Çevre faslının şartı teknik ve idarî donanım
Nafiz GüderTBMM Çevre Komisyonu Başkanı Haluk Özdalga, Aralık 2009'da açılan AB çevre faslıyla ilgili Yeşil Ufuklar'ın sorularını yanıtladı.

Çevre faslının kapsamı nedir? Çevre Başlığı'nın açılması, AB'ye üyelik sürecimizde nasıl bir önem taşıyor?
Çevre Faslı, Avrupa Birliği'nin çevre politikalarının her yönü ile aday ülkenin politikalarına entegrasyonu gerektiriyor. Zorlu bir başlık. AB çevre mevzuatının ulusal mevzuata aktarılması, uyumdan uygulamaya, kurumsal yapılanmaya kadar tam bütünleşme demek. Topluluğun çevre politikası, hava ve su kalitesi, atık, gürültü, kimyasallar, endüstriyel kirliğin önlenmesi ve risk yönetimi, doğa koruma, genetik olarak değiştirilmiş organizmalar, nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma başlıklarının yanı sıra yatay sektör olarak nitelenen, çevresel etki değerlendirme, çevresel bilgiye erişim, iklim değişikliği gibi başlıklarda 300'ü aşkın düzenlemeyi kapsıyor.
Bugüne kadar, Türkiye'nin AB üyelik sürecini ileri götürecek yasama ve uygulamaya ilişkin çok önemli adımlar atıldı. Başarılı projeler yürütüldü. Bugün çevre başlığının açılması bu projelerin sonuçlarından yalnızca biri. AB üyeliğine giden süreçte çok önemli ve olumlu bir gelişme. AB'nin 2005 yılında Türkiye ile yürüteceği katılım müzakerelerinin temel esaslarını belirleyen "Müzakere Çerçeve Belgesi"nin 2. maddesinde "müzakerelerin ortak hedefi üyeliktir" ifadesi yer almakta. Bu ifade uzun ve zorlu da olsa önemli ve olumlu bir dönüşüm sürecinin başladığını gösteriyor. Belge, "uzlaşı metni" olarak da değerlendirilebilir. Müzakerelerin olumlu bir zeminde yürütülebilmesi için tarafların beklentilere cevap verecek alanların netleştirilmesini sağlayacak. Ayrıca belgeyle AB çevrenin yüksek düzeyde korunmasına büyük önem verdiğini vurgulamakta. Ülkemizde girişilecek faaliyetlerde konunun dikkate alınacağını üst düzeyde ifade etmesi açısından son derece önemli. Bu durum, Türkiye'nin yalnızca çevresel faaliyetleri değil, çevreyi etkileyen diğer ekonomik faaliyetleri de çevre odaklı değerlendireceğinin bir göstergesi.
Başlığın açılması için ne gibi ön koşulları sağlamak gerekiyordu? Türkiye bu anlamda neler yaptı?
2007 tarihli Çevre Faslı Tarama Raporunda, AB'nin açılış kriterleri bildirildi. Bunların başında Türkiye'nin AB'ne çevreye ilişkin stratejini sunması isteniyordu. Ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde gerekli idari kapasitenin oluşturulması, gereken finansal kaynaklar için planlar da dahil olmak üzere, bu fasıldaki müktesebatın iyi koordine edilmiş şekilde kademeli olarak uyumlaştırılmasına, uygulanmasına, uygulamanın etkili hale getirilmesine yönelik bir Strateji'nin hazırlanması gerekiyordu. 9 alt-sektörde 69 adet AB mevzuatı için uyumlaştırma ve uygulama planlarını, mali kaynakları ve finansman analizlerini de içeren, yaklaşık 400 sayfadan oluşan Belge hazırlandı ve Komisyon'a sunuldu.
Bunun yanı sıra, Türkiye'nin, AT-Türkiye Ortaklık Konseyi'nin kararlarına uygun olarak, ilgili çevre müktesebatının uygulanmasına dair yükümlülüklerini yerine getirmesi bekleniyordu. Bu açılış kriterini karşılamak için Türkiye'nin ilgili Ortaklık Konseyi kararlarının kapsamına giren AB çevre müktesebatını ulusal mevzuata tümü ile yansıtmış ve uyguluyor olması gerekiyordu. Yani bir strateji oluşturmasının beklenmesinin ötesinde, uygulamaya yönelik koşulları da yerine getirmesi bekleniyordu. Bu kapsamındaki çalışmalar da ilgili kurumlarca yürütüldü.
Çevre faslının kısa zamanda ve gereği gibi tamamlanması için Türkiye'nin stratejisi ne olacak? Hangi alanlara öncelik verilecek?
Çevre Strateji Belgesi'nde yatay mevzuat, hava kalitesi, atık yönetimi, su kalitesi, doğa koruma, endüstriyel kirlilik kontrolü ve risk yönetimi, kimyasallar yönetimi, genetiği değiştirilmiş organizmalar, gürültü yönetimini öncelikli sektörler olarak görüyoruz. Az önce de bahsettiğim gibi bu konuda oldukça kapsamlı bir belge var. Detaylı teknik hususları içermekte. Çevre faslında müzakere edilecek hususlar ise geçiş süreleri ve uygulama takvimi olacak.
Burada öncelikle üzerinde durulması gereken husus, Strateji Belgesinde öngörülen çalışmaların ilgili kurumlarca zamanında tamamlanmasının sağlanması. Bu, Türkiye'nin göstereceği performansa ve güçlü kurumsal kapasiteye bağlı. Uygulama, izleme, denetim ve yaptırımın sağlanması için hem ulusal hemde yerel düzeyde müktesebatla uyumlu teknik ve idari donanım şart.
2009 yılında AB Komisyonunun hazırladığı İlerleme Raporu'nda ve daha önceki raporlarında bu husus vurgulandı. Burada ilgili paragrafı olduğu gibi vermekte yarar görüyorum: Raporda diyor ki: ''...çevre alanında idari kapasitede bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Çevresel denetleme sisteminin etkinliğini artırmak amacıyla, çevresel korumanın artırılması yönünde çevre denetim birimleri, çevre yönetim birimleri ve etkilendirilmiş denetleme firmaları için usulleri ve ilkeleri belirleyen bir Yönetmelik kabul edilmiştir. Ancak, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığına bağlanmış olmakla birlikte, amaçları, hâlâ Bakanlığınkilerle paralel hale getirilmemiştir. Ulusal bir çevre ajansı kurulması yönünde ilerleme kaydedilmemiştir. Çeşitli yetkili kurumlar arasında, doğa korumaya yönelik sorumluluk net bir biçimde tanımlanmamıştır. Tüm düzeylerdeki ilgili otoriteler arasındaki koordinasyon dâhil olmak üzere, idari kapasitenin daha fazla güçlendirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.''
Bu husus sadece AB'ne uyum açısından değil, ulusal bazda doğru ve etkin bir çevre yönetiminin sağlanması açısından da çok önemli. Çünkü kamu kurum ve kuruluşlarının çakışan ve örtüşen görevleri nedeniyle uygulamada aksaklıklar yaşanmakta. Örneğin su ile ilgili 8 kurum var. Suyun planlanmasından korunmasına kadar olan aşamalarda yetki karmaşası, ayrıca kaynak israfı oluşmakta. Kapsamlı bir Su Yasası ve bunun uygulanmasından sorumlu tek bir otorite yok. Bu çok önemli bir husus. Komisyonumuz bu konuda gereken yasal düzenlemelerin bir an önce Meclis gündemine sunulmasını bekliyor.
Çevre Başlığı en yüksek maliyetli alanlardan birisi, Türkiye'nin bu maliyetleri karşılamak için stratejisi nedir?
Çevre alanında Topluluk müktesebatına uyum, önemli yatırımlarda bulunulmasını gerektirecek. Çevre altyapı yatırımlarının maliyetinin yüksek oluşu, yatırımların zamana yayılmasını ve belli alanlarda üyelikten sonraki dönem için geçiş süreleri talebini gündeme getirecek. Elbette, daha temiz bir çevreye ve daha yüksek standartlara ulaşmak zaman alacak.
2006 yılında Türkiye için AB Entegre Çevre Uyum Stratejisi hazırlandı. Bu çalışmaya göre, Ülkemizin 2007- 2023 yılları arasında çevre alanında AB tam uyumu için gerekli yatırım ihtiyacı yaklaşık 60 Milyar Avro. Bu maliyet, teknik ve kurumsal altyapı ihtiyacının yanı sıra, çevresel iyileştirmeler ve düzenlemeleri de kapsamakta. Ancak, deniz ve deniz çevresinin korunması, gürültü ve kimyasallar ile özel atık sektörüne ilişkin yatırım maliyetleri ile ambalaj atıklarının toplanması ve taşınmasına ait araçlara ait maliyetler bu toplama dâhil değil. Bu nedenle yatırım ihtiyacı bu tahminden daha da büyük olacak.
2007–2009 yılları için hazırlanan ve çevre altyapı proje öncelik listesini de içeren Çevre Operasyonel Programına göre toplam 272.133.333 Avro kaynak gerekiyor. AB 'nin Türkiye'ye yapacağı mali yardımlarla bu yatırım ihtiyacının bir bölümünün karşılanması mümkün. AB Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı ya da kısaca IPA kapsamında çevre alt bileşenine tahsis olunan fon miktarı 2007-2009 dönemi için yaklaşık iki yüz dört milyon Avro. Bu kaynağın doğru, verimli ve zamanında kullanılması çok önemli.
