Salı, Mayıs 22, 2012
SÖYLEŞİ | Kyoto'ya doğru önemli adım
Share to Facebook Share to Linkedin 

Kyoto'ya doğru önemli adım

Dr. Oğuz Can

2012 ve sonrasındaki dönem, 2009’da Kopenhag’da şekillenecek yeni kurallara ve müzakerelerde Türkiye’nin yürüteceği etkin ve etkili politikalara bağlı

alt
SESSİZ VE TEMİZ: Bandırma'da 2006'da işletmeye giren 30 MW'lık
rüzgar enerjisi santrali, Türkiye'nin kurulu rüzgar enerjisi gücünü
%150 oranında artırdı. Aynı üretim fosil yakıtlarla yapılsaydı, yılda
70.000 ton sera gazı salınmış olacaktı.
(Fotoğraf: www.RESSİAD.COM.TR)

Avrupa Birliği’nin 31 Mayıs 2002 tarihinde onayladığı Kyoto Protokolü’nü, Türkiye bugünlerde TBMM’den geçirerek onaylama arefesinde. Türkiye bu önemli adımla bir yandan çevreci kimliğini uluslararası platformda belirginleştirmiş olurken, diğer yandan özellikle 2012 ve Kyoto sonrası (Post- Kyoto) dönem için zorlu bir müzakere sürecine de girmiş olacaktır.

Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne katılımının hemen ardından esneklik düzeneklerinden yararlanacağını düşünmek doğru değildir. Aksine, müzakere sürecinin ve Türkiye’nin özel şartlarının tanımlanmasının zorluğu, I. Taahhüt dönemi için kalan süre ve bu kalan süre içerisinde yeni projelerin geliştirilerek yatırıma dönüştürülmesi hususları göz önüne alındığında, 2012 yılına kadar geçerli olacak karbon ticareti şeklinin gönüllü piyasalar olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. 2012 ve sonrası dönem ise; 2009 yılı sonunda Kopenhag’da şekillenmesi beklenen yeni kurallara ve müzakerelerde Türkiye’nin yürüteceği etkin ve etkili politikalara göre gelişecektir.

Gönüllü karbon piyasaları

Bununla birlikte, Türkiye’nin karbon ticareti ile tanışmasının üzerinden iki yıl geçti. Kyoto Protokolü esneklik düzeneklerinden istifade edemeyen Türkiye, hali hazırda gönüllü karbon piyasalarında gönüllülük esasına dayanan projelerden sağlanan sera gazı (karbondioksit eşlenik) azaltımını satabilmekte ve projelerin finansmanına doğrudan katkı sağlayabilmektedir. Bu durum, yenilenebilir enerji gibi özellikle salım azaltım potansiyeli yüksek projelerde yatırımcıların ilgisini çekmektedir.

Bugün aralarında; ilk örneği oluşturan BARES Elektrik Üretimi A.Ş.’nin 30 MW’lık rüzgâr enerjisi santrali, Dardanel Elektrik Üretimi A.Ş.’nin 7.5 MW’lık jeotermal enerji santrali, Rotor Enerji Üretim A.Ş’nin 135 MW’lık rüzgâr enerjisi santralinin de yer aldığı onlarca proje, sağlamış oldukları salım azaltımlarını 2012 yılındaki I. Taahhüt dönemi sonuna kadar ‘Gönüllü Karbon Piyasalarında’ satarak, nakit akışlarını ve iç çevrim oranlarını iyileştirmiş durumdadır. Onlarcası da gelişim sürecindedir. Bu örnekler, yıllardır savunulan ‘düşük maliyetler üstlenilerek ve hatta finansman sağlayarak çevreci olunabileceği’ tezini güçlendirmektedir. Piyasa dinamiği; firmaların, kurumların ve bireylerin sosyal sorumluluk ve çevreci yaklaşımları sonucu iklim değişikliği etkisi açısından nötr (carbon neutral) olma isteği ve çabası içinde arz/ talep dengesine dayalı olmakla birlikte, gelişen gönüllü piyasada salım fiyatları, Kyoto Protokolü esneklik düzenekleri çerçevesinde yürütülen fiyatlara doğru hızla yaklaşmaktadır. Bu bağlamda, karbon ticaretinin geri ödeme süresi açısından cazip görülmeyen birçok yatırımı da öncelediği görülmektedir.

Yenilenebilir enerji yatırımları

alt

alt

Türkiye, ağırlıklı rüzgâr enerjisi projelerinde bir refleks olarak edindiği gönüllü salım ticareti deneyimini ayrıca enerji yoğun sektörlerde, imalat sanayi, ulaşım, ticarî bina ve konutlarda gerçekleştireceği enerji verimliliği projelerinde, yenilenebilir enerji yatırımlarında da içselleştirerek sürdürme çabası içerisine girmelidir.

2007 yılında %26.6’lık bir büyüme ile (19,696 MW yeni rüzgâr türbini ilavesiyle) dünyadaki toplam rüzgâr türbini kurulu gücü 93,849 MW’a ulaşmıştır. Bu artışta en büyük talep noktasını 5,216 MW yeni kurulum ile ABD oluşturmaktadır. AB ülkelerin-de rüzgâr enerjisi sektöründe yaklaşık 150,000 kişi istihdam edildiği göz önüne alındığında, rüzgâr yatırımlarının (özellikle yerli üretim olanaklarının oluşturulması ile beraber) Türkiye açısından yeni istihdam olanakları teşkil etmesi, enerji çeşitliliği sağlaması, artan petrol fiyatları karşısında dışa bağımlılığı azaltması bir fırsat olarak algılanmalıdır.

Enerji tarımı ile birlikte istihdam alanı sağlayan, biyogaz, biyoyakıt enerjisi, Avrupa Birliği’nin 2020 yılı %20 yenilenebilir enerji payı ve %10 biyoyakıt hedefinde önemli bir yer tutmaktadır. Biyoyakıt enerjisi bitkisel ve hayvansal kaynaklardan üretildiği için enerjide dışa bağımlılığı azaltıcı yönde doğrudan olumlu etkisi bulunmaktadır. Almanya’da 2007 yılı itibariyle kurulu gücü 1,270 MW’ı bulan 3,700 adet biyogaz tesisi bulunmaktadır. Almanya’nın 2020 yılı biyogaz kurulu güç hedefi ise 9,500 MW olarak belirlenmiştir. Hali hazırda başarılı uygulamaların da yer aldığı Türkiye’de, yaklaşık 26.5 milyon hektar olan ekilebilir arazi büyüklüğü göz önüne alındığında değerlendirilebilecek önemli bir potansiyel ortaya çıkmaktadır.

İklim değişikliğinin ekonomi üzerine olan etkilerinin incelendiği Stern Raporu’nda, hiçbir önlem alınmadığı takdirde, iklim değişikliğinin özellikle çevre, gıda, su ve sağlık üzerine olumsuz etkilerinin ekonomiye olan yansımasının gelişmekte olan ülkelerde daha büyük olacağı ifade edilmektedir. İklim değişikliğinin getireceği ilave maliyetlerin gelişmiş ülkelerde gayri safi yurt içi hâsılanın (GSYİH) %20’sine ulaşması beklenmektedir. Diğer yandan raporda, iklim değişikliği etkilerinin azaltımına yönelik yapılacak sera gazlarının azaltımı çalışmaları maliyetlerinin etkisi ise GSYİH’nın %1’i ile sınırlı olabileceği ifade edilmektedir.

Vattenfall şirketinin ton başına uygulama maliyetleri ve azaltım miktarlarına dair yapmış olduğu araştırmaya göre; 2030 yılına kadar 40 avro/ ton’dan az maliyetle sera gazı salım azaltımı sağlayacak faaliyetler: binalarda yalıtım iyileştirilmesi, ticarî araçlarda yakıt verimliliğinin artırılması, aydınlatma, soğutma, su ısıtma ve biyoyakıtlar olarak sıralanmıştır. Yedi Gigaton salım azaltımı, sıfır veya negatif maliyetle (yani herhangi bir ek maliyet üstlenilmeksizin) sağlanabilmektedir.

Salım ticaret planı

Avrupa Birliği, 2005 yılında bağlayıcı yönetmelik ile yayımlamış olduğu ‘Salım Ticaret Planı’ (ETS) ile sera gazı ticaretini AB içinde yeniden düzenlemiştir. ETS Planı kapsamında olan sektörler: enerji ve ısınma, rafineriler, demir-çelik, çimento, kimya sanayi, havacılık (iç hatlar 2011’den, dış hatlar 2012’den itibaren) olarak belirlenmiş; 2009 yılında gerçekleştirilecek CO2 izinleri dağıtımı ile ikinci faza geçilmesi planlanmıştır. Havacılık sektörünün de ETS’ye dahil olması ile, ilave 198 milyon ton salım artışı beklenmektedir.

Sektörel salım izinlerinin dağıtılması ile ilgili kurum, kuruluş ve şirketler müsaade aldıkları miktar kadar salım yapabilecek, tahsis edilen kotalarının üzerinde salım için kota veya salım azaltım sertifikası satın alacaklardır. Örneğin bir termik santral verilen iznin üzerinde salım oluşturarak yapacağı her üretim için CO2 kotası satın almak durumunda kalacak ve ortalama birim üretim maliyeti de artmış olacaktır. Diğer deyişle, salım azaltımı sağlayan, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji vb. projelerde, salım kotası veya sertifikası satın alınmak zorunda kalınacak, böylece iklim dostu yatırımlar desteklenmiş olacaktır. Tüm dünyadaki enerji yatırımlarının finansal analizlerinde CO2 maliyeti hali hazırda yerini almış durumdadır.

Özetle; Türkiye Kyoto süreci ile beraber sürdürülebilir kalkınma hamlesini daha çevreci, daha verimli yatırımlar ile sürdürülebilir kılabilecektir. Bu süreçte merkezi hükümet kadar, sivil toplum örgütleri, üniversite ve iş dünyası gibi tüm paydaşların ortak politikalar geliştirmesi gerekmektedir.

Dr. Oğuz Can, İSTAÇ A.Ş. Sistem Geliştirme Müdürü

Nisan-Haziran 2008

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama