Salı, Şubat 07, 2012
SÖYLEŞİ | Alışkanlıklara veda zamanı!
Share to Facebook Share to Linkedin 

Alışkanlıklara veda zamanı!

Hayatı boyunca bir 'sistem düşünürü' olan ve 1972'de yayımlanan Büyümenin Sınırları'nın yazarlarından Denis Meadows, bu önemli çalışmada, bir şeyler kökten değişmedikçe doğal sistemin sürebilmesi için insanlığın varlığının imkânsızlaşabileceğini yazmıştı. Meadows şimdi şöyle diyor: "sizi 35 yıl önce uyarmıştım. Artık çok geç!" Böyle söylese de Meadows henüz iyimserliği elden bırakmış değil.

Dennis_Meadows_copy
GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK: kötümser öngürülere karşın, Meadows temkinli iyimserliğini koruyor.
(fotoğraf: ZSOLT BAUER)
 

Doğayı koruma konusunda kendinizi anlatmak için yeni yönteminiz etkileşimli öğrenme mi?

Dün gece Berlin’de UNESCO barış ödülünü aldım. 20 dakika boyunca çok ciddi sorunlardan bahsettim ve iki oyun oynadım. Tahminim, birine “Meadows’un ödül törenine gittin, ne söyledi?” diye sorulsa, “şey, aslında tam hatırlamıyorum. Ödülü aldı ve bir iki oyun oynadık,” diye cevaplar. Etkileşimli öğrenmenin arkasında yatan düşünce eski bir Çin atasözünden gelir: “İşitince unuturum. Görünce hatırlarım. Yapınca anlarım.” Yani, öğrenmek için uygulamak gerekir. Çevresel sürdürülebilirlik iki konuya değinir. İlki, insanların meseleyi idrak etmesini, ikincisi ise insanların bu idrak sayesinde davranışlarını değiştirmesini sağlamaktır.

Böyle bir oyun nasıl işe yarıyor?

Kollarınızı bağlayın ve bakın bakalım hangisi yukarıda kalmış. Sonra bu hareketi tekrarlayın. İnsanların yüzde doksan beşi kollarını hep aynı biçimde kavuşturur. Yarısı sol bileklerini üste koyar, diğer yarısı ise sağ bileklerini. Bu, gerçekten çok ilginçtir. Herkes bu hareketi hep aynı biçimde yapar, ama yarısı farklı, diğer yarısı farklı biçimde. Bir alışkanlığı edindiniz mi, ondan kolay kolay vazgeçemez, hatta bir daha değiştirmezsiniz. Aynı şeyi otomatik olarak yapar durursunuz. Bu, enerji tüketimi, CO2 salımı veya otomobil kullanma alışkanlıklarımız için de geçerlidir. Bize sorun çıkarmadıkça onlara kafa yormaz, başka şeyler düşünürüz. Aslında iyi bir şey. Demek istediğim, kollarımızı her kavuşturduğumuzda buna kafa yormaya kalksaydık hiçbir şey yapamaz hale gelirdik. Alışkanlıklarımızın olması gerek. Ama ben şimdi bu alışkanlıkları değiştirmemiz gerektiğini söylüyorum, çünkü artık işe yaramıyorlar. Öyleyse, alışkanlıklarınızı değiştirin ve kolları nızı diğer şekilde kavuşturun!

(Kollarını diğer türlü kavuşturmaya çalıştıktan sonra.) Zormuş!

Ama yapabilirsiniz! Bir daha deneyin. Bu, enerji tüketimi ve sürdürülebilirlik konusuda bütün diğer davranışlar için de geçerli olan alışkanlıklara dair üç şeyi gösteriyor bize: Birincisi, alışkanlıkları değiştirmek mümkündür. İkincisi, bunun üstünde düşünmeniz gerekir; öyle kendiliğinden oluvermez. Üçüncüsü, başlangıçta zor gelir.

İşte, değiştirmemiz gereken diğer alışkanlıklarımızda da böyle olacak. Önce zor gelecek, ama rahatsız olacağımız bir dönemden geçmeye hazır olmalıyız, yoksa değişimi gerçekleştirmemiz mümkün olmaz.

Yüksek yaşam standardlarına yeni yeni alışan Doğu Avrupalılar, sürdürülebilir kalkınmayı uygulama veya alışkanlıklarını değiştirme fırsatı buldu mu sizce?

Doğu Almanya buna çok ilginç bir örnek. [Almanlar], aynı dili paylaşmış ve yüzyıllardır aynı ülkenin parçası olarak bir arada yaşamış bir halktır. Sonra birbirlerinden ayrıldılar ve 50 yıl boyunca ayrı yaşadılar. Tekrar bir araya gelmeleri için iki nesil geçmesi gerekiyor. Kültürün değişmesi uzun bir zaman alır. Yaşadığımız süre içinde [insanlık] çok büyük bir değişim geçirmek zorunda kalacak. Bulgaristan'da 1870'ten bu yana neler olduğunu bir düşünün. Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçasıyken, bugün AB'nin bir parçası. Yaşam tarzı, kültür, siyaset, siyasî özgürlük, yaşam standardları, okur-yazarlık, bütün bunlar açısından çok büyük bir değişim. Bu gelişmeler, önümüzdeki 30 yıl içinde gerçekleşecek olanlardan daha önemsiz. Önümüzde büyük değişimler var, ancak bana göre bunlardan en zorlu ikisi, iklim değişimi ve enerji açığı. Olmayan enerjiyi kullanamazsınız, bu kadar basit! Dolayısıyla, daha az enerji tüketecek şekilde değişeceğiz. Bu dünyanın, fosil yakıtlar olmadan altı buçuk veya sekiz milyar insanı kaldırabilmesi mümkün değil.

Büyük çaplı insan kayıplarına yol açacak mı?

Hem evet, hem hayır. Her yıl insanları n bir bölümü zaten ölüyor. Er geç hepimiz öleceğiz, ancak asıl nokta şu ki dünya nüfusu yeniden azalacak. Bunun ne zaman olacağı ilginç bir soru, birçok şeye bağlı. Bu, eşitliğe karşı takınılan tavra bağlı. Herkes için aynı yaşam standardı nı mı yakalamak istiyorsunuz, yoksa çok az sayıda zengin ama çok fazla fakir mi olacak? Bu gezegen üstünde kaç kişinin yaşayabileceği, büyük ölçüde bu tercihe bağlı. Nüfus azalacak, orası kesin! Bu düşüş iki biçimde gerçekleşebilir: ya doğum oranını azaltırız, ya da doğa ölüm oranını artırır.

Ama ne zaman? Bu karmaşık sistemler zamanla nasıl bir değişim geçirir? Beni düşündüren bu. Ben, insanlığın geleceğe bakıp da kendi iradesiyle değişmesi yönünde hiçbir dayanak görmüyorum. Bence değişimler, zorda kaldığımız için gerçekleşecek. Bundan kastım bir felâket değil. Bu demek değil ki bütün türler yeryüzünden bir anda silinip gidecek. Demek istediğim, önümüzde yoğun bir değişim dönemi ve iki seçeneğimiz var. Zenginler ve güçlüler kısa vadede sahip oldukları yaşam standardını korumaya çalışıp diğerlerinin canına okuyabilir. Ya da şöyle diyebiliriz: "Bakın, hepimiz aynı gemideyiz, o yüzden bazı şeyleri kısmak, paylaşmak ve bu zorlu dönemi birlikte atlatmak zorundayız." İkincisi daha anlamlı bir tercih olur.

Politika üretenler ne yapacak bu durumda?

Kısa bir süre önce, 2020 yılına gelmeden Almanya'da benzinin karneyle dağıtılacağına dair 1,000 avroya bahse girdim. Çünkü benzinin fiyatı çok yükselecek. Ve Almanya'daki gibi bir siyasî sistemde zenginlerin istedikleri her şeye ulaşması, yoksullarınsa hiçbir şeye sahip olamaması kabul edilemez. Almanya ve Fransa buna izin vermez. Ama Kenya, Somali ya da belki Rusya, bilemiyorum... Bahse girdiğimde benzinin varili 50 dolardı, şimdi 100 dolar. Üç yıl içinde varili 200 dolara çıkacak. Artış sürecek.

Siyasetçiler önlem almakta çok mu geç kaldı?

Evet, artık çok geç. 1970'lerde yine [Macaristan Bilim Akademisi'ne ait] bu odada, yüzyılın sonuna doğru çok büyük sorunlarla karşılaşacağımızı söylüyordum. Bunu birçok konferansta da söyledim. Hiçbir şey olmadı! 30 yıl önce de aynı tartı şmaları yapıyorduk. [Siyasetçiler] bir rüya âleminde yaşıyor. İnsanlık, dünyanın uzun vadeli kaldırma kapasitesinin çok üstünde artık. Fizikî büyüme önümüzdeki yıllarda bir zaman mutlaka duracak. Bugün kulağımıza su kıtlığıyla ilgili söylentiler geliyor, yakında yiyecek kıtlığından bahsedildiğini de işiteceğiz. Ama asıl belâ iklim değişikliği ve enerji.

IPPC ve Kyoto, sıcaklık artışının 2 °C'yi geçmemesi için CO2 oranını 450'de (metreküp başına parçacık) sabitlememiz gerektiği konusunda hemfikirdi. Bu bir fantazya! Küresel sıcaklık şimdiden 0.7 °C yükseldi, ekosistemler çoktan kontrolümüzden çıktı. Denizler yükseliyor, Kuzey Kutbu buzulları kütlelerinin %80'ini kaybetti, kuraklık sorunu giderek büyüyor. Diğer yanda orman yangınları. İki derece yükseldiğinde yaşamayı nasıl sürdüreceğiz Allah aşkına? Bilimsel bir sayı değil bu, siyasî bir sayı. Siyasetçilere gidip "Artık çok geç," derseniz size, "Tamam o zaman, boş verin gitsin. Madem çok geç, o zaman yiyip içip keyfimize bakalım, bizden fedakârlık beklemeyin," derler. O yüzden siyasetçilere hâlâ yapılabilecek bir şeyler oldu ğunu söylemek gerek.

Peki yeni teknolojiler bu sorunlar için çözüm olabilir mi?

Hayır. Ben bir bilim adamıyım, yılların mühendislik profesörüyüm. Kimya diplomam var, Atom Enerji Komisyonu'nda çalıştım. Bilim tutkunuyum ve bilimsel araştırmalar yapıyorum. Ancak bu mesele zamanlamayla ilgili. Önümüzdeki on yıl boyunca, enerji açığıyla başa çıkmak zorundayız. Otomobillerimizi ya da diğer şeyleri on yıl içinde tamamen değiştiremeyeceğiz. Bir laboratuar buluşunun günlük yaşamımıza girmesi 30-40 yıl alır. Bizim o kadar vaktimiz yok. Ancak, büyük bir bilgi birikimimiz var, bunları bir araya getirebilir ve şu andaki bilgimizi kullanabilirsek, ilginç çözümler üretebiliriz. Ben hibrid otomobiller konusunda pek iyimser değilim. Ama bisikletlerden umutluyum. Bisikletlerin, otomobillerden, trenlerden, uçaklardan ve diğer taşıtlardan daha az CO2 saldığı kesin.

İyimser olmak için bir nedenimiz var mı peki?

Evet, var. Enerjiyi o kadar verimsiz kullanıyoruz ki, yaşam standardımızdan çok büyük fedakârlıklar yapmadan tasarruf etmenin inanılmaz yolları var. Bunu yapmak için gereken teknoloji elimizde. Yepyeni bir teknolojiye ihtiyacımız yok. Tek yapmamız gereken elimizde olanı en iyi şekilde kullanmak.

Ocak-Mart 2008

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       M+