Değişmesi gereken siyasi iklim
Nafiz Güderİklim değişikliğini ele aldığı ilk kitabı 1989'da yayımlanan ve 2008'de öncülük ettiği 350.org girişimi ile karbondioksit seviyesinin 350 ppm'e çekilmesini hedefleyen yazar ve eylemci Bill McKibben, 1 Temmuz 2009'daki İstanbul ziyaretinde 24 Ekim'e odaklanan eylemleri anlattı ve Yeşil Ufuklar'ın sorularını yanıtladı.
Çetin bir sayı: 350
Burada değinmek istediğim üç nokta var; bunlardan ilki bilimsel. Hepinizin küresel ısınma hakkında bilgi sahibi olduğunuzu biliyorum. Ancak idrak edilmesi gereken nokta küresel ısınmayla ilgili haberlerin son 18 ayda ciddi anlamda farklılaşmasıdır.
Dünya ölçeğindeki iklim değişiminin, bizim öngördüğümüzden çok daha hızlı ve çok daha büyük ölçekte gerçekleştiği artık aşikâr. Bundan en ciddi biçimde etkilenecek olanlar ise çocuklarımız ve torunlarımız olacak. 2007 yazında Kuzey Kutbu hızla eridiğinde, zaten kaygı ve merak içinde olan bilimciler, gözlenen değişikliklerin sayısı ve bunların hızı karşısında korkup paniğe kapılmaya başladı.
İnsanoğlu bugüne dek, gezegenimizin sıcaklığının 1 derece artmasına yol açtı ve bu da, Kuzey Kutbu'nu eritmeye, yağışsız bölgelerde geniş ölçekli kuraklık, sulak alanlarda ise geniş ölçekli taşkınlar yaşanmasına yetti; okyanusların pH değerini bozdu, Himalayalar ile And Dağları gibi yüksek irtifada bulunan ve milyarlarca insanın yaşamı için hayatî önemi haiz bütün buzulları eritmeye başladı. Son 18 ayda yaşanan en iyi gelişme, daha iyi bir bilimsel kavrayışa sahip olmamız, daha doğrusu, dünyada neyin ters gittiğini bize söyleyen bir sayı var artık elimizde. Kuzey Kutbu'nun erimesinin ardından, en iyi bilimcilerimiz çalışmaya koyuldu ve milyonda 350 parçacık (350 ppm) CO2 (değerinin, atmosferin kaldırabileceği azamî miktar olduğu sonucuna ulaştı; bu değer aşıldığında ise, yaşamın ve uygarlıkların doğduğu, şimdikine benzeyen bir gezegenin olamayacağını söylediler bize.
350, çok çetin, çeşitli açılardan keskin bir sayı. Şimdiden 390 ppm ile bu değerin üstündeyiz ve giderek de yükseliyor. Kuzey Kutbu'ndaki erimenin ve diğer tüm yaşrıklarımızın nedeni de bu.
Değinmek istediğim ikinci konu şu. 350 ppm değeri, politik açıdan da çok çetin bir sayı. Bunun anlamı ise şu; geçmişte yaptığımızı sandığımızdan çok daha hızlı harekete geçmemiz gerekiyor. Küresel ısınma, artık geleceğin sorunu değil, günümüzün krizi ve acilen müdahale etmemiz gerekiyor. Ancak önderlerimiz çok yavaş hareket etmekte.
Siyasî iklimi nasıl değiştirebiliriz öyleyse? Değinmek istediğim üçüncü konu da bu. Tüm dünyada Kopenhag'ı hedefleyen pek çok başarılı kampanya yürütülüyor. Bunlardan önemli bir tanesi, 350.org olarak 24 Ekim'de gerçekleştireceğimiz küresel eylem günü.
Şimdiden dünyanın birçok ülkesinde 1,500 eylem planlanmış durumda. Bazıları oldukça dramatik. Dünyanın en iyi dağcıları, diğer dağcılara mektup göndererek onları 24 Ekim'de yüksek noktalara çıkıp pankart asmaya, veya kar üstüne mesajlar yazmaya davet etti. 350 skuba dalgıcı, Avustralya'da bulunan ve dünyanın en büyük mercan kayalıkları olan büyük Bariyer Resifi'ne dalacak. Eylemlerin bazılarıysa, ücra yerlerde gerçekleştirilecek. Bir grup eylemci, çevreye neden önem vermemiz gerektiğini gösteren yerlerden biri olan Pasifik'teki Paskalya Adası'nda olacak. Çok büyük bazı eylemler, büyük şehirlerde düzenlenecek. Binlerce insan bedenleriyle dev bir 3 oluşturmak üzere Yeni Delhi'de toplanacak. Londra ve San Francisco'da dev bir 5, konferansın gerçekleşeceği Kopenhag'da ise dev bir 0 yapmak üzere binlerce insan olacak. Bunları yaparak, bir fark yaratabilmek için sınırların ötesinde işbirliği yapmamız gerektiğini vurgulayacağız.
Birçok saygın çevreci ve çevre grubu bu eylem için işbirliği yapıyor. Al Gore, Greenpeace, WWF, Oxfam gibi örgütleri destekliyor. Bunun dışında, şimdiye kadar hiçbir eylem düzenlememiş insanlar da bu eyleme katılıyor. Özellikle, çoğunluğu genç insanlardan oluşan, çok sayıda güçlü ağın bulunduğu güney yarı küredeki; Hindistan, Çin, Afrika ve Güney Amerika'daki bireyleri harekete geçirmek için yoğun çalışıyoruz.
Özellikle, küresel ısınmadan çok yakın gelecekte ve en şiddetli biçimde etkilenecek olan; BM'in tahminlerine göre daha şimdiden yılda 300,000 insanın bu yüzden yaşamını yitirdiği güney yarı kürenin, kuzeye sesini duyurması çok önemli.
Türkiye, kuzey ve güney, doğu ve batı arasındaki dünyanın en önemli köprülerden biri. Hem mecazî hem de gerçek anlamda. Boğaz Köprüsü dünyanın en önemli sembollerinden. Bu nedenle, İstanbul'a ve 24 Ekim'de burada gerçekleştirilecek etkili eylemlere çok ihtiyacımız var. O gün, Birleşmiş Milletler Binası'nda dev bir ekran kurulacak ve dünyanın dört bir yanında gerçekleştirilen binlerce eylemden görüntüleri, filmleri, bu ekrandan siyasetçilere göstereceğiz. Ekim etkinliklerinden Kopenhag zirvesine kadar olan altı hafta boyunca da, bu eylemleri göstererek müzakereleri değiştirmeye çalışacağız; şu anda olduğundan çok daha ciddi bir müzakere talep edeceğiz.
Bu mücadeleyi kazanacağımıza söz veremiyorum. Çok geç kaldığımızı düşünen bilimciler var. Diğer tarafın, yani enerji şirketlerinin, alt edilemeyecek kadar güçlü olduğunu düşünen siyaset bilimciler var. Ama şunun sözünü verebilirim; sizin desteğinizle, verebileceğimiz en ses getiren, en çetin mücadeleyi verebilir ve gerçekten bir ilerleme sağlayabileceğimizi görebiliriz.
Kişisel yaşamları değiştirme gereği
İzin verirseniz dünyanın bu konuları nasıl ele aldığına ilişkin düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Birleşmiş Milletler bu süreçte sonsuza dek konuşabilir. Şu an için Kopenhag'ın muhtemel sonucu, tüm dünya önderlerinin, "en azından birşeyler yaptık" demelerini sağlayacak zayıf bir uzlaşmanın ötesine geçmeyecek. Tıpkı Kyoto sonrasında olduğu gibi, baskılar birkaç yıl için ortadan kalkacak. Bizim istediğimiz değişimi sağlamak için, bütün dünyanın dikkatini çekecek ve diyalogları kökten değiştirecek, yeterince güçlü ve yeterince yaratıcı bir eylem gerekiyor.
24 Ekim'i seçtik, çünkü bu tarihte IMF'nin (Uluslararası Para Fonu) Dünya Bankası'yla görüşmesi ya da buna benzer önemli bir hadise yok. Şahsen dünyadaki güçlü kuruluşların gündemini takip etmekten yoruldum. Artık onların bizim gündemimize göre hareket etmesinin zamanı geldi diye düşünüyorum.
Tüm dünyaya, ABD'ye, Çin'e, en güçlü ülkelere Kopenhag'da nasıl bir uzlaşmaya varılmasını istediğimizi söylemeliyiz. Bütün dünyaya, "insanların üstünde uzlaştığı değer budur [350]," dedirtmemiz gerek.
Bir açıdan bakıldığında, Türkiye'nin küresel ısınmaya katkısı çok küçük gibi görünebilir. Türkiye'de yaşayan herkes elektrilerini kapatsa, otomobillerini bırakıp bisiklete binmeye başlasa bile, bunun atmosferdeki karbon konsantrasyonuna etkisi çok az olacaktır. Fakat Türkiye, Türkiye'de yaşayanlar, dünyanın diğer ülkelerindeki insanlarla işbirliği yaparsa, 350 sayısının benimsenmesinde ve bunun müzakerelerin odağı haline gelmesinde çok önemli bir rol oynayabilir.
