller kullanılarak belirlenmiş, ülkelerin gelişmişlik farkları ışığında İspanya, Portekiz, İrlanda ve Yunanistan’a özel haklar tanınmıştır.
• 10 ülkenin katıldığı genişleme sürecinde, akılcı müzakere yürüten Polonya ve Macaristan önemli olanaklar yakalamış, GKRY ve Malta, farklılıklarına rağmen Kyoto Protokolü esneklik düzeneklerine AB bünyesinde katılmıştır.
• 2012 sonrasını kapsayan 2. yükümlülük dönemi müzakereleri 1 Ocak 2005’de başladı. Kyoto Protokolü müzakerelerinde bu da göz önüne alınmalı dır.
İnsanlığın maratonu
İDÇS, tüm canlılarla paylaştığımız dünyada yaşamın sürdürülmesi yolunda insanlığın önemli maratonlarından biridir. Kyoto Protokolü, bu maratonun ilk yüz metresini tanımlamakta. Türkiye çıkış noktasında sendelemiş olsa da doğru strateji ve yüksek kondisyonla, diğerlerinin düştüğü çukurlara düşmeden bu yarıştaki yerini alabilir. Çünkü bu maratonda hiç kimsenin diskalifiye olma lüksü yok!
Yunus Arıkan, Çevre Yüksek Mühendis, REC Türkiye İklim Değişikliği Danışmanı
YEŞİL BAKIŞ
- Antroposen’e Hoşgeldiniz
- Dünya Caddesi İşgali
- Yaşam Dönüşümdür
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





