Yasanın kestiği ormanlar
Yücel ÇağlarKalıcı yanıtların bulunabilmesi için uygun kurumsal ve hukuksal yapılar gerekli
‘Olumsuz’ sonuçlar vereceği düşünülen eylemlerin önlenebilmesi için akla ilk gelen çözüm, çoğunlukla ‘gerekli hukuksal düzenlemelerin yapılması’ oluyor. Hukuksal düzenlemelerin, deyiş yerindeyse Tanrı buyruğu gibi algılanmasından, gerektiğince sorgulanmamasından kaynaklanan bir yanılgı bu. Oysa, küçücük bir sorgulama bile, çeşitli olumsuzluklara yol açan etmenlerin başında hukuksal düzenlemelerin geldiğini açıklıkla ortaya koyuyor.
Örneğin, 1982 Anayasası’nda da devlet, ormanların korunması ve genişletilmesiyle görevlendirilmiş; ‘devlet ormanı’ sayılan yerlerin mülkiyetinin devredilememesi, devlet tarafından yönetilip işletilmesi zorunlu kılınmıştır. Ancak, Anayasa’nın aynı maddesiyle, ‘orman niteliğini kaybetmiş’, daha önemlisi, ‘orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerlerin...’ orman sayılmaması olanaklı kılınabilmiştir. Öte yandan, aynı maddede, önce ‘devlet ormanı’ sayılan yerlerin zaman aşımıyla mülk edinilemeyeceği, sonra da ‘bu ormanların kamu yararı dışında irtifak hakkına konu’ edilemeyeceği yaptırımlarına yer verilebilmiştir.
Böyle olunca, ormanlarımızda, deyiş yerindeyse ‘orman kanunu’ geçerli olmaya başlıyor. Bu yüzden, Turizmi Teşvik Kanunu ile ‘Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet- Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkından Kanun’da yapılan son değişikliklere şaşırmamak gerekiyor. Bu değişikliklerle, Anayasa Mahkemesi’nin kapadığı, ‘devlet ormanı’ sayılan alanları turizm yatırımlarına tahsis yolu yeniden açılmış, millî parklar, tabiatı koruma alanları, tabiat parkları, yaban hayatı koruma geliştirme sahalarında bile ‘yap-işlet-devret’ yoluyla ticarî tesislerin yapılması olanaklı kılınmıştır.
Ne yazık ki, ülkemizde böyle bir sorgulama geleneği yok. Çünkü çoğunlukla, orman ekosistemlerinin yalnızca yaşamsal önemde ekolojik işlevlerinin olduğu sanılıyor. Değildir oysa: orman ekosistemleri, ürünlerinin ve ekolojik işlevlerin yanı sıra değişim değeri giderek büyüyen ‘arazi rantı’na da sahiptir. Ülkemizde, bu gerçeğin de ayırdına varılmış; bu ranttan olabildiğince çok yararlanma eğilimleri güçlenmiştir. Bu alanlar, sermaye birikim olanakları giderek azalan yatırımcılar için yaşamsal olanaklar da sunabiliyor. Turizm ve madencilik yatırımları, bu eğilimin yalnızca bir boyutu. ‘Özel orman’ statüsünde orman yetiştirebilmek için bile bu alanlardan sınırsızca yararlanılabiliyor.
Peki; bugün ülkemizde geçerli olan ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal koşullarda bu eğilimi durdurabilecek hukuksal düzenlemeler yapılabilir mi? Çok güç de olsa kesinlikle yapılabilir. Yanıtlanması gereken temel soru işte tamda bu noktada ortaya çıkıyor: Nasıl; evet, nasıl?
Bence, bu sorunun bireysel olarak yanıtlanması kalıcı sonuçlar vermeyecektir. Kalıcı sonuçlar verebilecek yanıtların bulunabilmesi içinse, ilgili kişi ve kuruluşların hiç olmazsa böylesine kamusal bir sorun alanında bir araya gelebilecekleri, uygun yöntem ve tekniklerle kararlar üretebilecekleri, en azından görüş ve öneriler geliştirebilecekleri ortamlar oluşturulabilir ve bu ortamlar giderek uygun kurumsal ve hukuksal yapılara dönüştürülebilir sözgelimi. Bu, olmayacak bir iş mi?
Doç. Dr. Yücel Çağlar, Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği Üyesi
Nisan-Haziran 2008
YEŞİL BAKIŞ
- Antroposen’e Hoşgeldiniz
- Dünya Caddesi İşgali
- Yaşam Dönüşümdür
- Doğal Tarımın Yolu – Felsefesi ve Uygulaması
- Küresel İklim Değişimi, Biyoenerji ve Enerji Ormancılığı
- Yeşil bilişim ile 7.8 gigaton sera gazı azaltımı mümkün
- Dünya Dün ve Bugün
- Klimatoloji ve Meteoroloji