Obama'nın, şirketlerin, Birleşmiş Milletler'in ve IMF'nin, gerçekten bir sınır olduğunu, ve eğer yaşanabilir bir gezegen istiyorsak bu sınırı görmezden gelemeyeceklerini anlamaları gerek.
Yaşadığımız malî kriz sorunun ciddiyetini daha da artırıyor. Özellikle Birleşik Devletler'deki bazı süreçler dünya ekonomisini çok ciddi şekilde çökertti. Yerel, yenilenebilir ve teknolojik olarak uygulanabilir yeni enerji türlerine yatırım yaparak bu açmazdan kurtulabileceğimizi söyleme fırsatımız var şimdi.
Dünya ekonomisinin belkemiği konumundaki; merkezîleşmiş, küreselleşmiş, şirketlere bağlı enerji türlerinden vazgeçebiliriz. Şu andaki enerji sistemlerimiz aşırı büyük. Devasa şirketlerin tekelinde olmayan, yerel merkezden bağımsız, yenilenebilir enerji türlerine ihtiyacımız var. Yaşam biçimimizi değiştirmemiz gerek. İklim felaketini önlememize yetecek kadar hızlı ve kitlesel olamayacak bu değişim. O yüzden hemen şimdi, en azından enerjimizin bir bölümünü, bizi bu felakete sürükleyen sistemi değiştirmeye odaklamalıyız; ve bunu yapmanın en iyi yolu da olabilecek en kısa sürede karbonu kararlı bir biçimde azaltmak.
Gittiğim her yerde "sayımız çok az", "hükümetimiz üstüne düşeni yapmıyor", "bu iş çok zor" düşüncesi hakim. Bu doğru, ancak dünyanın işbirliği yapması gerekiyor ve biz de Ekim'in 24'ünde böyle bir platform oluşturmaya çalışıyoruz. O gün boyunca Birleşmiş Milletler'in önündeki dev ekranda İstanbul fotograflarını görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Bu eylemler, hem burada hem de dünya ölçeğinde büyük değişiklikler yapacak.
Ocak 2010'daki dünya gündemi
Önünde sonunda, felaketin bedeli karbonla ödenmeli. Karbonun fiyatı, dünyaya verdiği zararı karşılayacak kadar yükselince, elimizdekinden çok daha iyi işleyen, yepyeni bir ekonomiyi süratle inşa edebiliriz. Mücadele, böyle bir geleceği şu anda isteyen insanlarla, şirketleri petrolden ve kömürden para kazansın diye bunu bir 10 yıl ya da 20 yıl daha geciktirmek isteyenler arasında. Mesele bundan ibaret. Kopenhag sonrasında gelişmiş ülkelerden, gelişmekte olan ülkelere malî destek programları pazarlığın en canalıcı noktası. Ancak bu pazarlık kuzeyden güneye, ciddi ölçüde, özellikle de teknoloji şeklinde bir kaynak aktarımı olmadan gerçekleşemez. Çin ve Hindistan'ın talebi bu olacaktır ve iyi ki de talep edecekler. Âdil olan ve muhtemelen işe yarayacak tek çözüm de bu zaten.
24 Ekim eylemlerinde açıklanacak ve Kopenhag'dan taleplerimizi içeren bir belge hazırlamadık. Çünkü bunu hazırlamak şu anda altından kalkabileceğimiz bir iş değil. Dünyanın ne kadar büyük olduğunu anlatamam; bazen en ufak bir bilgiye ulaşmak için bile bütün gücümüzle çalışıyoruz.
Ayrıca yapılması gerekenler de, dünyanın neresinde olduğunuza göre değişiyor, tek bir çözüm yok. Bu yüzden, yapmamız gereken en iyi şey harekete geçmek ve bilimin söylediğine uyarak karbonu durdurmak. İşte biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Yapacak çok iş var, hatta belki de yapabileceğimizden çok fazla.
Temmuz-Eylül 2009
YEŞİL BAKIŞ
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji
- Artık kokuların da yönetmeliği olacak
- Enerji verimlilik kanununda soru işaretleri
- Yerel yönetimlerde AB çevreciliği
MERCEK
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
- Avrupa Birliği'nin çevre felsefesi
KAPAK KONUSU
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü
- HES'ler, ekosistem ve Karadeniz
- Türkiye’nin biyoçeşitliliği: mevcut durum ve koruma gereksinimleri
- Müzakere sınavının gerçek başlangıcı çevre başlığı