Bu en az iki sebeple önemli. Birincisi vatandaşlarımızın AB normlarında çevre altyapısına kavuşmasının sağlanması. Diğer önemli husus ise bu kadar büyük finansal ihtiyacın karşılanmasında AB fonlarının zamanında, doğru ve verimli kullanılması ile gelecekte de ihtiyacımızı karşılayacak şekilde artırılmasına imkan sağlanması. Çünkü AB aday ülkelere vereceği fonları, o ülkelerin özümseme kapasitelerini dikkate alarak arttırmakta.
Çevre diğer sektörleri kestiğine göre, çevre faslı, hangi sektörleri veya toplumsal kesimleri etkileyecek? Örneğin Özel Sektöre reel olarak ne zaman yansır?
Çevre alanında ihtiyaç duyulan yatırımların yüzde 80'nin kamu, yüzde 20'sinin ise özel sektör tarafından karşılanması bekleniyor. Uyumu sağlamak için özel sektör tarafından gerçekleştirilecek yatırımların planlanmasına ve yönetimine kamu sektörünün dâhil olması ya da katkı sağlamasına ihtiyaç var. Bu nedenle çevre altyapı tesislerinin finansmanı, yapımı ve iyileştirilmesinde teknik ve finansal güçlükleri aşmak, halka ekonomik ve kaliteli hizmet sunulmasını sağlamak için, kamu ile özel sektörün işbirliği geliştirilmeli.Özel sektör tarafından yapılması gereken yatırımların büyük miktarı endüstriyel kirliliklerin bertaraf edilmesi ile ilgili. AB'nin entegre kirlilik önleme ve kontrolüne ilişkin mevzuatı, tüm alıcı ortamları birlikte değerlendiren kapsamlı bir izin usulü getirmekte ve AB'nin sanayi mevzuatının çevre açısından temelini teşkil etmekte. Şu anda Ülkemizde çevre ile ilgili entegre bir izin sistemi bulunmuyor. Her alıcı ortam için ayrı bir izin usulü uygulanmakta. AB uyum sürecinde çevre ile ilgili izinlerin tek yetkili merci tarafından verilmesi veya koordine edilmesi gerekli teknik ve idari yapının oluşturulmasına imkân tanıyacak yasal düzenlemelerin yukarda da ifade ettiğim gibi bir an önce yapılması gerekmekte. Çünkü sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı içinde bir yandan sanayileşmeyi sürdürürken, diğer yandan kirliliği kaynağında önleyen korumacı politikalar yürütmeliyiz.
Reel sektöre yansımaların sadece çevre faslının açılması ile başladığını düşünmüyorum. Onun öncesinde 22 yıl gümrük birliği kapsamında yürüyen bir uyumlaştırma süreci var, kısmen de olsa reel sektörü etkilediğini düşünüyorum. Bildiğiniz gibi, 1 Ocak 1996 tarihi itibariyle Türkiye-AB arasındaki Gümrük Birliği (GB) tamamlandı. Sanayi ürünlerini ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsayan GB ile Türkiye, AB'den gelen sanayi ürünlerine uyguladığı tüm gümrük vergileri ve eş etkili tedbirleri ortadan kaldırdı. Uygulamakta olduğu miktar kısıtlamalarına da son verdi. Üçüncü ülkelerden ithal edilen ürünler için ise, birliğin ortalama gümrük tarifesi kabul edildi. Bu durum, Türk ticaret ve rekabet mevzuatı ile politikalarında çeşitli değişikliklere yol açtı. Ticarette teknik engellerin kaldırılması açısından çevre alanında da bazı çabalar sarf edildi ve bu durum reel sektöre de yansıdı.
Çevre faslının açılması ile çevre alanında atılacak ilave olumlu adımların tabii ki toplumun her kesimini etkileyeceği malum. Hatta gelecek nesilleri bile olumlu yönde etkileyecek.
Sizce özel sektör ve kamu, yeni düzenlemelere ve maliyetlere ne kadar hazır?
Özel sektörün Türkiye'nin AB'ye çevre mevzuatına uyumu kapsamında üretim sürecinde kaynakları en verimli şekilde kullanması lazım. Temiz üretimin sağlanması, kaynakların etkin kullanımı için firmaların veya sanayicilerin Çevre Yönetim Planlarını oluşturmaları gerekli. Bu bir döngü. Hammaddenin taşınmasından üretimine, atıkların bertarafından geri dönüşümüne, hatta kullanılan sudan, elektriğe kadar israfın önlenmesinin sağlanması çok önemli. Firmanın hangi noktalarda ve neden atık formunda kaynak kaybettiğini, kayıplarını nasıl minimize edebileceğini belirlemesi, kapsamlı çevre yönetim planını yapması gerek. Bu süreçte, STK'ların da üretici ve tüketicilerin bilinçlendirilmesine destek olması, bu görevi daha fazla üstlenmeleri lazım. Temiz üretim kavramı, kirlilik kontrolü ve atık yönetiminden farklı disiplinlerarası bir yaklaşım gerektiriyor. Ancak, henüz ne kamu ne de özel sektör çevresel yatırımlarda istenilen seviyeye ulaşamadı. İlk aşamada büyük bir maliyetmiş gibi görülen çevresel önlemlerin zamanla firmalarda verimlilik artışına ve buna bağlı olarak kar'a neden oluyor. Uluslararası ticarette çevresel unsurların teknik bir engel olarak firmaların önüne çıkmaması için Sanayimizi kamunun da işbirliği ile hazırlamalıyız. Ayrıca, çevre ile dost teknolojilerin geliştirilmesinde, düşük karbonlu ekonomiye geçişte özel sektör önemli bir role sahip.
Çevre faslının olumlu dönüştürücü etkileri neler olacak?
Eskiden problem ortaya çıktıktan sonra çözümü öngören "kirliliğin önlenmesi" metodu benimsenmişti. Artık "yaşam döngüsü yaklaşımı" geçerli.Yani hammaddenin tedarikinden, teknolojinin kullanımına, üretim sürecinden, kullanıcının eline ulaşması ve atık oluşmasına kadar sürecin bütünsel değerlendirildiği temiz üretim ve tüketim kavramı tartışılıyor. Temiz ve sürdürülebilir üretim ve tüketim kavramları yıllardır dünya gündeminde olmasına rağmen Türkiye'de hak ettiği yere henüz ulaşamadı. Konunun son günlerde gündeme gelmesinin arka planında ise, Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde çevre mevzuatına uyumu yatıyor. Türkiye'nin vatandaşlarının zaten anayasal hakkı olan çevre ve insan sağlığının korunmasında daha yüksek norm ve standartlara erişim yaşam kalitesinin artmasını hızlandıracak. Bu noktada çevre faslının insan ve çevre sağlığına yapacağı olumlu dönüştürücü etkisinden daha önemli bir husus olamaz.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, diğer Komisyonlarda da olduğu gibi, Çevre Komisyonu çalışmalarına katkı sağlama talebinde bulunan sivil toplum kuruluşları toplantılarımıza davet edilmektedir. Katkı ve katılımları sağlanmaktadır. Mesela, Kyoto Protokolü'nün onay sürecinde TBMM'nde grubu olan veya olmayan tüm partilerimizle, bağımsız vekillerimizle, sivil toplum kuruluşlarımız ve sanayicilerimizin önemli bir bölümü ile istişarelerde bulunduk ve desteklerini aldık. Kamuoyunu sürekli bilgilendirerek konunun yoğun bir şekilde gündemde yer almasını sağladık. Protokol TBMM Genel Kurulunda milletvekillerimizin çoğunluğunun oyu ile kabul edildi. Bu durum, gelecek kuşakların yaşam kalitesini artırmaya yönelik atılmış çok önemli bir adım olarak görülmeli.
Şu an çeşitli kanun ve yönetmelikler kapsamında, çevresel bilgiye erişim, halkın çevresel uygulamalara katılımının sağlanması, ceza konularında AB müktesebatı benzeri düzenlemeler ve uygulamalar mevcut. 2006 yılında Çevre Kanununda yapılan değişiklik ile de bu saydığınız unsurlar kısmen karşılanmış durumda. Ancak yeterli olmadığını da kabul edelim. Zaten AB'ne sunulan Müzakere Strateji Belgesi de AB müktesebatını bir plan dâhilinde içselleştirmeyi öngörüyor.
Az önce de belirttiğim üzere gerek kamu kurum ve kuruluşlarının çakışan ve örtüşen görevleri nedeniyle uygulamada yaşanan aksaklıkların giderilmesi, gerekse AB müktesebatıyla uyumlu izleme, denetim ve yaptırımın sağlanması için ulusal ve yerel düzeyde çevre alanında yeniden yapılanmanın ve kurumsal kapasitenin bir an önce artırılması gerekli.
Nisan-Haziran 2010YEŞİL BAKIŞ
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji
- Artık kokuların da yönetmeliği olacak
- Enerji verimlilik kanununda soru işaretleri
- Yerel yönetimlerde AB çevreciliği
MERCEK
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
- Avrupa Birliği'nin çevre felsefesi
KAPAK KONUSU
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü
- HES'ler, ekosistem ve Karadeniz
- Türkiye’nin biyoçeşitliliği: mevcut durum ve koruma gereksinimleri
- Müzakere sınavının gerçek başlangıcı çevre başlığı




