Salı, Mayıs 22, 2012
SÖYLEŞİ | İlk çözüm enerjiyi verimli kullanmaktır
Share to Facebook Share to Linkedin 

İlk çözüm enerjiyi verimli kullanmaktır

OECD - Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Ekonomik Analiz Şubesi Başkanı Dr. Fatih Birol, Yeşil Ufuklar ile söyleşisinde diğer adımlar atılmadan, enerji krizinin birinci çözümü olarak nükleer enerjiyi görmenin yanlışlığını vurguluyor 

alt
Fotoğraf: IEA ARŞİVİ

Dünyadaki enerji dengeleri çok hızlı bir şekilde değişiyor. Kuzey Denizi'ndeki petrol yatakları kurudu, Avrupa ve Amerika'daki doğal gaz yatakları son derece verimsiz hâle geldi, petrol üretimi düştü. Kuveyt, Irak, Venezüela, Rusya, Suudi Arabistan gibi birkaç ülke kaldı petrol ve gaz üretimi yapabilecek. Hepsi de jeopolitik sorunlarla karşı karşıya olduğu için petrol ve doğal gaz arzında iniş çıkışlar başladı. Dünyada petrol ve doğal gazın çıkarılabileceği yerlerin son derece sınırlı hâle gelmesiyle petrol fiyatlarının artışı son üç, dört senede daha da önem kazandı.

Türkiye'nin durumu

Türkiye gelişmekte olan bir ülke ve benzer bütün ülkeler gibi enerji talebi çok hızlı artıyor. Böyle yoğun enerji ihtiyacı olan ve bunu büyük ölçüde ithâl eden bir ülke için, dünyadaki fiyat artışları ve arz düzensizliği daha da önem kazanıyor. Sağlam enerji politikası olmadıkça, Türkiye ekonomisi fiyat dalgalanmalarından ciddî şekilde etkilenecektir.

Bugün Türkiye'de kişi başına tüketilen enerji, gelişmiş ülkeler ortalamasının çok çok altında olmakla birlikte, nüfus artışı, ekonomik kalkınma, şehirleşme-sanayileşme devam ettiği için çok fazla miktarda enerji ihtiyacı bulunmaktadır. Bu talep önümüzdeki yıllarda da artacak.

Ancak enerji kaynakları açısından baktığımızda Türkiye genelde fakir bir ülke. Kömür var ancak hem kalitesi düşük, hem de çevresel etkileri açısından uygun bir yakıt değil. Hidrolik potansiyelin bir kısmı kullanılıyor, bir kısmını kullanma planları var. Geriye, talep ile üretim arasındaki farkı kapatabilmek için ithalat kalıyor.

Türkiye’deki enerji politikaları

Enerjide dışa bağımlılık sorununu çok daha önceden ele almak gerekirdi ama maalesef yapılmadı. Türkiye ile benzerlikleri olan ülkeler daha iyi noktalara geldi. Örneğin hem kalkınma hızı, hem petrol kaynağı olmaması yönlerinden benzeyen Kore, yenilenebilir enerji, verimlilik artışı, nükleer enerji sayesinde son 20 yılda çok ciddi adımlar attı.

Aslında Türkiye'nin şansı çok fazla, öncelikle doğru politikaların, uzun vadeli enerji stratejilerinin saptanması gerekiyor. Bilinçli, kararlı, bilimsel hesaba dayanan; ekonomi, çevre ve dış politika gibi sahaların çıkarlarını gözeten bir yol bulunması lâzım.

Enerji üretiminde yapılacak seçimler 50 ilâ 120 yıl gibi uzun zaman dilimlerini kapsar; bu nedenle çevre, sanayi, ulaştırma gibi sektörleri göz önüne alacak bir enerji sektörü planlamasına ihtiyaç vardır. Bu da siyasî tercihlere göre değişmemeli, siyaset üstü bir nitelikte olmalıdır. Şimdiye dek böyle yapılmadığı için de Türkiye şu anda gerçekten zor bir duruma geldi.

Bence hükümetlerin öncülüğünde ama hükümetlerin dışında geniş bir katılım sağlayarak yeni bir yapılanmaya gidilmelidir. Türkiye'deki ekonomi ve sanayi sektörü, sivil toplum kuruluşları, mühendisler, bilimciler katılımcı ve canlı bir tartışma ortamında mutabakata varmalı, uzun vadeli bir politika belirlemelidir.

Enerji darboğazının çözümü

Türkiye'nin gerçekten kendi kendine yetebileceğine inanmıyorum, bu tamamen hayâl mahsulüdür. Ancak dışa bağımlılığını en aza indirebilir ve kontrolü eline alabilir. Üç önemli alanda atılacak adımlarla bunun sağlanabileceğini düşünüyorum.

Birincisi ve bence en önemlisi enerjinin daha verimli kullanılmasıdır. Türkiye aynı katma değeri yaratabilmek için AB ülkelerinin 2.7 katı daha fazla enerji kullanıyor. Bu son derece büyük bir fark. Enerji daha verimli kullanılabilirse bir anlamda talep artışı dizginlenebilecek demektir. Örneğin Kore enerji verimliliği konusunda son derece önemli atılımlar yaptı, Türkiye de yapabilir. Verimlilik artışı, bence enerji politikaları açısından çok önemli bir ipucudur, uygulamak için de kararlı bir siyasî irade gerekir.

İkinci alan yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Türkiye'de birkaç alternatif üretim alanı var üzerinde durulması gereken: büyük hidrolik santraller, rüzgâr, biyokütle ve güneş ile, Türkiye'de zaten uzun süredir önemli bir alternatif olarak bilinen ve gerektiği gibi kullanılmasını umduğum jeotermal enerji.

Türkiye'nin yenilenebilir enerjisi

Türkiye'nin yenilenebilir enerji potansiyeli büyük. AB yenilenebilir enerjinin toplam enerji kullanımındaki payını %12'lere getirmeyi hedefliyor. Türkiye için de böyle bir hedef uygun olacaktır. Ancak yatırımların fizibilitesi yapılmalı ve ekonomik olup olmadıklarına bakılmalıdır. Yenilenebilir enerji kaynakları, iki önemli üstünlüğü göz önüne alınarak resmi politikalarla desteklenmelidir: dışa bağımlılığı azaltması; ve çevre açısından diğerlerine göre daha temiz olmasıdır. Ancak destek sağlarken pazarda haksız rekabet yaratmamak gerekir.

Türkiye’nin nükleer enerji sorunu

Türkiye bunlardan sonra üçüncü olarak da nükleer enerjiye bakabilir. Ancak nükleer enerjiye, ilk iki yolu uyguladıktan sonra başvurmak gerekir, yoksa nükleer enerji her darboğazda çözüm beklenecek bir enerji türü değildir.

Nükleer enerji üretiminde Türkiye açısından üç sorun bulunuyor:

1. siyasetçi ve uygulayacak konsorsiyum yer seçimi konusunda saydam bir politika izlemelidir. Santralin yeri toplumun bütün kesimlerinin bilgisi ve onayı ile kararlaştırılmalıdır.

2. nükleer atıkların nasıl bertaraf edileceği, hangi koşullarda, nerede, ne süreyle saklanacağı daha başından hesaplanmalı, toplum bilgilendirilmeli ve ikna edilmelidir. Hem yer seçiminde hem de atık konusunda anahtar kelimenin saydamlık olduğu unutulmamalıdır.

3. nükleer santral maliyetleri oldukça yüksektir. Orta boy bir nükleer santralin maliyeti yaklaşık 2.5-3 milyar dolardır; bu da Türkiye gibi ekonomik krizlerden yeni çıkmış bir ülke için oldukça yüksektir. Türkiye ekonomisine yansımalarını çok dikkatli hesaplamak lâzımdır.

Nükleer enerji üretmek isteyen bazı ülkelerin uluslararası düzeyde karşılaştığı sorunlarla kıyaslayacak olursak, hem Birleşmiş Milletler, hem OECD hem de Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAE) gibi uluslararası camianın mensubu olması itibariyle Türkiye'nin önemli bir sorunla karşılaşacağını sanmıyorum.

Önümüzdeki 15 yıl içinde yapımı planlanan 3-4 nükleer santral gerçekleşirse, enerji üretiminin ancak %7-8 civarında bir kısmını karşılayacaktır.

Ne verimlilik, ne yenilenebilir enerji ne de nükleer tek başına enerji sorununu çözemez. Bunların hepsini göz önüne alan, ülke çıkarları doğrultusunda bütünleştiren bir enerji politikası üretmek lâzımdır. Ancak ciddi politikalar uygulanırsa bağımlılığın azaltılması mümkün.

Dolayısıyla önümüzdeki yıllara baktığımızda Türkiye'nin yapması gereken en önemli işin, bir an evvel ulusal bir enerji stratejisi belirlemek olduğunu söyleyebilirim.

Ocak-Mart 2006

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama