HES’lere karşı hukukun gücü
Av. Yakup OkumuşoğluKaradeniz'de hidro elektrik santrallerine (HES) karşı verilen mücadelenin başlamasından bu yana 12 yıl geçti. Bu süre zarfında, yöre sakinleri, sivil toplum örgütleri ve gönüllülerin desteğiyle yürüttükleri etkinliklerle seslerini yükseltirken; avukatlar da Karadenizliler'in haklarını açtıkları davalarla aradı. Bugün tüm Türkiye'de 1,780 adet HES yapılması planlanıyor. Tek tek açılan davaların çoğu kazanılıyor ancak gerçek çözüm sürdürülebilirlik ve doğa korumayı benimseyen düzenleme ve uygulamalardan geçiyor.
Fırtına vadisi: HES davalarının başlangıcı
Fırtına Vadisi davası ile HES davaları da başlamış oldu. Bu dava, 1998 yılında açıldı ve 2004 yılında Danıştay kararı ile son buldu. Bu arada 2001 yılında, (daha sonra Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'na dönüşecek olan) Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu'nun kuruluşuna ilişkin 4628 sayılı yasa yürürlüğe girdi ve enerji alanı özel sektöre açıldı. Özel sektör, bulduğu su kaynakları için DSİ ile su kullanım hakkı anlaşmaları yaparak, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'ndan (EPDK) lisans alarak ve nihayet faaliyeti Çevresel Etki Değerlendirmesi'ne (ÇED) tâbi ise ÇED olumlu; ya da 'ÇED gerekli değildir' kararları ile vadilere girmeye başladı. 4628 sayılı yasa döneminde HES mücadelesi 2005 yılında ise İkizdere'de Rüzgârlı HES projeleri ile başlayıp, İkizdere Cevizlik, Hemşin Dilek,Fındıklı Paşalar, Senoz Uzundere, Şavşat Meydancık Cüneyt ve UNESCO tarafından Dünya Biyosfer Rezerv alanı ilân edilen Macahel ile devam etti. Halen, Karadeniz bölgesindeki planlanan HES sayısı Rize için 66, Artvin için 120 adet civarında; Trabzon için ise 128 adet olduğu söylenen sayılara ulaştı.
Tüm Türkiye'de 1,780 adet nehir tipi HES planlandığını biliyoruz. Hemen her dere üstünde ortalama 10 adet HES planı var. Örneğin 72 km uzunluğundaki İkizdere'de 22, Trabzon Solaklı'da 36 adet peş peşe HES yapılıyor.
Davalardaki itiraz nedenleri maddeler halinde sıralanabilir:
1- Regülatör yapılarından sular çevrilip, vadi yamaçları boyunca taşınarak, akarsuyun en az %90'ı yatağından alınıyor ve türbine sevkedilmek üzere borulara, tünellere veya kanallara yönlendiriliyor. Söz konusu davalar açılmadan önce, doğal akışında bırakılması planlanan can suyu oranı, yıllık ortalama debinin %1 ilâ 3'ü kadardı. Açılan davalar ve bilirkişi raporlarından sonra DSİ, Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği'nde, bu miktarı son 10 yıllık ortalama debinin minimum %10'u olarak belirledi. Ama dünyada bu konudaki bilimsel çalışmalarda dere yatağına bırakılacak can suyunun, (doğal su akışına benzer bir rejim oluşturmak için) suyun az olduğu mevsimlerde %30, çok olduğu mevsimlerde %40 miktarında olması durumunda ekosistemin sağlıklı bir şekilde işlevlerini sürdürebileceği belirtiliyor.
