Salı, Mayıs 22, 2012
YEŞİL BAKIŞ | Yasal Boyut | Yenilenen yasal altyapı
Share to Facebook Share to Linkedin 

Yenilenen yasal altyapı

Başak Ersen

Yeni Vakıflar Kanunu, çevre oluşumlarının vakıflaşma olanağını artırıyor

Avrupa Birliği uyum sürecinde sivil toplum ve STK'lara yönelik iyileştirmeler kapsamında yeni Dernekler Kanunu'nun 2004 yılında yürürlüğe girmesi sivil toplum tarafından heyecanla karşılanmıştı. Dernekler Dairesi'nin sivilleşerek polis kontrolünden çıkarılması, dernek kurucuları üstündeki kısıtlamaların azaltılması ve kuruluş şartlarının hafifletilmesi, özellikle uygulamada karşılaşılan keyfî muamelenin giderilmesi ile birlikte dernek sayısında dikkate değer bir artış olmuştu. Dernekler Dairesi Başkanlığı'nın adresli web sitesindeki resmi verilere göre, 2004'te 69,439 olan faal dernek sayısı 2008'de 79,661'e yükselirken; derneklerin üye sayısı da 5,250,000 seviyesinden 8 milyon seviyesine yükseldi. O dönemde gelişen birçok çevre girişimi de faaliyetlerini bugün dernek çatısı altında sürdürüyor.

4-3-meclis
VAKIFLARA MODERNLİK: Yeni yasa, sivil toplum kuruluşlarının daha modern bir yapıya kavuşması için gerekli yasal altyapıyı sunuyor.
(Fotoğraf: www.meclishaber.gov.tr)
Dernekler için edinilmiş kazanımların vakıflara yansıması ise 27 Şubat 2008 tarihinde yürürlüğe giren yeni Vakıflar Kanunu ile sağlanmış gibi gözüküyor. Vakıflar Kanunu kamuoyunda genel olarak siyasî bir çerçevede tartışılmış ve genel bir kafa karışıklığı yaratmış olmakla birlikte, özellikle Cumhuriyet döneminde kurulmuş ‘yeni vakıflar' olarak tanımlanan ve hepimizin gündelik hayatımızdan bildiği, hatta çalışmalarına destek verdiği vakıflar için getirdiği yenilikler tartışılmaz nitelikte.

Eski mevzuatla kıyaslandığında ve özellikle anti-terör ve kara para aklama tedbirleri nedeniyle Batı ülkelerinde bile hızla artan denetleyici uygulamalar ile karşılaştırıldığında, yeni kanunun oldukça iyi bir yerde durduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının daha modern bir yapıya kavuşması için gerekli yasal altyapının oluştuğunu söylemek artık çok iddialı değil. Bu durum, ülkemizde etkili fakat sayısı oldukça az olan çevre vakıflarının sayısının artmasına zemin de hazırlayabilir.

Her ne kadar ülkemizdeki çevre kuruluşlarının büyük çoğunluğu dernek yapısı çerçevesinde örgütlenmiş olsa bile, Anayasa Mahkemesi'nin 2008/ 92 sayılı ve henüz kamuoyunda pek tartışılmamış kararıyla vakıflarda üyeliğin önünü açması da STK'lar için yeni açılımlar getirebilir. Ülkemizde birçok vakfın yeni üye alamamaları sebebiyle maddî zorluklar yaşıyor olması bilinen bir gerçek. Diğer taraftan, dernek olarak örgütlenmiş yapılarda da yönetim organları ile üyeler arasında zaman zaman anlaşmazlıklar olması ve bunun dernekleri iş yapamaz hale getirmesi de sıklıkla rastladığımız bir durum.

Bu karardan sonra, yeni ortaya çıkacak kuruluşların dernek yerine vakıf modelini tercih etmesine önümüzdeki günlerde belki daha sık rastlayacağız. Böyle bir gelişmenin ülkemizdeki sivil toplum kuruluşlarına etkisinin olumlu mu yoksa olumsuz mu olacağına ise ancak zaman içinde tanık olacağız.

Kuruluşun türü, büyüklüğü veya maddî gücünden bağımsız olarak üstünde istisnasız çalışılması gereken konu ise toplumun desteğinin kazanılması gerçeği olarak öne çıkıyor. Özellikle çevre kuruluşlarının göreceli olarak az sayıda olmaları toplumdan arzu edilen düzeyde maddî ve manevî destek görmemeleri, geniş bir kesim tarafından pek tanınmamaları, birkaç büyük vakıf ve dernek haricinde yaptıkları işlerin kamuoyu tarafından bilinmemesi, üstünde durulması ve değiştirilmesi için çaba sarf edilmesi gereken konuların başında geliyor.

Bu noktada hepimize, özellikle de çevre gibi hayatî bir konuda ülkemizde önemli bir bilinçsizlik olduğunun farkında olan ve bu amaç için çabalayan kişilere büyük bir görev düşmekte: Yılmadan çalışmak ve ülkemizde çevre bilincinin kazanılması için gerekli olan her şeyi yapmak. Şu gerçeği aklımızdan hiç çıkartmamalıyız: mevzuat mükemmel olmayabilir, uygulamadaki sorunlar veya bürokratik engeller bizi yıldırabilir fakat tüm bu sorunlar son kertede aşılabilir ancak çevre sorunlarına ilgisizlik, bu konulardaki bilgisizlik hakkında bir şeyler yapamazsak yakında değiştirebileceğimiz bir çevremiz de kalmayacak.

Avrupa Birliği uyum sürecinde sivil toplum ve STK'lara yönelik iyileştirmeler kapsamında yeni Dernekler Kanunu'nun 2004 yılında yürürlüğe girmesi sivil toplum tarafından heyecanla karşılanmıştı. Dernekler Dairesi'nin sivilleşerek polis kontrolünden çıkarılması, dernek kurucuları üstündeki kısıtlamaların azaltılması ve kuruluş şartlarının hafifletilmesi, özellikle uygulamada karşılaşılan keyfî muamelenin giderilmesi ile birlikte dernek sayısında dikkate değer bir artış olmuştu. Dernekler Dairesi Başkanlığı'nın adresli web sitesindeki resmi verilere göre, 2004'te 69,439 olan faal dernek sayısı 2008'de 79,661'e yükselirken; derneklerin üye sayısı da 5,250,000 seviyesinden 8 milyon seviyesine yükseldi. O dönemde gelişen birçok çevre girişimi de faaliyetlerini bugün dernek çatısı altında sürdürüyor.

Başak Ersen, Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) Proje Koordinatörü / STK Hukuk Uzman

Temmuz-Eylül 2008

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta
 
© 2010 BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ - REC TÜRKİYE       Web uygulama