Çevreye yerelden bakış
Deniz GümüşelYerel Çevre Eylem Planları, kendisinin ve yaşadığı dünyanın geleceği hakkında söyleyecek sözü olan yerel toplumlara yeni bir çevresel demokrasi aracı sunuyor
Türkiye’nin ‘çevre’ye bir politika ve yönetim alanı olarak eğilmesi hiç de yeni değil. 1970’lerin başında, çevre sorunlarına çözüm arayışları, 3. Beş Yıllık Kalkınma Planı’na yansırken, 1978’te bu arayışlar kurumsal bir yapıya dönüştü ve Başbakanlık çatısı altında ilk Çevre Müsteşarlığı kuruldu. 1983’te Çevre Kanunu’nun çıkarılması önemli başka bir milâttı. 1991’de merkezî kamu yönetiminin çevre ayağı bağımsız bir bakanlık yapısına kavuştu. 2003’te ise Çevre ve Orman Bakanlıkları birleştirildi.
Bu gelişmelere koşut olarak, Türkiye çevre alanındaki uluslararası süreçleri takip ederek politikalarını bu süreçlerle uyumlu hale getirmeyi de hedef edindi. Örneğin, sürdürülebilir kalkınma kavramını ilk kez ele alan ‘Ortak Geleceğimiz Raporu’nun (1987) yansımaları, 1990-1994 dönemini kapsayan 6. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda bulunabilir. 1992 Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı’nın ardından ise, 1998’de Türkiye’nin ilk ve tek ‘Ulusal Çevre Stratejisi ve Eylem Planı’ (UÇEP) yayımlandı. Planın amacı, ‘çevre ile kalkınmayı birbiriyle bütünleştirecek somut eylemlerle pekiştirebilecek’ stratejik bir belge oluşturmaktı. UÇEP, ‘yaşam kalitesinin iyileştirilmesi; çevre bilinç ve duyarlılığının geliştirilmesi; çevre yönetiminin iyileştirilmesi; sürdürülebilir nitelikte bir ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişme sağlanması’ nı hedef olarak benimsemişti.
Yapılanlar yeterli mi?
Ancak, ulusal çevre politikaları ve kurumsal yapıları oluşturmaya yönelik onlarca yıllık çabaya rağmen, Türkiye’nin çevre yönetiminde özellikle uygulama ile ilgili iyileştirme ihtiyacı devam ediyor. Bunun başlıca nedenleri, sağlıklı bir çevresel planlama yaklaşımının geliştirilememiş olması; çevre politikalarının yatay bir politika olarak sektörel politikalara sağlıklı aktarılamaması; toplumun çevresel karar mekanizmalarına yeterince katılamaması; çevre finansmanı için yeterli ve sürdürülebilir kaynakların geliştirilememesi; çevresel veri ve bilgi sistemlerinin yetersizliği olarak özetlenebilir.
Enerji, sanayi, tarım, turizm gibi sektörel politikaları yatayda kesen bir yapısı olmasının yanı sıra çevre, ulusal politikaları n yerelde uygulanmasını da şart koşan bir politika alanıdır. Çevre sorunlarının çözüldüğü ‘oyun alanı’, yani çevre yönetiminin uygulama yeri yerel düzeydir. Bu kapsamda değerlendirildiğinde yerelin ihtiyaçları, ulusal politikanın oluşturulmasında temel girdi görevi üstlenir. İşte bu nedenle, yerel yönetimlerin donanımı ve çevreye yaklaşımı politikaların sağlıklı uygulanmasında önemli itici güçleri oluşturur.
Bugün Türkiye AB’ye uyum süreci çerçevesinde çevre alanında mevzuat uyumlaştırmalarının yanı sıra yerel düzeyde yapılacak büyük yatırımlara da ihtiyaç duyuyor. Su, atıksu ve atık yönetimi sektörlerinin önceliklerini oluşturduğu çevre altyapısı ihtiyacının 43.5 milyar avroluk kısmı kamu yatırımlarından oluşuyor. Bu yatırımların stratejik bir yaklaşımla planlanması, hayata geçirilmesi ve etkin biçimde işletilmesi, merkezî kamu kurumlarından da çok, altyapı projelerinin asıl sahipleri olan yerel yönetimlerin kapasitelerinin artırılması gereğini su yüzüne çıkarıyor.
Yerinden yönetim anlayışı
Yeniden yapılanan kamu yönetiminin getirdiği ‘yerinden yönetimci’ anlayış da yerel yönetimlerin çevre yönetimindeki sorumluluklarının altını çiziyor. Yeni Belediye, Büyükşehir Belediyesi ve İl Özel İdaresi kanunlarıyla getirilen stratejik planlama yükümlülükleri kapsamında çevrenin de ele alınması gerekiyor. Yerel düzeydeki bu planlama ve uygulamaların hem ulusal çevre politikaları ile uyumlu olmaları; hem de uygulamalardaki sorunların giderilmesi ve politikaların ihtiyaca uygun olarak yeniden tanımlanması için ulusal düzeye geri bildirim sağlamaları şart.
Yüksek toplumsal ve ekolojik maliyetleri, çevre sorunlarının bir kamu politikası olarak ele alınmasını zorunlu kılıyor. Ancak tüm bu yasal düzenlemelerin ve uygulamaların da ötesinde çevre politikalarının işlerlik kazanmasının en önemli koşulu toplumun bu politikaları sahiplenmesi ve aktif katılımı. Özellikle ekonomik kalkınma- çevre/ doğa koruma eksenindeki yüksek gerilim, hem politika oluşturucuların hem de uygulayıcıların demokratik mekanizmalarla sürece katılan toplum tarafından desteklenmelerini zorunlu kılıyor.
Toplumun katılımı, çevre politikalarını oluşturmada, tabandan tavana bir mekanizma yaratılmasına fırsat verebilir. ‘Gerçek sorun ve ihtiyaçlardan yola çıkan, kendisinin ve yaşadığı dünyanın geleceği hakkında söyleyecek sözü olan ve bunu demokratik kanallarla politikaya dönüştüren bir toplum, bu politikaları n sağlıklı ve etkin biçimde uygulanması için de gerekli önlemleri alacak, kaynakları yaratacak ve yaptırımları uygulayacaktır.
Önemli bir fırsat
Türkiye’de yerel ile ulusal, politika ile uygulama arasındaki bu önemli ilişki/ iletişim/ işbirliğinin kurulmasında Yerel Çevre Eylem Planları (YEÇEP’ler) stratejik bir rol üstlenebilir. YEÇEP’ler, bir yöre ya da kent halkının çevre yatırımlarının planlamasına katılımını sağlayan araçlardır. YEÇEP sürecinde, yerel yönetimlerin de ortaklığıyla, farklı değer, görüş ve ihtiyaçları olan paydaşlar, çevresel sorunlarını çözmek için bir araya gelir. Paydaş Grubu, toplumun ortak çevresel sorunlarını belirlemek, öncelikler ve çözüme yönelik eylemler geliştirmek için demokratik bir süreçte birlikte çalışır. Bu öncelik ve eylemler, yapılacak çevre yatırımlarına zemin oluşturacak Yerel Çevre Eylem Planı’nda bir araya getirilir.
Bu model, 1992 Rio Zirvesi’nden sonra Yerel Gündem 21’lerde başarılı uygulamalar geliştirmiş Türkiye için çok da yeni değil. Ancak, sürdürülebilir bir kalkınma modeli için ‘çevre’nin merkeze alındığı planlamalar, artık acil bir ihtiyaç. YEÇEP’ler Türkiye için, 1998’de tamamlanan ancak yasal yaptırımı olmadığından uygulamada hakkı verilemeyen UÇEP sürecini ve 2007-2023 dönemine odaklanan AB Entegre Çevre Uyum Stratejisi’ni (2006), yerelde tamamlamak için de önemli bir fırsat. Bu perspektifle, yerel düzeyin AB’ye tam adaylık hedefiyle üstlenilecek sorumlulukları toplumun desteğiyle yerine getirmesi için akılcı bir araç olarak kullanılabilirler.
Türkiye, yeraltındaki değil yerin üstündeki ‘gözle görülen’ yatırımları tercih eden yerel politikacılara maalesef yabancı değil. Oysa artık hemşehriler, ekonomik gelişmişlikle çevre kalitesini dengelemiş, altyapı sorunları çözülmüş, insan yaşamı için sağlıklı ortamlar sunan ve doğa üstündeki baskısı en aza indirilmiş yerleşimlerde yaşamak istiyor. Bu isteğin temel bir insan hakkı olduğu bilinci, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hızla yaygınlaşıyor. Yurttaşlar, kendi yaşam kalitelerini ve dünyanın geleceğini etkileyen çevresel sorunların yönetiminde söz talep ediyor. Bu noktada YEÇEP’ler karşımıza önemli bir fırsat olarak çıkıyor: hem çevre sorunlarının stratejik bir planlamayla ele alınmasını sağlayan, hem de sürecin demokratik katılımla işletilmesini kolaylaştıran araçlar olarak.
Yerel yönetimler, YEÇEP’ler için kolları sıvamaya hazır
REC Türkiye, YEÇEP uygulamaları için farkındalık ve kapasite oluşturmak amacıyla 2005’te bir YEÇEP Eğitim Programı düzenledi. Programın amacı, yerel yönetimlerin çevre yönetimi kapasitelerinin geliştirilmesi ve yerel çevre yatırımlarının planlanması için kullanılabilecek etkin bir araç olan YEÇEP yönteminin tanıtılmasıydı. Üç bölgede yapılan çalıştaylara 15 merkezî kamu kurumu ile 65 ilden belediyeler, il özel idareleri, belediye birlikleri ve Yerel Gündem 21 örgütleri katıldı.
Çalıştaylarda yapılan bir anketle, eğitime katılan yerel yönetim temsilcilerinin YEÇEP’ler hakkında düşünceleri de soruldu. Katılımcıların %94’ü yerel çevre planlamasını kentleri için ‘çok uygun’ bulurken, katılımcıların tümü YEÇEP yöntemini ‘yararlı’ bulduklarını ifade etti. YEÇEP yöntemi, %98’lik bir oranla, kentsel çevre sorunlarına çözüm üretmede etkin bir araç olarak tanımlandı. Katılımcıların %87’si, 2-5 yıllık bir sürede kentlerinde YEÇEP hazırlanmasını gerçekçi bulurken, %80’i hazırlanacak eylem planının önümüzdeki 2-5 yıllık sürede uygulanabileceğini belirtti.
Anket sonuçları, yerel yönetimlerin çevre alanındaki çalışmalarını stratejik bir bakış açısıyla ve toplumsal katılımla planlamaya çok açık olduklarını ve bu planlama için YEÇEP’i etkin bir araç olarak kullanabileceklerine inandıklarını gösterdi. Ayrıca, eğitimler sonrasında birçok yerel yönetim, kendi kentlerinde YEÇEP uygulayabilmek için REC Türkiye’den destek talep etti. REC Türkiye, alandaki uluslararası deneyimiyle Türkiye’de YEÇEP’lerin yaygınlaşması için iyi uygulama örnekleri yaratmak ve yerel yönetimlere sistematik destek sağlamak için çalışmalarına devam ediyor.
REC Türkiye’nin YEÇEP yayınları için: www.rec.org.tr/sayfa.asp?id=128
Deniz Gümüşel, REC Türkiye Kapasite Geliştirme Programı Proje Yöneticisi
Ocak-Mart 2007
YEŞİL BAKIŞ
- Antroposen’e Hoşgeldiniz
- Dünya Caddesi İşgali
- Yaşam Dönüşümdür
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





