Sağlıklı çevre için nitelikli projeler
Dr. Merih KerestecioğluAB çevre standartlarını yakalamak için gerekli yatırım miktarı spekülasyondan öteye geçmiyordu. Çalışmalar, darboğazın finans kaynaklarında olmadığını gösteriyor.
Türkiye’nin çevre sektöründeki mevcut yatırım stoku ve gelişmiş ülkeler düzeyine çıkmak için gerekli ek yatırım harcamalarının miktarı yıllardır tartışılmakta ve çok farklı rakamlar spekülatif olarak konuşulmaktadır. Çevre ve Orman Bakanlığı'nın yönetiminde ENVEST Planners tarafından Kasım'da tamamlanan Yüksek Maliyetli Çevre Projelerinin Planlanması, bu konuda en doğru sonuçlara ulaşarak spekülasyonlara son veriyor.
Türkiye için bir çevre yatırım maliyet modeli geliştirmek, öncelikle temel varsayımlarda uzlaşmayı gerektiriyor. Söz konusu çalışmada geniş bir veri tabanı üretildi ve Türkiye’nin yüksek maliyetli direktifleri ilgilendiren tüm yatırımları detaylı olarak analiz edildi. Maliyet analizi aşamasında da yerel ve yabancı maliyetler ayrı ayrı değerlendirildi ve verilerin tamamı piyasadan toplandı.
Çalışmalar, Türkiye’nin AB’ye katılım hedef yılı olan 2014 sonrasında bazı direktifler için 10 yıla varan geçiş süreci isteyebileceğini ve toplam uyum maliyetinin yaklaşık 70 milyar avro düzeyinde olacağını gösteriyor. Bu maliyetlerin yıllara dağılımı, tabloda milyar avro olarak verilmektedir. Bu maliyetlere müktesebatın yansıtılması ve kurumsal çalışmalar gibi yatırım dışı maliyetlerin de eklenmesi gerekecektir. Ancak çalışmada, yatırım dışı maliyetlerin, toplam maliyete oranının çok düşük olacağı sonucu çıkmaktadır.

Projeden çıkan önemli bir sonuç da, ilk bakışta oldukça yüksek olan bu maliyetlerin karşılanmasının imkânsız olmadığıdır. Türkiye, ekonomik krize girdiği 1999'a kadar Gayri Safi Yurt İçi Hasılası'nın (GSYİH) yaklaşık %0.7'sini (kamu bütçesi ve yerel yönetimler dahil) çevre sektörü yatırımlarına harcamış ve özellikle içme suyu yatırımlarında önemli yol alınmıştır. Türkiye’nin bugün yaklaşık %0.3 olan çevre yatırımı/ GSYİH oranının 2010'a dek düzenli artarak 2010'da %0.5 mertebesine ulaşacağı varsayılmıştır. Her iki değer de 1990'lardaki düzeyin altındadır. Ayrıca yılda ortalama %5.1 GSYİH artışı sağlandığı varsayılırsa, yatırımlar için gerekli kaynağın çok önemli bir kısmının bulunması mümkündür.
Özel sektör yatırımlarının önemli bir kısmı entegre kirlilik önleme ve kontrol yöntemleriyle atık azaltımı ve arıtılması konusunda sanayi tarafından yapılmak zorundadır. Sanayi için yapılan araştırmalar, sanayinin GSYİH’sının %0.6’sını uyum yatırımlarına ayırmak zorunda olduğunu göstermektedir. Aslında yeni aday ülkelerin bir çoğunda bu değer daha yüksektir. Ancak sanayinin rekabet şansını azaltmamak için bu değer makûl düzeyde tutulmuş ve daha uzun geçiş süreleri hedeflenmiştir.
Bu süreçte AB’den azımsanamayacak bir hibe katkısı beklenmektedir. AB bütçesi halen onaylanmadığı için kesinleşmemiş olan hibe programları, aday ülkelerin sayısının azaldığını ve gelecek yıllarda daha da azalacağını göz önüne alarak, ve geçmişteki hibe programlarına bakarak bazı öngörüler geliştirilmiştir. Şu anda yılda 300 milyon avro olan AB hibe katkısının katılımı izleyen yıllarda 1 milyar avroya kadar artması ve bütçenin ağırlıklı olarak ulaşım ve çevre sektörlerine harcanması beklenmektedir.

Türkiye’nin yaklaşım sürecindeki ihtiyaç ve kaynak öngörüleri grafikte görülmektedir. Görüldüğü gibi, öz kaynak ve hibeler dışında oluşan açığın borçlanarak kapatılması gerekiyor. Ancak Türkiye’nin borç alabilme ve ödeyebilme kapasiteleri düşünülürse borçların süreci etkileyecek bir önemde olmadığı anlaşılır.
Bu analiz, finansın, sanılanın aksine sınırlayıcı faktör olmadığını ancak başka önemli sınırlayıcılar olduğunu ortaya koyuyor. Görünüşe göre, çözülmesi gereken en önemli sorun karşılayabilirlik ve ihtiyaç oranının dengesiz dağılımıdır. Analizler yerleşim birimi büyüdükçe yatırımların geri dönüş süresinin azaldığını, nüfusu yüz binin altındaki birimlerde yatırımların karşılanabilirliğinin mümkün olmadığını gösteriyor. Bunun çözümü için bölgesel altyapı idarelerinin oluşturulması zorunludur.
Finansın kendisi darboğaz teşkil etmemekle birlikte finansı talep edecek nitelikteki proje üretiminin darboğaz olduğu aşikârdır. Gerek yerel yönetimler gerek devlet kuruluşları finans ve hibe istemlerini yeterli nicelik ve nitelikteki projelerle talep etme konusunda henüz yeteri ehliyete sahip değildir. Kısa dönemin önemli darboğazlarından biri arz değil talep eksikliği olacaktır.
Son olarak çevre konusundaki müktesebatın yansıtılmasında, özellikle su sektörü dahilinde tereddütler olmasının ve kurumsal yapılanmaların ertelenmesinin, Türkiye’ye önemli gecikmeler ve maliyetler getirebileceğini unutmamak gerekir.
Dr. Merih Kerestecioğlu, COWI Anadolu Genel Müdürü
Ekim-Aralık 2005
YEŞİL BAKIŞ
- Antroposen’e Hoşgeldiniz
- Dünya Caddesi İşgali
- Yaşam Dönüşümdür
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji





