Geleceğimizi götüren seller
Prof. Dr. Mikdat KadıoğluKüresel iklim değişimi ve plansız yerleşimler gibi yanlış arazi kullanımları sonucunda günümüzde çok daha fazla sele maruz kalıyoruz
İklim değişikliği ve yağış rejiminin değişikliğinden dolayı bulunduğumuz coğrafyadaki taşkın vakaları giderek aşırılıklar gösterse ve yarattığı tahribat artsa da asla, “daha önce burada hiç sel olmadı,” diyemeyiz. Dünya üzerinde yağmur yağmaya başladığından beri, çöller ve el değmemiş ormanlar dâhil dünyanın her tarafında seller olmaktadır. Seller, özellikle de âni oluşan şehir selleri, tayfunlar, hortumlar, kuvvetli rüzgârlar ve yıldırımlar gibi meteoroloji karakterli afetler her yıl çok daha fazla can ve mal kaybına yol açıyor.
Suyun bulunduğu yerde yükselerek veya başka bir yerden gelerek genellikle kuru olan yüzeyleri kaplamasına sel denmektedir. Sel sularının fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara neden olduğu, normal yaşamı ve faaliyetleri durdurduğu veya kesintiye uğrattığı, yerel imkânlarla baş edilemeyen durumlara da sel afeti denir.
Türkiye’de meteoroloji ve yerel yönetimler kontrol edemediği için sellerin adı, 'taşkın' ya da 'feyezan' olmuştur. Ancak her sel bir taşkın değildir. Yani sel olması için mutlaka bir derenin taşması gerekmez. Seller oluşma yerleri bakımından; Dere ve Nehir Selleri (taşkınlar), Dağlık Alan (Kuru Vadi) Selleri, Şehir Selleri, Kıyı Selleri ve Baraj Selleri olarak beşe ayrılır.
Son yıllarda sadece tropiklerdeki fırtınaların sayı ve şiddetinde değil; Türkiye gibi tropiklerin dışındaki ülkelerde de, şiddetlenen gök gürültülü sağanak yağışlardan dolayı şehirlerdeki âni sellerin sayı ve şiddetinde artış görülüyor. Bu yüzden seller, hızla çoğalan çarpık yerleşim bölgelerinde artık daha büyük afetlere dönüşebiliyor. Seller dâhil olmak üzere, 1990–2000 arasında meydana gelen doğal afetlerin sayısı, 1900–1940 yıllarında meydana gelenlerin 7 katından daha fazladır.
Türkiye'de sellerin etkisi
Avrupa ülkelerine kıyasla Türkiye, özellikle şehir sellerinden daha fazla etkileniyor. Yeşil alanların çok az olduğu büyük şehirlerimizde, özellikle binalar, yollar ve otomobiller için inşa edilen park alanları yüzünden yağışın toprağa sızması zorlaşmakta, şehirleşme sonucu, yüzeysel su akışı doğal yüzeylere göre 6 kat artabilmektedir. Eski mazgallar bu suları hemen tahliye edemez, cadde ve sokaklarımız kısa süre içinde derelere dönüşebilir.
Ülkemizde şehir selleri konusunda yeterince istatistikî bilgi mevcut değil. Ama örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl ortalama olarak 140 kişi sellerden ölmektedir. Bu ölümlerin yarısı otomobillerin içinde olmaktadır. Türkiye’de ise daha çok, sel yataklarına yerleşmiş ve sel konusunda gerektiği gibi uyarılmayan insanlar yaşamlarını yitirmektedir.
Devlet Su İşleri (DSİ), 578 adet baraj, gölet gibi su yapıları inşa ederek, ülkemizdeki akarsu sellerinin (taşkın) sayısını önemli ölçüde azaltmıştır. Ancak, Taşkın Yıllıkları incelediğinde, Türkiye genelinde 1956–97 yılları arası onar yıllık dönemlere göre nehirlere bağlı olan sel sayısı azalırken, ölüm sayısı ve maddî zararları n hızla arttığı görülür. Diğer bir deyişle, ülkemizde dere yataklarına müdahale ve yerleşimler, barajların sağladığı yararlardan daha fazla zarar vermektedir.
Ülkemizdeki sellerde ise, yanlış yerleşim ve altyapı eksikliklerinin yanı sıra, modern anlamda sel ve fırtına uyarısı yapılamaması sonucu çok fazla can ve mal kaybı olmaktadır. DSİ’ye göre, son 50 yılda yaşanan 1,768 taşkında, 1,344 kişi hayatını kaybetmiş, 260,000 hektar tarım arazisi etkilenmiştir. Ekonomik kayıplar ise yılda ortalama 100 milyon doları aşmaktadır.
İklim değişikliğinin payı
Şimdiye kadar sellerde rol oynayan tüm yağışlar normal atmosferik sistemler tarafından oluşturulmuştur ve bu böylece devam edecektir. Atmosferin doğası, yapısı ve karakteri budur; yani hava, havaî bir şeydir! Tüm sellerin nedenini, sadece son yıllardaki yanlış yapılaşma ve bitki örtüsünün yok edilmesine bağlayamayız. Bu durumda, daha eski yıllarda yaşanan sayısız büyük selin oluşumunu açıklamak mümkün olmaz. Diğer bir deyişle, aşırı yağışlar atmosferik nedenlerden oluşurken, bu yağışların sel afetine dönüşmesinin nedeni birden fazladır.
Fakat küresel ısınma, yağış şiddetinde kesin ve net bir şekilde büyük artışlara neden olmaktadır. Böylece artık şiddetli yağışlar, kuru su kanallarını veya küçük çayları, hemen gürül gürül akan tehlikeli sel sularına dönüştürebiliyor. Ayrıca eskiden, örneğin, yağan yağmur ve erimiş kar akımları, su toplama alanlarına herhangi bir müdahale ve afete neden olmaksızın serbestçe akıp gidebiliyordu. Artık günümüzde, küresel iklim değişimi, plansız ve bilinçsiz yerleşimler gibi yanlış arazi kullanımın bir sonucu olarak sellere çok daha fazla maruz kalmaktayız.
Sellerle mücadele
Sellerle mücadelede, akarsu yatağını düzeltmek, setler ve barajlar inşa etmek gibi sadece yapısal önlemlere başvurulmuyor. Romalılar'dan beri insanlar sellerle mücadele etmek için barajlar ve su bentleri inşa etme yoluna gitmiştir. 1950’li yıllardan sonra selden korunma kavramı büyük ölçüde değişmiştir. Artık büyük - küçük her dere ve nehir için bir baraj yapılamayacağı, şehir ve kıyı selleri gibi sellerin sadece nehirlerle ilişkili olmadığı görülmüştür. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerde doğru arazi kullanım politikaları, hidrometeorolojik gözlem ağları, meteoroloji radarı, otomatik akım ve yağış istasyonları ve hidrometeorolojik modeller sayesinde doğru ve erken nehir-göl-deniz su seviye tahmin ve uyarıları yapılarak, can ve mal kayıpları en aza indirgenebilmiştir.
Ülkemizde ise, meteorolojik sel gözetleme ve uyarıları ile birlikte su kaynaklarının yönetimi gereğince yapılamamaktadır. Çünkü ülkemizde sel tahmini için gerekli olan yağış miktarını Devlet Meteoroloji İşleri (DMİ), akışa geçen yağış miktarını ise DSİ ölçmektedir. Bu iki kamu kurumunun yanı sıra, akarsularda debi ölçümü yapan Elektrik İşleri Etüd İdaresi de (EİEİ) bu alandaki üçüncü kurumdur. Bu dağınık yapı, büyük kaynak israfı ile birlikte sel ve benzeri gözetleme ve uyarılarının ülkemizde gereği gibi yapılamamasına neden olmaktadır.
Şu an ülkemizde hizmet veren az sayıdaki yağış istasyonunun verileri gerçek zaman aralığında merkeze aktarılamamaktadır. Yine dere ve nehirlerdeki su debisini ölçmek için eskiden işletilen birçok Akım Gözlem İstasyonu da gereksiz nedenlerle kapatılmıştır. Bu nedenlerden dolayı, selleri önceden tespit edip kamuyu bilgilendirecek ve barajlardaki suyu yönetecek Sayısal Taşkın Modellerini de içeren Erken Uyarı Sistemleri gerektiği gibi mevcut değil.
Havza ölçeğinde toprağın nem durumunu, kar örtüsünü, fırtınanın etkili olma süresini, yağmış ve yağacak olan yağışın miktarlarını belirleyip, nehirlerdeki akışı ve yükselmeleri sayısal modeller ile bir bütün içinde sürekli olarak takip ederek sel ihbarları yapabilecek şekilde donatılmış ve görevlendirilmiş bir tek teknik kurum olmadığı sürece, taşkın ve baraj selleri de dâhil olmak üzere seller nedeniyle daha çok kayıplara uğrayacağımızı söyleyebiliriz.
Merkezi ve yerel kurumların rolü
Merkezi kurumların, akarsu havzaları içinde büyüyen yerleşimleri, açılan yeni yollar ve kurulan yeni tesisleri, elverişsiz tarı m yöntemleri ile toprakların yoğun bir şekilde kullanılmasını, akarsu ve derelerin yatakları içinde veya mücavirindeki taşkın riski taşıyan alanların iskâna açılmasını, daha önce inşa edilmiş taşkın tesislerinin üzerlerinin kapatılmasını ve açık mecraların kapalı mecralara dönüştürülmesini engellemesi gerekir. Ayrıca selden koruma tesislerine, yerel yönetimler ve vatandaşlar yeterince sahip çıkmalıdır.
Dere yataklarının ıslahı için DSİ, makine ve teknik donanım bakımından yeterli hale getirilmeli, dere yataklarında biriken rüsubatın zamanında yatak dışına çıkarılması sağlanmalıdır. Ayrıca belediyelerin dere içinde yatak düzenlemesini engelleyen genelgeler kaldırılmalıdır. Sel yatakları öncelikle belirlenerek sel risk haritaları hazırlanmalı ve sel yatakları asla imara açılmamalıdır.
Seller ile mücadelede, sadece yapısal ve mühendislik yaklaşımları kısmen uygulamak yetmez. Bütün bunların yanı sıra, sel yatağı zonları/ kamulaştırma/ yasalar, rölekasyon, özel kullanım ve yapı izinleri, nehirlere ait sulak alanların geri verilmesi, afet yönetimi ve sel sigorta gibi yapısal olmayan yöntemlerin de gerektiği gibi kullanılması şarttır.
Özetle seller ile mücadelede de bütünleşik bir bakış ve bir sistem dâhilinde kriz yönetiminden risk yönetimine geçmemiz gerekir. Sellere müdahale ve seller sonrası iyileştirmeden daha çok; selden önce sel zararlarının azaltılması ve hazırlığa büyük önem vermeliyiz.
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, İTU Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi
Temmuz-Eylül 2006
YEŞİL BAKIŞ
- Antroposen’e Hoşgeldiniz
- Dünya Caddesi İşgali
- Yaşam Dönüşümdür
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji
MERCEK
- Belediyeler için adım adım sera gazı salım envanterleri
- İklim Değişikliğinin Farkında Ol!
- Çevre Adalet(sizliğ)i
- Yeni kurallar: yeni oyun
- Gelecek için Hareket Etmeli
- İklim Müzakereleri Rayına Oturdu Mu?
- Cancun'da ilk hafta müzakerelerinin sonuna gelirken...
- Aralık İklimi
KAPAK KONUSU
- Dünyadan iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- Türkiye'den iklim dostu yerel yönetim uygulamaları
- İklimler değişiyor, kentler değişiyor mu?
- Türk özel sektöründe karbon salım yönetimi
- Yeni Ev Ödevi: Karbon Yönetimi
- İklim değişikliğinde son düzlüğe girmeden Dünya ve Türkiye
- Hidroelektrik santrallerinin olası etkileri
- HES’lere karşı hukukun gücü