2- Her bir HES projesinde, sadece o proje ile sınırlı bir Çevresel Etki Değerlendirmesi yürütüldüğünden ve fakat pratikte dava konusu edilen HES'in aşağısında ve yukarısında başka HES projeleri olduğundan, çevresel etkileri proje bazında değerlendirme yaklaşımı eksiktir; bütün havza bazında çevresel etkilerin değerlendirilmesi gerektiğinden ve fakat bu değerlendirme sadece somut proje bazında yapıldığından, ÇED yönetmeliği sisteminin eksik olduğu gerçeği itiraz nedenlerinden bir diğerini oluşturuyor. Stratejik ÇED yönetmeliğinin neden çıkartılmadığı sorgulanıyor. Ayrıca Çevre ve Orman Bakanlığı'nın kuruluş ve teşkilat kanununun 9/k maddesinde yer aldığı gibi, havza bazında yönetim planlarının yapılması gerekiyor. İtirazlarda, stratejik ÇED yönetmeliği ve havza bazlı planlar yapılmadan, her bir vadide 10–20 adet HES planlanmasının akılcı olmadığı, çevresel değerlerin mevcut sistem içinde korunamayacağı, bir bütün olarak havza planlaması yapıldıktan sonra hangi vadiye ne yapılıp ne yapılamayacağının ortaya konması gerektiği, ancak bu şekilde etkili bir çevresel değerlendirmenin mümkün olduğunu söylüyoruz.
3- Söz konusu derelerde canlı yaşamının sorunsuz devamı için gerekli önlemlerin alınmadığı, balık geçitlerinin projelerde düşünülmediği, var olanların ise işlevsiz olduğu, çünkü zaten can suyu olarak bırakılacak Yıllık ortalama debinin %10 oranının bilimsel raporlarda söylendiği üzere ekolojik sistemin ve doğal yaşamın devam etmesi için yeterli olmayacağını söylüyoruz.
4- Diğer yandan, can suyu olarak dere yatağına bırakılan suyun debisinin az olması nedeni ile, dere yatağında kalan su ortam sıcaklığından daha çabuk etkilenerek ısınıyor, pH (asitlik veya bazlık) derecesi değişiyor, suyun kalitesi ve doğal kimyası bozuluyor, bu yönleri ile de canlı yaşamın devamı için uygun koşulları yitiriyor. Diğer yanıdan, dere yatağına kurulan regülatör yapıları nedeni ile doğal besin akarsuyun mansap kısmına taşınamıyor,
5- Su Regülatör yapıları ile yataktan alındıktan 8–10 km sonra, türbinden geçirilip yeniden dere yatağına bırakılıyor, diğer bir HES projesi suyu tekrar yatağından alıyor ve bu şekilde bir planlama neticesinde vadi kaynağından denize kadar HES'lerle doluyor. Bir derenin bütün vadi boyunca doğal yatağından akmaması nedeni ile karasal ekosistem de değişime uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
6- Dik yamaçlarda yapılan inşaat çalışmaları nedeniyle, yüz binlerce metreküp hafriyatın şevlerden dökülmesi, akması, ciddi heyelanlara ve toprak kaymasına sebep oluyor.
7- Elektrik iletim hatları söz konusu HES projelerinin ayrılmaz birer parçası olmakla birlikte, iletim hatları, HES projesinden ayrı olarak başka ÇED süreçlerine tabi kılınıyor. İtirazlarda, çevresel etkilerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak projelerin bu şekilde parçalara ayrılarak çevresel etkileri az gösterilmektedir.
8- Hafriyatların depolanacağı alanlar dar vadilerde bulunmadığı için hafriyatlar dere yataklarına dökülüyor ya da şevlerden bırakılıyor. Hafriyatlar, yapılan çalışmalar ve iletim hatlarından dolayı hemen her proje için en az 20–30,000, toplamda ise milyonlarca ağacın kesilmesi söz konusu. , İtiraz dilekçelerinde, alan büyüklüğü hesabı ile orman yoğunluğu tespit edilip, ne kadar ağacın kesileceği sayılarla ortaya konuluyor.
10- Projenin inşaat aşamasında önerilen teknolojiler uygun değil. Genellikle patlatma yöntemleri ile çalışmalar yürütülmekte olup, ciddi çevresel etkilere neden olunmaktadır. Diğer yanı ile pek çok HES'in su iletimi kanallar ya da borularla yapılması esasına dayalı olarak planlanmakta yer yüzünde ciddi derinlikte yarmalar yapılmasına neden olunmaktadır.
11- Ayrıca itirazların temelinde, Türkiye'deki HES projelerinin AB'deki yaklaşım ile kıyaslandığında yenilenebilir enerji kavramı içine girmiyor oluşu da bulunuyor. AB'de yenilenebilir enerji kavramının eşiği iki ülkede 10 MW, diğer ülkelerde ise bu tür HES projeleri için 5 MW; Türkiye'de ise bu eşik 50 MW.
İtirazların temelinde bu argümanlar bulunuyor. Bunun dışında, spesifik olarak proje bazında değerlendirmeler ve eleştiriler ile birlikte oldukça kapsamlı dava dilekçeleri ile mahkemelere başvuruluyor.
HES'ler ve AB'nin yenilenebilir enerji yaklaşımı
HES'ler karbon emisyonuna neden olmadığı için yenilenebilir enerji olarak kabul ediliyor. 5346 sayılı yasanın (Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun) 3/ ll. maddesinde "Bu kanun kapsamındaki yenilenebilir enerji kaynakları: Rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle, biyogaz, dalga, akıntı enerjisi ve gel-git ile kanal veya nehir tipi veya rezervuar alanı on beş kilometre karenin altında olan hidroelektrik üretim tesisi kurulmasına uygun elektrik enerjisi üretim kaynaklarını ifade eder," tanımı bulunmaktadır. Türkiye'de HES'lerin yenilenebilir enerji kabul edilmesi bu yasal düzenlemeden dolayıdır. Ayrıntı vermek gerekirse;
04.08.2002 tarihli ve 24836 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği 4/55. maddesinde;
"Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisleri: Rüzgâr, güneş, jeotermal, dalga, gel-git, biyokütle, biyogaz ve hidrojen enerjisine dayalı üretim tesisleri ile rezervuarsız nehir ve kanal tipi hidroelektrik üretim tesisleri ve kurulu gücü 20 megavat (MW) ve altında olan rezervuarlı hidroelektrik üretim tesislerini," ifade eder şeklinde tanımlanmış iken;
24.02.2005 tarihli ve 25737 sayılı Resmi Gazete'de yapılan değişiklikle, yenilenebilir enerjiye dayalı üretim tesisleri;
"Rüzgâr, güneş, jeotermal, dalga, gel-git, biokütle, biyogaz, hidrojen enerjisine dayalı üretim tesisleri ve kurulu gücü 50 megavat (MW) ve altında olan kanal veya nehir tipi hidroelektrik üretim tesisleri ile rezervuar hacmi yüz milyon metre küpün veya rezervuar alanı on beş kilometrekarenin altında olan hidroelektrik üretim tesislerini," ifade eder şeklinde değiştirilmiştir.
Bu duruma göre; yenilenebilir enerji sınıfına giren HES'ler Türk mevzuatına göre 50 MW ve altı olanlardır. Ancak AB mevzuatına göre yenilenebilir enerji sınıfında olanlar 10 MW ve altıdır. Türkiye'de 10 MW ve üstü Hes'ler, kabul edilen bilimsel esaslara göre yenilenebilir enerji sınıfında değilken, 2005 yılında çıkartılan yasa ile 10–50 MW arasında olanlar yasal tanım nedeni ile şeklen yenilenebilir enerji olarak kabul edilmektedir.
Yani aslında kapasitesi 10 MW ve üstü olan HES'ler dünyanın pek çok ülkesinde yenilenebilir enerji sınıfında sayılmazken, Türkiye'de yenilenebilir enerji sınıfına sokulmaktadır. Böylece yatırımcılar Türk yasalarına göre yenilenebilir enerji sınıfında olan HES'ler için Dünya Bankası'nın yenilenebilir enerjiler için kullandırdığı ucuz kredi olanaklarından yararlanabilmektedir. Yoksa pek çok HES gerçek anlamda yenilenebilir enerji tanımından çok uzaktadır.
Hukuk mücadelesinde kilometre taşları
Verilen hukuki mücadele neticesinde su kaynaklarının havza bazında planlanmasına dair genel bir kabul oluşmuş oldu. (Hâlbuki yasa gereği zaten yapılmak zorundaydı fakat yapılmıyordu, halen de yapılmıyor ama firmalar bile artık havza bazında bütüncül planlama yapılması gerektiğini kabul ediyorlar.) Dere yatağına bırakılacak can suyu oranları keyfi olarak belirleniyordu, ancak yargıya taşınan davalar neticesinde halen çok yetersiz de olsa su miktarı en az on yıllık ortalama debinin %10'una çıkartılmış oldu. Asıl talep ise bu miktarın iyi ekosistem derecelendirmesi olan yıllık ortalama debinin %30–40 aralığında olmasıdır.
17.7.2008 tarihinden önce kurulu gücü 10 MW altında olan HES'ler için ÇED yönetmeliği uygulanmıyordu. Açılan davalar neticesinde, yönetmelik değişikliği ile 0,5 MW ve üzeri projeler ÇED yönetmeliğine tabi kılındı. Değişiklik "17.7.2008 tarihli ÇED Yönetmeliği ile yapıldı.
ÇED Yönetmeliği'nin 6. maddesi uygulanmıyordu. Bu maddeye göre, ÇED yönetmeliğine tabi projeler hakkında 'ÇED olumlu' ya da 'ÇED gerekli değildir' kararından önce her hangi bir izin, ruhsat, olur verilmemesi gerekiyordu, ama uygulamada su kullanım hakkı anlaşmaları yapılıyor, EPDK tarafından elektrik üretim lisansları veriliyor ve ÇED uygulaması en sona bırakılıyordu. Hâlbuki ÇED en önce uygulanması gereken bir süreçtir. Halen su kullanım hakkı anlaşmaları ÇED sürecinden önce yapılıyor, ama lisans verme, Elektrik Üretim Lisans Yönetmeliği'nde yapılan değişik ile ÇEd sonrasına bırakılmış oldu. Değişiklik 30.09.2009 tarihinde yapıldı.
Mücadele devam ediyor
Maalesef havza planlama esasına dair bir düzenleme yapılması henüz başarılamadı. Pilot uygulama yapılmakta olduğu söylenen iki vadi var, Havza planlamasının yapılması yasa hükmü ama uygulamasının ne şekilde olacağını gösteren bir yönetmelik çıkarmak gerekmektedir. Havza planlamasının nasıl ve ne şekilde yapılacağı, nasıl denetleneceği belli olmalıdır. Dolayısı ile yürütüldüğü bildirilen havza planlamalarının bizim açısından her hangi bir anlamı olamayacaktır. Bu konuda mutlaka bir yönetmelik çıkartılması gerekir.
Ayrıca yargı kararlarını uygulatmak bazı vadilerde mümkün olmadı. Yargı kararına rağmen idari işlemlere dayalı çalışmalar devam etti. Açılan yeni davalara ve alınan yeni kararlara rağmen süreci bu şekilde devam ettirme iradesinde olan idareye karşı başka bir mücadele yöntemi olarak, doğal alanlarının Doğal SİT Alanı ilan edilmesi için de bir süreç yürütüldü. Neticede pek çok vadi SİT alanı ilan edildi ki tüm Doğu Karadeniz'in SİT karakteri taşıdığını düşünüyoruz, ancak Çevre ve Orman Bakanlığı, doğal SİT'leri tümden kaldıracak bir formül bulup, "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı" adı altında bir tasarıyı Meclis'e sevk ettirdi. Bu tasarıya göre, doğal SİT'ler kalkmakta, yeni koruma statüleri ihdas edilmekte, yeni statülerin bakanlık bürokratlarının ağırlıkta olduğu bir komisyonda belirlenmesi öngörülmektedir. Tek tek HES'lerle uğraşıp, doğa alanlarının zarar görmesini engellemek isterken ülkenin en çok korunması gereken ve SİT alanı olması nedeniyle en iyi korunan alanlarının yatırımcıya açılması tehlikesi baş göstermiş oldu. Bu tasarı yasalaşırsa ülkenin doğa mevzuatının üzerinden adeta bir silindir geçmiş olacaktır. Çağdaş dünyanın korumak için çabaladığı doğal ve kültürel varlıklarımızın korunması artık mümkün olamayacaktır. Tasarının yasalaşması doğa koruma mücadelesinde çok ciddi bir geri gidiş anlamına gelecektir.
Halkın sesine kulak verilmiyor
HES'ler toplumsal ihtilaf yaratmaya başladı çünkü tüm yapılması gerekenler prosedürel yaklaşılarak yapılıyor ve yatırımcı aldığı kâğıt üzerindeki izinlere dayalı olarak doğada dozerleri, dinamitleri, çöpleri, kamyonları ile ve Allah'la tek başına bırakılıyor. Böyle olunca daha az masraf ile HES'ini yapmak isteyen yatırımcı, zücaciye dükkânına giren fil gibi ortalığı darmadağın ediyor. Kestikleri yanında, yıkıp hafriyatları altında bıraktığı ormanlar, dere yataklarındaki yıkımlar, hafriyatlarını sağa sola ve dere yatağına boşaltma, suların hızla kirlenmesi, dere yataklarının hızla bozulması bu tepkileri çoğaltarak devam ettiriyor.
Diğer yandan halkın sesine kulak verilmemesi, peş peşe yeni ÇED süreçlerinin başlatılması, sorun olarak görülen hiç bir soruna (çevresel etkiye) gerçek anlamda çözüm üretilmemiş olması ve sürekli olarak yatırım ve yatırımcıyı koruyan devlet görüntüsü, kendi yaşam alanlarına gereken önemi vermediği için halkın tepkisinin artmasına sebep oluyor.
Anlaşılmayan durum şudur: Bu vadilerde yaşayan insanlar, geçmişten bu güne çok zor doğa koşulları ile mücadele ederek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu zorluk onları aynı ölçüde yaşadıkları vadilerine bağlamıştır. Bir tür aşk vardır. Her bir Karadeniz evi birer derebeyi evi gibidir. Olduğu yerde tek başınadır. En yakın komşusu bir kaç kilometre ötededir ve bu güne kadar devletten bir şey istememiştir. Kendi zorlukları ile mücadele etmeyi bilen bir halk vardır. Mevcut durumda ise bilmedikleri, tanımadıkları birileri, başka birilerinin verdiği izinle gelip evinin altında, üstünde dozerleri, makineleri ile çalışılmaya başlamaktadır. Halka soran olmamakta, sorsalar bile halka kulak verilmemektedir.
Birileri adeta gelip Karadenizli'nin evine girmekte, salonuna geçip "artık ben burada yaşayacağım, senin bahçede çalışırken, yerken, içerken ve uyurken sesini dinlediğin, seyrettiğin derenin suyunu alacağım," demektedir. "Ormanlarını kesmek zorundayım ama yeniden nasıl olsa büyür," demektedir, "hafriyatlarım var ama sen alışıksın dağlarda yaşamaya yeni bir dağ oluşturacağım," demektedir. Karadenizli'ye "üretilecek elektrik karşısında yapacak bir şey yok, sen bunu kabulleneceksin," şeklinde dayatmada bulunulmaktadır.
Karadenizli her sabah kalktığında bahçesinde gördüğünü, karşı dağda izlediğini kendisinin bilir. Gördüğü her bir alan kendisine aittir. Kendisinin yaşam alanıdır. Bu dayatma ile insanlar azaldıklarını, değer verdikleri her şeyin yıkılmakta olduğunu görmekte ve buna tepki göstermektedirler. Karadenizliler, ormana girerken baltalarının ağzını bir çaput ile örterler ki ağaçlar görüp endişelenmesin. Bu anlayışa hâkim bir coğrafyaya birilerin, "ben ormanları yıkacağım, ben sularınızı alacağım ve bütün vadilerinizi HES'lerle dolduracağım," denmesi anlaşılamaz, kabul edilemez.
Karadenizliler için dünyanın en güzel en yeri kendi yaşadığı vadidir ve birilerinin gelip yıkmasına, gördüğü yıkımlardan sonra hiç tahammülü yoktur. Bu güne kadar hukuka olan güvenleri nedeni ile bekleyişlerini sürdürmüşler, ve çözüm arayışında ısrar etmişlerdir. Ancak çözüm bir yana her gün yeni bir hes planı duymaktan, mahkemenin iptal ettiği heslere bile yeniden izin vermeler nedeni ile idareye olan güvenlerini kaybettikleri gibi yasalara olan güvenlerini de yitirme noktasına gelmişlerdir.
Temmuz-Eylül 2010
YEŞİL BAKIŞ
- Antroposen’e Hoşgeldiniz
- Dünya Caddesi İşgali
- Yaşam Dönüşümdür
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





