Salı, Mayıs 22, 2012
SÖYLEŞİ | Avrupa Birliği sürecinde Çevre ve Sivil Toplum
Share to Facebook Share to Linkedin 

Avrupa Birliği sürecinde Çevre ve Sivil Toplum

Yeşim A. Çağlayan

Çevre için Avrupa kavramı içinde Türkiye’nin de en az, üye Avrupa ülkeleri kadar yeri var.

Türkiye’de tüm paydaşların Avrupa Birliği (AB) süreçlerine katılımı ve AB’nin bu çalışmalara desteği 90’ların başında başladı ve Türkiye’nin AB üyeliğine aday olmasıyla pekişti. Türkiye’de AB etkisi olmadan da yapılan işler olmasına rağmen, AB süreci daha fazla projenin gerçekleştirilmesine ön ayak oldu. Her ne kadar, sivil toplum kuruluşlarının (STK) bir bölümü bu sürecin olumsuz yönlerinin olduğunu düşünse de, süreç hemen hemen tüm STK’lar tarafından yakından izleniyor. AB’nin desteği, projeler aracılığı ile maddî olduğu kadar, sürecin bir öğrenme süreci olması dolayısıyla kapasite geliştirme açısından da önemli.

Türkiye’de Sivil Toplum

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) tarafından da yapılan araştırmalarda da göze çarpan bir gerçek Türkiye’de sivil toplum anlayışı ve geçmişi diğer Avrupa ülkelerinkinden farklılıklar göstermektedir. Yine STGM’nin çalışmaları gösteriyor ki, STK’lar arasında işbirliği ve iletişim eksiklikleri AB uyum sürecinde sivil toplum diyaloğunu da zorlayan özellikler arasında. Buna rağmen Türk STK’ları uzun süredir AB-Sivil Toplum Diyaloğu sürecine etkin olarak katılma çabasında. STK’ların çoğu proje odaklı bir çalışma anlayışını benimsemeye başladı. Bu projeler konu ve yöntem olarak çeşitlilik gösteriyor. Belli bir konuya odaklı araştırma projelerinin yanı sıra geniş anlamda ses getiren ve sürece katkıda bulunan çalışmalar da mevcut. Özellikle ulusal boyuttaki STK’lar, hem projeler aracılığıyla AB sürecini destekleyen çalışmalar yürütüyor, hem de AB-Sivil Toplum Diyaloğu aracılığıyla görüş, beklenti ve sorunlarını AB’ye iletiyor, bilgi alışverişiyle diğer ülkelerin tecrübelerini ve AB’nin tavsiyelerini Türkiye’ye taşıyor.

Türkiye ve ‘Çevre için Avrupa’

Türkiye’deki çevre STK’ları ele alındığında, bugüne kadar çoğunlukla kamuoyu bilinçlendirme, doğa koruma ve araştırma çalışmalarına odaklandığı söylenebilir. AB üyelik sürecinde de çoğunlukla bu alanlarda çalışılıyor, diğer alanlar ise fazla ilgi görmüyor.

Ülkemizdeki beş çevre platformunu (Doğu Karadeniz, Batı Karadeniz, Marmara, İç Anadolu ve Doğu Akdeniz Çevre Platformları) bir çatıda birleştirmeyi hedefleyen Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) Genel Koordinatörü Doç. Dr. Tanay Sıdkı Uyar da bu bağlamda, STK’ların süreçten yararlanamamasının ve pozisyonunu iyi belirleyememesinin büyük kayıplara yol açtığını savunuyor.

Doğa Derneği, Doğa Koruma Politikaları Koordinatörü Gökmen Yalçın, “AB uyum sürecini başından beri, ulusal politika ve yaklaşımların yenilenmesi, gözden geçirilmesi, tartışılması ve yeni anlayışların üretilerek uygulamalara yansıması için bir fırsatlar süreci,” olarak gördüklerini vurguluyor ve devam ediyor: “bu vizyon ve boyutu çalışmalarımızın tümüne yansıtmaya çalıştık, her çalışma hazırlığında AB uygulamalarıyla ortak noktaları gözden geçiren ve değerlendirmesini yapan bir tutum sergiledik.”

Buna karşılık TÜRÇEP ağırlıklı olarak, Çevre için Türkiye ve Türkiye için Çevre görüşüne yoğunlaşıyor. AB sürecinde yanlış adımlar atılmamasını ve Türkiye’nin AB’ye, doğru soru ve taleplerle gitmesi gerektiğini savunan TÜRÇEP süreçte bilgi edinmekten çok Türkiye’nin beklentilerini iletmek görevini üstleniyor.

Yeni STK Forumu

Forum, AB tarafından finanse edilen ve AB Çevre Genel Müdürlüğü ile STK’lar arasında şeffaflığı ve iletişimi artırmayı; genişleme ve AB çevre politikalarını geliştirmesi süreçleri hakkında STK’ları bilgilendirmeyi amaçlayan bir yapıya sahip. Forum ayrıca;

- STK’ların, yeni AB çevre politikalarının geliştirilmesi ve bu politikaların aday ve Güneydoğu Avrupa ülkelerine etkileri hakkında görüşlerini almayı;

- STK’larla birlikte, genişleme sürecinde nasıl daha aktif ve yapıcı bir rol üstlenebileceklerini araştırmayı; ve

- STK’lara çevre politikaları alanında AB ile iletişim kurabilecekleri ve diğer STK’larla görüş alış verişinde bulanabilecekleri bir platform oluşturmayı amaçlıyor.

Yeni STK Forumu Projesi, Avrupa Çevre Ajansı (EEB) tarafından yürütülüyor ve proje kapsamında EEB, Polonya’dan Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (ISD) ile yakın çalışıyor. Proje, Türkiye’de de STK’ların süreci izlemesiyle özellikle görünür hale geliyor.

Proje kapsamında oluşturulan forum bu amaçlara yönelik olarak; AB Çevre Genel Müdürlüğü, üye STK’lar ve hedef ülkelerden diğer paydaşlar arasında bilgi paylaşımını sağlayacak bir e-posta formu, belirlenen 20 STK’nın katılımıyla düzenlenen yıllık toplantılar, konuyla ilgili tüm bilgileri içeren bir web sitesi ve üye STK’lar ve hedef ülkelerden diğer STK’ların projelerinin veri tabanını içeren bir yapıda. .

Foruma Arnavutluk, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ Makedonya, Romanya, Sırbistan, ve Türkiye’den toplam 20 STK kayıtlı. Yine bu ülkelerden bu 20 üye STK’ya ek olarak toplam 39 STK da ilgili olarak kayıtlı. Türkiye’den üye KADOS, TEMA ve BUĞDAY, bu süreçte edindikleri bilgi ve deneyimleri Türkiye’deki diğer STK’larla da paylaşmak, onların görüşlerini AB ve diğer ülkelere iletme görevini üstleniyor. “Örnek vermek gerekirse,” diyor AB-STK Forumunu da yakından takip etmekte olan TEMA Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Yeşim Erkan, “geçtiğimiz yıl katıldığımız toplantı sonrası, Katılım Öncesi Mali Araç (IPA) hakkında yapılan ayrıntılı sunumlar ve yapılan tartışmalar doğrultusunda STK’ların da sürece katılımlarının artırılması amacıyla, ilgili kurum ve kuruluşlara Temmuz 2006’da bir mektup ilettik ve IPA stratejisinin oluşturulması na sivil toplumun katılımını sağlayacak mekanizmanın oluşturulmasını ve işlerlik kazanmasını talep ettik. Toplantı çıktılarını ve mektup örneğini STK e-grupları aracılığıyla STK temsilcileriyle paylaşıyoruz. TEMA web sitesinde toplantı çıktıları nı duyuruyoruz.” Türkiye’nin AB uyum süreci kapsamında çevre politikalarını, ileride gerçekleştirilecek yatırımları ve alınacak kararları izlemesi bu forumun da önemli çıktılarından biri olacak.

Bu yeni STK forumunun yanı sıra Türkiye’de başka girişimler de var. Buğday, ÇEKÜL, Doğa Derneği ve TEMA işbirliği ile kurulan kısaca ABce olarak bilinen Türkiye’nin Tarım ve Çevre İttifakı, su politikası, kırsal kalkınma, bilgi edinme hakkı ve biyogüvenlik alanında çalışmalar yürütüyor.

Amacı, “AB müzakerelerinin tarım ve çevre başlıkları ile ilgili yapılacak mevzuat çalışmaları doğrultusunda Türkiye’nin AB yaklaşımlarını izlemek, değerlendirmek, gerektiğinde görüş ve öneriler geliştirerek bu süreçte Türkiye’nin çevre ve tarım başlıkları ile ilgili konularda etkin olmasına destek veren kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı bir rol üstlenmek” olan ABce girişiminin (www.ABce.org.tr) sekreterya görevini de yürüten Doğa Derneği’nden Gökmen Yalçın, girişim bünyesinde STK’ların uyum sürecini ülkemizin gerçekleriyle değerlendirmek ve sorunlara çözüm önerileri geliştirmek amacıyla çalıştıklarının altını çiziyor ve ekliyor, “bu süreçte Türkiye’nin Su Reçetesi yayımlanmış, su politikamız ve AB sürecinin birlikte değerlendirildiği bir ortak bildiri hazırlanmıştır.”

alt
AVRUPA İLE BULUŞMA: Doğa Derneği'nin Türkiye'den eşsiz
görünümlere yer verdiği fotoğraf sergisi, Avrupa
Parlementosunun en kalabalık açılış törenine sahne oldu.
(Fotoğraf: Doğa Derneği)

AB Sürecinde Türkiye’de

AB projeleri, Türkiye’de özellikle de çevre sektöründe işbirliği kültürü geliştirme anlamında önemli bir destek oldu. Proje başvurularında ön koşul olan, gerek STK-STK, gerek STK’ların başka kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapma koşulunun bu anlamda pekiştirici bir etkisi oldu.

Projelerin yanı sıra, STK’ları düzenli olarak bir araya getiren ve fikir paylaşımını teşvik eden etkinlikler de önemli bir etken. Yeşim Erkan, “gerek Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından, gerek STK’lar tarafından başlatılan girişimler bence umut verici,” diyor ve devam ediyor “benim düşüncem bu işbirliklerinin daha da artması ve yine, yeni üye olan Bulgaristan’da STK’ların süreç içinde edindiği tecrübeler sonunda gerçekleştirdiği gibi, tüm çevre STK’larını bir araya getirip, görüş ve bilgi alışverişini sağlayacak bir platform, en azından elektronik bir platform oluşturulmasının faydalı olacağını” belirterek sürecin ihtiyaçlarını da tanımlıyor. Habitat konferansı öncesinde 1990’ların ortalarına doğru oluşan çevre kozasının en önemli hedeflerinden biri olan, çevre STK’ları arasında iletişim ağı oluşturulması fikri, geçen zaman içinde iletişim altyapısının çok gelişmesine karşın beklendiği ölçüde yaygınlaşamadı. TÜRÇEP Koordinatörü Uyar da işbirlikleri ve çözüme yönelik somut projelerin azlığından bahsediyor. Uyar, “Biz imtiyazlı ortaklık mı, tam üyelik mi istiyoruz bunu net bir şeklide ortaya koymalıyız.” diyor. Bu kapsamda imtiyazlı ortaklık kavramı- nın ne olduğunu ve neleri kapsayıp neleri dışladığının da net bir şeklide tanımlanması bir gereklilik. Bu kavramı ile ilgili olarak, ne bu formülü öneren Avrupa ülkelerindeki Türkiye üyeliği muhalifleri ne de Türkiye’deki ilgili çevrelerin yeterli bilgileri mevcut değil. Daha önce uygulanmamış olan bu imtiyazlı ortaklık kavramının netleşmesi için, uzun ve ayrıntılı çalışmalar yapılmasına ihtiyaç var. “Standartlar konusunda yapılan bir çalışma, Avrupa’daki nükleer atıkların Türkiye’ye gönderilmemesini sağlayacak bir çalışma yok. Biz TÜRÇEP olarak işin özüyle uğraşma taraftarıyız. Müzakere sürecinde standartlara uymayan ürünlerin Türkiye’ye gelmemesi için çalışıyoruz. AB uyum sürecinde yapılması gereken başka şeyler de var ama onlara AB tarafından çok az destek geliyor. TÜRÇEP olarak bu çalışmaları kendi imkanlarımızla gerçekleştirmeye çalışıyoruz,” diye devam ediyor Uyar. Gökmen Yalçın da, benzer bir şekilde işbirliklerinin artması ve sürecin devlet tarafından daha fazla desteklenmesi gerektiği görüşünde. Yalçın bu görüşünü, “… tüm ilgili kurumlarca ulusal düzeyde paylaşılan bir politikanın olmaması bu deneyim ve işbirliklerinin orta vadede bile etkili olmasını engellemekte,” sözleriyle açıklıyor.

Karar Alma Süreçleri

AB süreci ile birlikte, sadece Türkiye’de değil, diğer aday ve potansiyel aday ülkelerde de yasal süreçlere halkın ve STK’ların katılımı özel bir yer tutuyor. Yasaların uygulanması aşamasında kolaylı k sağlayacak olan bu zor süreç, her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de yavaş yavaş gelişiyor. Görüştüğümüz STK’ların fikirleri de bunu destekliyor. Buğday Derneği Yönetim Kurulu üyesi Zeynep Çelen Kuru, “katılımın yeterli olmadığını düşünüyoruz. Tam bilgilendirme yapılamadığını ve bunun geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz,” diyor. Yeşim Erkan’ın görüşü de benzer fakat Erkan, “AB sürecinin Türkiye’de çevre STK’larının karar alma ve izleme süreçlerine katılımını artıracağına inanıyorum,” diyerek özetliyor. Elbette bu süreçte gerek karar vericilere gerek bu sürece katılmak isteyen STK’lara büyük görev düşüyor. Uyar, “STK’ların bu sürece herhangi bir etkileri olduğunu düşünmüyorum,” diye konuşuyor ve ekliyor: “bizim gibi STK’lar muhatap olarak alınmıyor. Sadece bazı öğretim üyelerinin görüşlerine göstermelik olarak başvuruluyor.”

Bütün bu tartışmalar AB süreci ile birlikte başladı ve hâlen devam ediyor. Umuyoruz ki Türkiye’de Avrupa standartlarında çevre koruma çalışmalarına yönelik sarf edilen çabalar boşa çıkmayacak.

Temmuz-Eylül 2007

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama