Sándor Fülöp: “Sosyal ilişkileri seviyorum”
Nathan JohnsonMacaristan Parlamentosu’nun “Gelecek Kuşaklar Komisyonu’nun” ilk başkanı ile yapılan söyleşi.
Ombudsman Yasası’nı 2007 yılında çıkaran Macaristan, geleneksel ombudsman müessesesi ile sağlam bir çevre gündemini bir araya getirerek, yönetimde gerçekten benzersiz bir konum oluşturdu. Elli üç yaşındaki Sándor Fülöp, yeni oluşturulan bu komisyonun ilk başkanı sıfatıyla, altı yıllık görev döneminin üçüncü yılına girmek üzere. Sekretersiz çalışmayı tercih eden Fülöp, kendisine kolaylıkla ulaşılabilen, cana yakın ve geçmişte yapılanlar, mevcut zorluklar ve geleceğe dair projeler hakkında konuşmaktan mutluluk duyan bir insan. Green Horizon’ın editörü Nathan Johnson, Komisyon Başkanı Fülöp ile, 14 Nisan 2010’da Budapeşte’deki ofisinde görüştü.
Bu göreve gelmenizi sağlayan profesyonel geçmişinizden söz eder misiniz?
Büyük ölçüde aldığım eğitim ve kamu yararına çevre avukatlığı deneyimim etkili oldu. Ombudsman Yasası çerçevesinde bu görev için tanımlanan ölçütler gerçekten çok sınırlıydı. Örneğin, en az on yıllık meslekî deneyim gerektiriyordu ve tahminimce Macaristan’da bu şartları sağlayan en fazla altı ya da yedi kişi vardır. Bunun bir sebebi de, ‘çevre hukuku’nun Macaristan’da henüz çok yeni bir meslek olması. Bana göre bu eninde sonunda gerçekleşecek; çünkü ülkenin önde gelen hukuk fakültelerinden en az iki, üç tanesi çevre eğitimine dair bazı unsurları müfredatlarına dâhil etmekte.
Ombudsmanlık Ofisi’nin birinci yıllık raporundan öne çıkan bazı bölümleri okuma fırsatım oldu. Resmi olarak birinci yıldönümü ne zamandı?
26 Mayıs 2008’de seçildim. Dolayısıyla, geçtiğimiz Mayıs’ta ilk yılımızı doldurduk; “doldurduk” diyorum ama başlangıçta tam anlamıyla tek başınaydım ve bugün sayısı 36 olan ekibi kurmak ve bir içyapı oluşturmak altı ay sürdü. Bu sürece, Maliye Bakanlığı’na bütçe teklifi hazırlanması gibi işler de dâhildi. Yani, her şeye sıfırdan başladık. Dolayısıyla, birinci ‘yıllık’ raporumuz, aslında ilk bir buçuk yıllık faaliyetlerimizi kapsıyor.
Kurumunuzun üstlendiği işlev ve hizmetleri anlatır mısınız?
Ofisimizin üç işlevi bulunuyor. İlk ikisi, geleneksel ombudsmanın üstlendiği işlevler ve bu 1808’de İsveç’te oluşturulan bir geleneğe dayanıyor. Geçtiğimiz yıl Stockholm’de bu geleneğin 200. yıl kutlaması yapıldı.
Her şeyden önce, bu bir şikâyet mercii. Düşük maliyetli yasal çözümler sunuyoruz; bu nedenle de, insanlar kimi zaman mahkemeye gitmek yerine bizi tercih ediyor. Doğal olarak, yürütme organı niteliğinde yetkilerimiz bulunmuyor. Bundan ziyade, anayasal konularda, parlamentoya bağlı bir danışma organıyız. Ancak bu ilk işlevi özel kılan unsur şu: bir karar, kanun hükmüne göre doğru olarak yorumlanabilse bile, biz söz konusu kanunun anayasal ‘ruhunu’ sorgulayabilir ve örneğin, gelecek nesillerin sağlıklı bir çevreye sahip olma hakkını ihlâl ettiğini söyleyebiliriz.
İkinci işlevimiz ise parlamenter savunuculuk. Yasa tasarıları hakkında görüş bildiriyor, çevreyle ilgili plan, politika ve programlar hazırlıyoruz. Birçok idarî süreç, bir şekilde çevreyle ilintili; ve su yönetimi, tarım arazisi kullanımı, inşaat, hava trafiği ya da madenciliği kapsasın ya da kapsamasın, bizler bu ilişkileri kapsamlı bir biçimde irdelemeye çalışıyoruz, ya çeşitli boşlukları dolduruyor ya da katı bir biçimde tanımlanmış sınırları genişletiyoruz. Birinci yıllık raporumuzda, bu bağlamda başarılı bazı sonuçlar elde ettiğimiz görülebilir. Ancak, bazı parlamento komisyonlarının bize ilk taslaklarını bile göndermediği ya da müzakere için bizi davet etmediği durumlar da yaşadık. Başlangıçta böyle davranmaları normal karşılanabilirdi, fakat şu ya da bu sebepten, bu süreci uygulamaktan vazgeçtiler.
Bu noktada, bizim gerekli durumlarda sürece müdahil olmak ve fark yaratmak ile, sürekli her şeye karışan bir kurum durumuna düşmemek için mesafeli olmak arasındaki dengeyi çok iyi kurmamız gerektiğini belirtmeliyim. Aksi takdirde, bazı kesimlerin diyalog kurma isteğini soğutabiliriz. Bu bağlamda çevre, en hassas ve karmaşık konu. Ancak insanların yapıcı eleştiriyi sadece caydırıcı olarak algılamayıp, buna alışabileceğini umuyoruz. Biz de mükemmel değiliz elbette.
Macaristan’ın hem Ombudsman Yasası’nı onaylanması hem de Parlamento Komisyonu başkan adayının onay alması için üçte iki çoğunluk gerekiyordu; sanırız bu noktaya gelmek kolay olmadı?
Doğru, kolay olmadı. Boldizsár Nagy, Başkan [László] Sólyom’un bu makam için aday gösterdiği ilk kişiydi, ancak bu adaylık kabul edilmedi. Ben aday gösterilen ikinci kişiydim ve bu da kabul edilmedi. Daha sonra üçüncü bir kişinin, Ágnes Mészáros’un adaylığı da kabul edilmedi. Sonunda Başkan Sólyom şöyle dedi: “Pekâlâ, daha önceki adaylığında en yüksek oyu almış olan kişiyi aday göstermeye devam edeceğim.” O kişi bendim ve bir sonraki adaylığım kabul edildi. Macaristan genel seçimlerinin, olağan dört yıllık döngüsünden farklı olarak, altı yıllık bir dönem için hizmet edecek olmam bana belli bir bağımsızlık sağlıyor açıkçası.
Macaristan’ın önde gelen rakip partileri birçok konuda hemfikir görünmüyor. Buna rağmen, çevre ve uzun vadeli düşünmenin söz konusu olduğu durumlarda daha geniş çaplı bir siyasî oydaşma var mı?
Burada birkaç noktaya değinebilirim. Macarlar karamsar olmaya epey eğilimlidir; dolayısıyla seçimler, siyasî bir fırsattan ziyade çoğunluk tarafından yeni bir siyasî trajedi olarak görülür. Hâl böyle olunca, kurumumuz da, ta en başından beri, rakip partileri en azından asgarî bir çevre standardı oluşturma, iklim, biyolojik çeşitlilik, içme suyu, tarım arazileri gibi değerleri korumak ve yeşil alanların kentleşmeye kurban edilmesini önlemek gibi konularda pazarlık ya da yozlaşma yarışı yapmama hususunda teşvik etti.
Bizi şaşırtan diğer bir nokta ise, Parlamento Çevre Komisyonu ile birlikte çalışırken, hemen hemen her konuda kendilerinden oybirliği ile destek almış olmamızdır; bu, muhalefet üyelerinin karşı çıkışının ya çok az olması, ya da hiç olmaması anlamına geliyor. En az yarım düzine önemli vakada, temel çevre meselelerinde hemfikir olduk. Hatta Parlamento Çevre Komisyonu ile yapılan zorunlu istişare işleminin, mesela gen bankaları ve gıda konularındaki kanun tasarılarının değiştirilmesini sağladığı durumlar bile oldu.
Bu yeni kuruma öncülük ederken yaşadığınız başlıca deneyimler ve olumsuzluklar neler?
En çok gurur duyduğum şeylerden biri, az önce bahsettiğim gibi, Çevre Komitesi’nin bizi çok hızlı bir biçimde benimsemesi oldu. İkimiz ile bir başka parlamenter birim olan Parlamento Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu arasında çok çabuk bir mutabakat oluşturuldu. Ayrıca, “büyük [fosil] enerji” ve nükleer lobileri gibi güçlü gruplara karşı birlikte hareket etme olanakları arayan meslek kuruluşları ve çevre örgütleri de, çeşitli konularda düzenli olarak bize geliyor. Son 18 ayda, yaklaşık 150 konferansa katılmak üzere davet aldık; bu davetler gözlemci sıfatıyla yapılmadı! Farklı sesler arasında gitgide genişleyen bir ağın bir parçası olmamıza gerçekten olanak tanındı.
Vakalar tek tek ele alındığında, Szerencs Enerji Santrali teklifi konusundaki beyanatımızla özellikle gurur duyuyorum. [Macaristan’ın ünlü Tokaj şarap imalatı bölgesi yakınlarındaki bu 50 MW’lık biyokütle tesisi, tamamlandığı takdirde ülkedeki en büyük enerji santrali olacaktı, ancak proje yöre halkının ve çevre gruplarının büyük direnişiyle karşılaştı.] Kurumumuzun hazırladığı görüş, çetin ve titiz bir çalışmanın sonucuydu; istediğimiz dönüşümü hemen sağlayamamış olsak da, geniş çaplı birçok etkisi oldu. Dosya hâlen sıra dışı bir yasal çözüm için Yargıtay’da.
Bazı belediye yetkililerinin hiç gözünü kırpmadan yatırımcılara ve mülk girişimcilerine tahsis ettiği ve bu kişilerin de özgün mimariyi koruma kaygısı gözetmeden binaları yıktığı veya yeniden inşa ettiği, Budapeşte’nin eski Musevi Mahallesi’ndeki tarihi binaların bir bölümünün korunmasını başardığımız için de memnunum.
Her iki vakada da, 40 ilâ 50 sayfalık analizler hazırladık ve hem Szerencs-Tokaj bölgesine, hem de Musevi Mahallesi’ne Dünya Mirası tampon bölgesi statüsü kazandırdık; sonuçta Macaristan Dünya Mirası Yasası’nın hazırlanma sürecinde çıkmaza giren tartışmanın yeniden gündeme gelmesine yardımcı olduk. Her zaman, bir müzakere sürecinin arabuluculuk aşamalarına dâhil olmayı umuyoruz; çünkü bir tasarı mevzuat haline geldiğinde yol açacağı değişimleri etkilemek çok daha zor. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) ya da Stratejik Çevre Değerlendirmesi (SÇD) süreçlerine katılmak ya da bu süreçlere girdi sağlamak çok önemli; çünkü bazen bunları hazırlayan kişiler, birbirinden farklı unsurların --yeni bir tesisin açılmasıyla bir bölgedeki trafik yükünün artması veya sınır aşan bir etki doğurması--aslında ne kadar bağlantılı olduğunu- her zaman anlamayabiliyor.
Öyleyse, biriminizin elde edilen sonuçlar kadar sürece de odaklandığını söyleyebilir miyiz?
Tamı tamına öyle. Güvenilir bilgi temin etmek ve sağlam gerekçeler oluşturmak gibi işleri iyi ve sürekli olarak yapabilirsek, kısa vadede ağın büyük ölçüde kabul görmüş bir unsuru haline gelebiliriz ve böylece uzun vadeli güvenilirliği sağlayabiliriz.
Budapeşte’deki hava kirliliği gerçek bir sağlık sorunu haline geldi. Buna rağmen belediye, “kirliliği önleyici” trafik kısıtlamalarını uygulama konusunda isteksiz. Bu konuda ne yapılabilir?
Elimizdeki imkânlarla yapabileceğimiz en iyi şey, en doğru bilgileri ve halk sağlığı verilerini geniş kitlelerce erişilebilir hale getirmek. Bu tür verileri önümüzdeki yıl açıklamayı planlıyoruz ancak insanların büyük bölümünün bu sorundan zaten haberdar olduğunu düşünmek çok garip. Burada, Nádor Caddesi’nde [Pest’in şehir merkezinde, Parlamento’nun çok yakınında] aşağıda yoğun bir trafik akarken, oldukça sağlıksız bir ortamda oturuyoruz. Buna rağmen, şehirde ya da bu bölgede, hâlâ toplu taşıma araçlarını kullanmanın itibarı düşürdüğüne inanan kesimler, – mesela 25 ilâ 50 yaş arası erkekler var. Bu aşılması güç bir sorun.
İşbirliği yaptığınız çeşitli uluslararası kuruluşlar arasında, Balaton Grubu olarak bilinen bir oluşum da var. Biraz gizemli bir ismi olan bu kuruluş nedir?
Bu harika bir konu. Dünyanın önde gelen çevre bilimcilerinin ve sistem düşünürlerinin bir araya geldiği bu birlik, ilk toplantısını burada, 1972 yılında gerçekleştirilmiş. İki ya da üç kez başka yerlerde de bir araya gelmişler ancak düzenli buluşma yerleri Macaristan. Ve bu öyle sıkı saklanan bir sırdı ki, ben bile buradaki toplantıyı kısa süre önce öğrendim.
Balaton Grubu’nun toplantılarında daima bir ana konu oluyor. Sabah oturumu, en üst düzeyde kişilerin yaptığı üç ya da dört konuşmadan oluşuyor. Öğleden sonraları ve akşamları ise, sohbet havasında fikir alış verişi yapıyorlar. Bu sefer temel konu ‘sistem’di: çevre eğitiminde sistem, çevre planlamada sistem gibi.
İster bilimsel, ister sivil toplum, ister siyasete ilişkin olsun, bir ağın parçası olmanın gerçekten güzel yanlarından biri de bu. Hem biz, hem de sosyal ağın diğer mensupları, tüm dünyada korunan alanların sürdürülebilirliğini sağlayacak mekanizmaları geliştirmek için yasal gereçlere, erişme olanağına sahibiz. Sosyal ağ oluşturmayı sevmemin nedenlerinden birisi de işte bu.
Nisan-Hazitan 2010
YEŞİL BAKIŞ
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji
- Artık kokuların da yönetmeliği olacak
- Enerji verimlilik kanununda soru işaretleri
- Yerel yönetimlerde AB çevreciliği
MERCEK
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
- Avrupa Birliği'nin çevre felsefesi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü




